Arıcılık maalesef tedavisi olmayan bir hastalıktır ve bulaşıcıdır.

Arıcılık ile amatörce veya profesyonelce uğraşan , merak eden veya uğraşmak isteyen herkesi ; bildiklerini paylaşmaya davet ediyoruz. Sizin uyguladığınız ve size normal gelen bir uygulama başkaları için gerçekten çok ilginç ve bilinmeyen olabilir. Konseptimiz çok basit... Bildiğini saklama ve Türk arıcılığına dolayısı ile vatanına hizmet et... E-mail & Msn : halilbilen2@hotmail.com

Yayınlanmak üzere arılık / arıcılık fotoğraflarınızı gönderebilirsiniz.

free html hit counter
View My Stats

08 Kasım 2009

Kış artık gelmeli yoksa...

Güzel bir haftasonu olunca işleri bitirip, arılığa gitmek güzel fikir...
Güneş dün ve bugün yüzünü güzel gösterdi ve arı uçuşu her iki günde güzeldi.
Büyük kolonileri 2 haftadır kontrol etmiyordum ki hemen şöyle bir genel kontrol iyi olur diye başladım.
Bazı problemleri görüp çözme adına da iyi oldu.
Çifleştirme kutularının zayıfları yağma baskısı altında...
Geleceğe yönelik planlamalarda sadece bu kutuların sonbaharda götürüleceği ve başka büyük koloni olmayan bir yer ayarlamak gerekiyor.
Yedek ana görevlerini zayıf olanlar rahatlıkla yerine getiriyorlar.
Biraz güçlenenden anayı almaya da kıyılamıyor.
Ancak bu saatte büyük kovanlarda ana kaybı varsa, kutunun gözünün yaşına mı bakacağız.
Bugün olduğu gibi...

Öğle saatleri ve uçuş çok yoğun olmasa da devam ediyor.

Yakın gözlemlerde de polenli arıların geliyor olması sevindirici.

Polen anlamında çok ama çok kısır bir sonbahar geçirdik ve bu sorun belki de arı kadrolarını hızla kaybetmemize sebep olacak.

Ancak kontrollerde göze çarpan güzel durum ise, yavrunun devam edişi ile birlikte yavru alanının etrafına polen stoku yapılmış olması.

Besleme kutularında verilen katı yemleri de salkımın gevşemesi ve uçuşun olması sebebiyle rahatça çıkıp yiyorlar.

Soğuk havada burada kimsecikler yok.


Ve artık alıştığım tablo...
Genelde yavrunun olabileceği çerçeve belli.
Arılarım 6 çerçevede hepsi...
3'üncü çerçeveyi aralayıp aldığım zaman ana arı varlığı ve yavru durumu hakkında bilgi sahibi olunuyor.
Yine böyle bir çerçeve...
2 adet açık meme...
Bir tanesi en altta görülüyor ki diğeri de hafif sağ ortada.
Larva var, günlük yumurta var ve ilginçtir ana arı da var.
Bu davranışı yapan koloni sayısı sonbahardan bu yana 5 oldu.
Bunlardan 3 tanesi meme temizliği ile yoluna devam ederken, 2 tanesi memeyi temizledikten sonra tekrar meme yapıp, anayı kapı önüne koydu.
Anayı kapı önüne koymuşlara tüpte yeni analar verildi.
Kapı önüne atılan anaları bulmak kolay ki enselerde numara var.
Yedek anaları takmak bu anlamda da büyük avantaj sağlıyor.
Bu ırkın, şu ana kadar sebebini anlamadığımız bu davranışının yarattığı sıkıntıları çözebilmek bizim kutuları iptal etmemizle gerçekleşiyor ama ya böyle yedek anası olan yoksa...
Bu anlamda böyle güzel havalarda tüm kolonilerin ana varlığı açısından kontrol edilmesi problemli kolonileri rahatlatmak için iyi bir fırsat...

Gözlem yapabilme seçeneğimiz olsa da...
Bu memeler şimdi açık, ana arı da hiçbir şey olmamış gibi yumurtaya devam ediyor.
Acaba bıraksak bu memeleri ve gözlemlesek...
Ana arı bu memeleri keser mi yoksa ana arı yine kapı önüne mi?
Ya takvimden haberiniz mi yok sizin.
10 güne kalmaz tepenize kar yağar ama bu ne memesi...

Tüm kolonilerde (her şey yolunda olmasına rağmen 2 koloni hariç) güçleri oranında günlük yumurta olmasını bu polen gelişine bağlayabiliriz sanırım.
Yavru alanının hemen yanına polen stoklamaları da güzel bir kışlama hazırlığı yaptıklarını gösteriyor.
Bazı kolonilerde varroa hasarına maruz kalmış arıları gördüm ama bu saatte artık kusura bakmasınlar.
Bahara ne kaldı şurada...
Şu anda günlük yumurta olduğuna göre...
Bunlar Kasım sonu doğacaklar.
Geçen yıl 07 Şubat'ta yavrular çıkmaya başlamışlardı ve bu durumda Ocak ayı ortası başlamıştı yumurtaya...
Yine öyle olursa...
2 ay sıkacaklar dişlerini...

Elimizde envanter sıkıntısı hep yaşıyoruz ya...
Bunun sebebi ise işletme doygunluğuna ulaşamadığımızdan çok hissediyoruz.
Şimdi 6 çerçevede kışlama hazırlığını tamamlamış bir koloniyi...
5 çerçevelik elimizde boş ruşet olsa da aktarıversek...
Ayrıca zamanımız olacak, artan 1 çerçeveleri de süzüp ballarını besleme kutusundan versek...
Çünkü şu anda elimde 10 adet 5 çerçevelik ruşet var ve onların durumu çok güzel...
Geleceğe yönelik planlamada zaten kışlamalarda 5 çerçevelik ruşeti planlıyoruz ama şimdi yerimiz dar...
Eğer imkanım ve zamanım olsa 5 çerçeveli ruşeti değerlendirirdim kışlamada...
Ancak onunda bir zamanlaması olmalı...
Önce 6-7 çerçevelik kolonileri güzelce teşvik beslemesi, stok beslemesi ve güzel varroa mücadelesi...
Böyle bir pastırma yazı gününde sıkıştır....
Ana arıları yetiştirme konusunda da etkin bir yetiştiricilik için zamanı iyi kullanmak gerekiyor.
Bir yere geliyorsunuz, anaları verecek koloni kalmıyor.
İşte o ara gevşetiyoruz olayı hem de Haziran-Temmuz ayında...
Bu anaları stoklamak için düşünülen bir basit sistem üzerinde çalışıyoruz bakalım.
Belki de kışa girerken yakalanacak en güzel günlerden birinde genel kontrolleri yaptık.
Kar altında arılıkta mangal yakıp, sucuk partisi yapacağımız günlere şurada ne kaldı...

Etiketler: , , ,

01 Kasım 2009

Kasım Ayı Geldi, İşimiz Yeni Bitti...

Balkanlar'dan gelen soğuk hava dalgası ilk olarak Edirne'ye giriyor ya, orada bir türlü rahat ettiremiyorlar soğuğu ve o da bizim buralara kadar geliyor.
Ya yolda çok yoruluyor ya da biz iyi bakıyoruz olsa gerek çöreklenip kalıyor buralarda.
Sonbahar bakımları ile beraber bize verilen gazla giriştiğimiz temizlik ve boyama işlemlerini 5 hafta sonunda nihayet bugün tamamladık.
Demek ki yalnız olsam 20 haftada bitecekti.
Çünkü hep 4 kişi çalıştık.
Bu vesile ile bize bu gazı veren ve gazı verdikten sonra benden çok çalışan ekip arkadaşlarımıza tek tek teşekkür etmeliyiz. Ben genelde arılarda bakılması gerekenlere bakmaya, yok şu yok bu şeklinde kıyı kıyı çok kez kaytardım.
Bu yaptığımız işlerin önemini baharda daha iyi göreceğiz.
Kursiyerlerin artık kovanlarda sonbahar bakımları, malzeme temizliği ve boyaması konusunda öğrenecekleri bir şey kalmadı...

Zonguldak'tan geçtiğimiz günlerde emekliye ayrılmış olan tek hücreli ana yetiştirme kutularından 12 adet gönderilmişti.

Bizim eski ekipmanları tedavüle sokmak konusunda olan tecrübemizi bildiklerinden olsa gerek, gerçekten başarılı bir iş çıktı ortaya.

Bugün işler bu anlamda da gevşekti ki odanın toparlanması, sehpa ayakları boyanması gibi kıytırıkımsı işler vardı.

Birol abinin arılarının kontrolüne giden ekip, dönüşte uzun süredir yiyemediğimiz menemen kokusunu almış sanırım.

Havanın soğukluğuna ve köye girişteki cıvık çamura aldırmadan bizleri ziyarete geldiler.

Hoşgeldiniz, buyurunuz tava ve diğerleri...
Birol abiye kaldı pişirme işleri...
Özlemişiz baharda vadide çadırda yediğimiz menemenleri...
Odada sohbetleri kışın yapacağız demiştik ama daha erken devreye girdi.

Misafirleri gönderdikten sonra, ortalığı iyice toparladık.
Emekli kutularda şıkır şıkır devreye girdiler artık.
Sehpalar ise opsiyonelliğini yine konuşturdu.
Hepsi içiçe girmiş şekilde toplam 23 adet alıyor.
Zaten hepsi 24 olunca...
Diğer malzemelerde tekrar derlendi toparlandı ve bilgi notları ile dizayn edildi.
Arama derdine son.


Geçtiğimiz Mart ayında TEMA ekibinin Eskişehir'de verdikleri seminerde erken geldiğimiz için müsait olan Sayın Ahmet İNCİ ile yaptığımız sohbette çiftleştirme kutularının bazı özellikleri hakkında konuşmuş ve bilgi alışverişinde bulunmuştuk.
AR-GE çalışmaları günümüzde artık kaynak aktarılan bir bölüm.
Bu konuyu arıcılıktan uzak tutmak mümkün değil ki belki de en çok arıcılık için gerekiyor.
Bu kutuların orjinalinde üst örtü olarak ince kontraplaklar kullanılıyor.
Hem arıların genel durumunun kontrolünde hem de beslemelerde açılmaları gerekiyor.
Ekip olarak geçtiğimiz kış duyduğumuz ihtiyaç üzerine bu örtü tahtalarını 3 mm. şeffaf Flexiglass ile değiştirmiştik.
Bu kontrollerin bir çoğuna kolaylık sağlamıştı.
Ancak bu da yetmedi ve bu flexiglass'lara 4 mm. çapında delikler deldik besleme bölümü üzerine.
Bu delikle 60 cc. lik şırınga ile sıvı beslemeyi hiç arı ile temas etmeden yapmak mümkün.
Tabi ki bu kutunun orjinalinde bunu yapmaları maliyeti yükselteceğinden olaya sıcak bakılmıyor.

Bu kutuların besleme bölümlerinin içerisine strafor bardaklar koyuyoruz ki arılar sadece strafor bardaklara rahatça tutunuyorlar.
Kekleri de bu bardaklarda veriyoruz.
Aksi halde besleme bölümünden sızan sıvı besleme ürünleri karıncalara ve diğer sarıca arılara davetiye çıkarıyor.
Bu kutularda geçtiğimiz yıl yaptığımız kışlamalarda tamamı olmasa bile, bahara çıkanlarla vadide erken ana üretimi gerçekleştirebiliyoruz.
Tamamının kışlaması için gerekli arı yoğunluğunun ne olduğunu biliyoruz ama bu kadroya ulaşabilmek sıkıntılı...
Hep oynamak lazım...
Her yıl yeniden ana arı çiftleştirme kutusu doldurmak çok büyük külfet oluyor.
Çiftleştirme kutularında arı kadrosunu istenilen düzeyde tutabilmekte çok iyi takip gerektiriyor.
Bu tür kutularda ana arı üretimi yapılacak ise, yakında olmalılar ve özellikle stoklama beslemesinde sık sık verilerek seri biçimde stoklama yaptırılması gerekiyor.
Emekli işi bu ana arı işi...
Bizimki tecrübe kazanmak...
İlk ana arı üretiminde kullandığımız malzeme, ekipmanlar ve bilgi altyapımız ile bugünkü ulaştığımız altyapı arasında büyük farklar olduğu rahatlıkla söylenebilir.
O yüzden şartlar ne olursa olsun, ana arı üretimi için şartları zorlamak gerekir.
Hiçbir zaman kendi yetiştirdiğiniz anadan daha değerli ana arı satın alamazsınız.

Etiketler: , , ,

29 Ekim 2009

Dağ Taş Arı ve Av...


Cumhuriyet bayramının kutlandığı güzel bir İç Anadolu sabahı...


Planlandığı gibi ekiple, planlanan yere ulaştık.


Sabah çorbaları sonrası, çaylarımızı da serin bir sabah olmasına rağmen çayımızı yudumluyor ve planlamalar gözden geçiriliyor.


Geçen haftalarda gidilen ve arı kolonisi olduğu tahmin edilen yere vardık ve avcılar hemen ava koyulmak durumundalar ki hem Dafi, hem de Rocky sabırsızlanıyor.


Ayrıca av olmazsa, konserve balık ile geçiştirilecek.



Haydi rastgele size bakalım.


Bizlerde pekmezi döküp, çevre aramasına başladık.


Pekmeze tek tük gelen arılar oldu ama hava da uçuşa pek müsait değil.


Derken Fikri'nin dikkatini kayanın altına çalışan 1-2 arı çekmiş.


Biraz pür dikkat olunca arının muntazam çalıştığı görülüyor ve herkes toplanıyor bölgeye ki bu arada avcıların uzaktan atışları duyuluyor.



Birkaç küçük kaya parçasını kaldırınca peteklerin üstü görülüyor.




Pekmeze ilgi göstermeleri ilginç.

Dağ başında pekmeze bir balarısının geldiğini düşünmek bile güzel...


Dikkatli açmak gerekiyor ki toz toprak dökülüyor temizledikçe...



İlk alınan peteklerden işçi arı örnekleri boş perizin şişelerinde bulunan alkole alınıyor.



Bu arada avcılarda ilk turu tamamladılar ve geldiler.



Birol abi hemen işin başında.




Ana arıya dikkat etmek gerekiyor.



Doğal ortamdan ilk defa arı alınırken görmek süper bir tecrübe oldu bizlere...



En dikkat çekici olan ise, toprağın içini ve kayanın bir bölümünü çok kalın propolisle kaplamışlar.



Alınan işçiler kutuya dolduruluyor.


Ana arı daha bulunamadı ve aşağıda salkımdaki arıların toplanması için keyif molası vermiş Birol abi...



Duvardaki propolisler çok ilginç.



İlk başlarda arının durumunu bilmediğimizden herkes maske taktı ama daha sonra arı ne yapıyorsunuz bile demedi.



Anayı bulmak için arı silkelendi tekrar ama kayanın altından verilen dumanla yukarı çıkan ana bulundu.


Bir yerden ana arı çıkarmak için önce işçileri alıp, silkeleye silkeleye yukarı çağırmak gerekiyor ki ana arı da bu ivme ile dumanı da yiyince yukarı çıkıyor.


Arıyı aldık ya, avcılar görev başına.


Biz kıyı kıyı çayı demledik ve birşeyler atıştırırken haber geldi ve güveç yanacak bakalım dediler.


Birol abi, Dafi ve tavşan






Çay operasyonu sonrası geçtiğimiz günlerde alınan arıların yerlerini görmek üzere 3-4 km. lik mesafeye gidildi.



Güveç ekibini çeşme başında bırakıp, bizler diğer bölgeye devam ettik.



Hüseyin Yavuz, Dafi ve Rocky'e nasıl ferma durulacağını anlatıyor.



Kayada daha önce alınan arıdan kalan petekler.


Dağ taş arı ve av.
İç Anadolu gerçekten çok güzel.



Allahım yenmezde ne yapılır?


Trap çalışmaları güveç pişerken devam ediyordu.

Yedik, içtik ve gezdik.
Güzel bir gündü ve belki yine gideriz bölgeye...
Bu güzel etkinliğin ardından kötü haber vermek nasıl olur ama alınan koloni, artık yerinde yoktu.
Terk etti bizi ve kayadan geldi, kayaya uçtu yine.
Yerinde yeller esiyor...

Etiketler: , , ,

26 Ekim 2009

Bir Sevdadır Arıcılık...

video

Tam dönüyorduk gittiğimiz yerlerden geriye, baktık ki çok uzaktan daha yeni yeni gelenler varmış.

Etiketler:

25 Ekim 2009

İç Anadolu için Kışlama Vakti...

Ramazan ayında bazı illerin ismi sayılır ve ... ili için iftar vakti şeklinde...
Benzeri bir durumla İç Anadolu içinde kışlama vakti artık.
Dolayısı ile bilgi paylaşımı yapılan ortak paydamız arıcılık olduğuna göre arılarımız kışa hazırlamak önemli etkinlikler gerekiyor.
Ana hatları belli zaten ama ayrıntıların daha önemli olduğunu gün geçtikçe daha iyi anlıyoruz.
Arıları sıkıştırdık, varroa mücadelesi yaptık, sıvı teşvik beslemesi yaptık.
Daha sonra stok beslemesi ile kışlık stoklarını tamamlattık.
Bu kadar basit gözüküyor ama ya ayrıntılar...

Arıcılık çok geniş bir konu olduğu için bu kadar ilgi görüyor ve ihtisaslaşmak her konuda mümkün olmuyor.
Temel arıcılık bilgilerini bile dağarcığa yüklemek ve uygulamak büyük çaba gerektiriyor.
Ancak bu yıl daha fazla hissettiğimiz yağmalama davranışı altında arıcılık yapmak daha işleri zorlaştırıyor.
Buna rağmen istediğimiz düzeye gelen kolonilerle kışlayacağız nasipse.

Yavrulu, kemeri ballı kışlama için ideal bir çerçeveye örnek...

Bu şekilde kemerini yapan koloni, yavrulama alanını da kışlayacak düzende hazırlıyor ve yumurtlamaya kıyı kıyı devam ediyor.

İç Anadolu için geç bile kalmış gece soğukları, bugünlerde aşırı yumurtlayacak kolonilere atacağı tokatı çoktan hazırlamıştır ama bu çerçeve ile biraz zor atar.


Bu şekilde yavrulu 2 çerçeveli ve toplam 6 çerçeve arıyı kışlatacağız ki tüm koloniler bu güçte.

6 çerçeve arı...

Bir çok bölge için bu rakam komik gelebilir ama 6 çerçeveye sıkıştırılmış kolonilerin kışlama performansları başarılı sayılıyor.

Çerçeve üzerindeki arılar ne kadar az değil mi?

Kemerlerin iyice görülmesi için silkelenenince sadece gençler yapışık kalıyor yavru alanında.

Zaten bal kemeri üzerinde arı da pek durmuyor.

Bu çerçeve de duvar çerçevesi olarak stoklanmış.

Bırakın kışın bu çerçeveden bal yemeyi, ucundan bile tadamazlar.

Ancak o çerçevenin orada duruşu koloniye vereceği sinyal yeterli...


Yavrulama faaliyetleri 2 çerçeveye düşse de çıkan yavruların yerlerine yeni yumurtlamalar ile süreç kontrollü devam ediyor.
Sıvı beslemeyi sonlandırdık ve 1/2 kg. kekleri üst yemliklerine vererek beslemeye noktayı koyduk ki zaten salkıma girdiklerinde besleme kabına çıkamayacaklar.
Sonuç itibarıyla, ana hatları ile arıcılık yapıldığında koloniler kışa kendilerini hazırlayabiliyorlar ki zaten kendi başlarına bunu yapabiliyorlar.
Arılarda işleri Cumartesi bitiriyorum ki Pazar günü ekip çok tezcanlı...
Yetişmek mümkün değil onlara...

Hüseyin Yavuz'a göre dolap öyle yerde olmazmış...
İyi de ne yapacağız?
Ben karışmayacakmışım!
Biraz dubel ile vida alacakmışım.
Aldık ve Hüseyin ayarı çekti.
Dolap artık duvarda.
İşini istediği yöntemlerle başaran birisinin mutluluğu gözlerinden okunur ya.


Sehpalarda bulunan çerçeveler artık ilave veya boş kovanlarda dizayn edildi.

Üstlerine de küçük not kağıtları zımbalandı.


Ve dolabın içi de dolduruldu tekrar.

Soğuk kış günlerinde arılıkta sıcacık sohbetlere mekan olacağından burası içeriği de ona göre düzenlendi.

Sadece "karda sucuk" zamanı sucuk alınacak o kadar...


Boya boya bitmiyor ki o kadar çok malzeme olduğu genelde evlerde de boya badana işlerinde anlaşılır ya.

Aslında sonu göründü ve..

Bitti sayılır.

Hüseyin yine gelecek günlerin sohbet masasını ayar ediyor.

Zonguldak'tan gönderilen ana çiftleştirme kutuları da temizlendi ve birer katları boyandı.

Bitince onlarda çok güzel olacaklar.


Biraz da köyde çevresel ilişkilerimizi gözden geçirdik.
Domates mevzuları artık biliniyor ya.
Bugünde, haftalık işyerinde yapılan kahvaltılara eşlik edecek domatesler toplandı...
İşlerimizi yaparken, bizleri arılıkta gören arıcı arkadaşlarımız ve büyüklerimiz de kısa süreli kolay gelsin dileklerini iletmeye uğruyorlar sağolsunlar.
Arıcılığa yeni başlayanların işlerinin ne kadar zor olduğunu anlatıyoruz ya bunun bir sebebi var.
Bugün yeni başlayan bir arkadaşımızda uğradı yanımıza.
Arıları hakkında anlattı ama bir baksak hele benim arılara dedi.
Hep birlikte gittik ki bize yakın sayılır.
Ancak arılarda yoğun bir uçuş vardı yaklaşınca.
Yeni başlayanların önce bir arıcının yanında arıcılık yapması gerektiğini de zaman zaman yazıyoruz.
Yeni başlayanları suçlamak gibi bir durumumuz asla olamaz ki zaten onlar bizden çok titriyorlar arılarının üzerine ve en çok onlar üzülüyorlar.
Ancak olaylardan ders çıkaran aklı-selim toplulukların başarılı olacağı gelecek günlerde yerimizi almak için çok daha fazla çalışacağız.


Basit gibi görünen bir ihmal yapılmış.
Zayıf arıdan alınan kemeri ballı bir çerçeve arıların temizlemesi için hemen koloninin önüne konulmuş.
Bu arıların olduğu yerde de başka 20'den fazla koloni var.
Neden öyle yapmış diye sorduk ki aynı davranışı yakınındaki arıcı yaptığından...
Ama arıcılıkta zaman yönetimi çok önemli...
Bizler erken baharda günün ortasında rahatça besleme yapıyorduk vadide.
Ancak bugünlerde ise hava kararıyor ayrılırken arılıktan...
Malum yağmacılık davranışı zaten zirvede iken...
Arılarına bakacaktık arkadaşımızın ama o çerçeveyi ortadan yok edip, kolonilerin uçuş deliklerini 1 arı girecek kadar daralttık ki güçlü koloniler savunmalarını kurmuşlardı.
İnşallah bir sıkıntı olmazda gelecek günlerde uygun bir zamanda bakarız.


Odada da işler yoluna girdi gibi.

Vadiye gidersek eğer, vadiye gidecek boş kovanlara esmer / polenli ve ballı çerçeveler doldurularak düzenlendi.

Kılavuz petekler, beyaz kabarmışlar ise ilavelerde burada kalacaklar.

Sehpalarda boşa çıktı artık ve onlara da hafif bir bakım çekeceğiz.

Gelecek günlerde de yapılan sonbahar işlerini ayrıntılı anlatmaya çalışırız ki gerçekten biz de eksiklerimizi görerek tamamlayabiliyoruz dostların ve büyüklerimizin uyarıları ile.

Ancak öncelikle aklımızda hava şartları müsait olursa sürpriz bir günde arı safarisi var.

Planlamalar tamam ve kısmetse bu kez medyanın güçlü bir çıkarması ile gerçekleşecek safari.

Arıların işini bitirdik ya, safari de yapmak hakkımız sanırım.

Dostlarla bir arada, şöyle bir İç Anadolu bozkırını gezelim bakalım...

Kalın sağlıcakla...

Etiketler: , , ,

17 Ekim 2009

Sonbahar Hüznü

Sonbahar hüznü çökmeye başladı arılıklara...
Haftasonu arıcılık maceralarına bu kez Cuma akşam mesai sonrası başladık.
Nisan 2008'de arıcılık kursu fotoğrafını arşivden buldum.
Kursiyerlerden tanıdık çok.
İyi kovan boyayan / onaran arıcılar çıkacak bu kursiyerlerden deselerdi zamanında inanmazdık.



Ama konumuz Cuma akşamı kovan boyama değil...

Eski köy, yeni mahalle Satılmışoğlu'na gittik ekiple beraber...

Hüseyin Yavuz ve Fikri Atmaca'yı ilgilendiren boyutu ise bu arılar kurs arkadaşları Fatma hanım ve Mehmet Bey' e ait.

Kurs bitti gitti ve uygulama şansını yakalamış olanlar buluştu diyebiliriz.



Eskişehir gibi bir bozkırda hala 2 katlı durmaları sıkıntı yaratan bir unsurdu ancak ben işlemler yapılırken sadece seyrettim.

Hüseyin ve Fikri hallettiler.

Daha önce bal almışlar, biraz daha alındı ve sıkıştırıldı koloniler.

Yumurtayı kesmişler ki teşvik beslemesi de yapılmamış.

Stokları yerinde...

Varroa mücadelesi de yaptık ama arılar varroa açısından temizdi ilginç bir biçimde.

Neden bakılmamış bu kolonilere?

Bu bahçenin diğer tarafına kendilerine ev yapıyorlar ve bir çok işi de kendileri hallediyorlar.

Arılara gereken itinayı eve taşındıklarında gösterecekleri kesin.

Dönüşte organik marullar ve domatesleri de aldık ki Cherry domatesler enfesti.

Biraz da anma yapmak gerekiyor sanırım.

Gerçi kovanları boyarken de çok dua ettik ama yazıya dökmek bambaşka...


İzleyenlerin bir çoğu bilir ki Mart 2008'de Bilecik'ten Arif Uysal abinin önderliğinde Cevdet amcadan kovanlar ve arılar almıştık.



Her iki gidişimizde de yağmur ve soğuk inanılmazdı.

Bilecik denince aklımıza artık yağmur geliyor.

Bu resimde sigara içenlerde değişen bir durum yok ki hala içiyorlar. Bıraktıramadık bir türlü...

Ekip ruhu daha o zamanlarda perçinleniyordu ki bana kalsa o yağmurda çamurda başarmam mümkün değildi.


Sonra getirip indirmiştik depoya.

Cevdet amcayı da kısa süre sonra kaybetmiştik...

Bu resimde geçtiğimiz yıl kışlama durumu gözüküyor.

Bu yıl çatıları kullanmamayı düşünüyorum.

Kovanların eski haline bakıp bakıp...

Vay be nasıl da uğraşınca ve emek verince oluyor diyoruz bol bol...


Bir de yeni hallerini görelim bari..

Cevdet amca da keşke görseydi...

Belki bir yerlerden izliyordur...



Tacizciler...

Sarıca arılar artık azgınlaştılar ve salyalarını akıta akıta saldırıyorlar.

Ellemedim ellemedim ama artık çiftleştirme kutularına musallat oldular ve iplerini çektiler.

Perşembe akşamı hazırladık tuzağı..

2,5 litrelik pet şişeyi cart kestik ortanın az üstünden...

Ters çevir, kapağı çıkar ve geçir tersleme...

İçine de biraz şerbet...

Cumartesi sabah gittiğimde bir hayli vardı ki yeni girenler beyhude çıkmak için uğraşıyorlardı.

Döktük ve yeniledik sıvıyı...

Canlıları da hallediverdik.



Tamam canlıdır, vardır bir yaratılış sebebi ama besleme yapılan çiftleştirme kutularında ne işiniz vardı değil mi?



Bu uçuş ızgaraları da yeni takıldı.

Dayımın arkadaşlarından geldi 3 tane ve taktık boyama esnasında.

Gözlemim şu ki savunma anlamında çok faydası oluyor.

Biz de kışın pek olmuyor ama fare gibi zararlıların kovanlara girme eğilimi gösterdiği yerlerde çok etkin olarak kullanılabilir.


Bugün bir hayli mesafe daha kat ettik ki kovanlar bitti. İlaveleri de yarıladık sayılır.

Haftaya boyayı sonlandırıp, odada sehpalarda bulunan petekleri de güzelce tasnifleyip, kovanlara ve ilavelere dizdik mi artık kışın sohbet odası hazır...

Sonbahar hüznü dediğimize göre...

Soğuk karlı kış günlerinde arılarımızı elbette düşüneceğiz ama endişelenmemiz için yapılması gerekenleri yaptık mı?

Aşağıda saydıklarımızı yaptıktan sonra ayakları uzatıp, elleri de enseye atmak gerekir değil mi?

***Bal hasadı sonrası kuluçkalıkta esmer petekleri bırakarak, arıların gücüne uygun koloniyi sıkıştırdınız mı?

***Bal hasadı sonrası balözü akımı azaldı veya bitti ise katı besleme yaptınız mı?

***Arılıktaki kışlayacak tüm arıların güçlerini eşitlediniz mi?

***Birleştirmeler sonrası kuluçkalıkta boşluk kaldı ise bölme tahtasını koydunuz mu?

***Uçuş deliklerini yağmalama ve sarıca / eşek arısı tacizleri için daralttınız mı?

***Varroa için en az 2 etken maddeyi dönüşümlü kullandınız mı?

***Genç ana arının yumurtlaması için 1/1 oranında hazırlanmış sıvı teşvik beslemesi yaptınız mı?

***Yavrulama faaliyetlerini kontrol ettiniz mi?

***Ana arılarımızı daha baharda değiştirdiğimizi varsayarak, değişemediğimiz anaları sonbaharda genç ana ile değiştirdiniz mi?

***Süreç içerisinde ana kaybı yaşayan kolonilerinizi tespit edip, yedek anaları devreye soktunuz mu?

***Örtü bezi / örtü tahtası eksiklerini tamamladınız mı? (Biz örtü tahtası tercih ediyoruz artık.)

***Kovanlarınızı boyadınız mı? (Eğer bunu yaptıysanız direk sırtüstü yatabilirsiniz kışboyu...)

***Kovanlarınızı boyamaktan öte, kışlamak için gerekli onarımları gerekiyorsa yaptınız mı?

***Kuluçkalıklardan ve ballıklardan artan peteklerinizi güveye karşı korudunuz mu?

***Hasat ettiğiniz balları yavaş yavaş tüketiciye ulaştırdınız mı?

***Yavrulama faaliyetinde iklimsel olarak görülen aksamalar için polen veya polenli kek vermek gibi tedbirler alabildiniz mi?

***Amatör ana arı üretiminizi Temmuz ayı sonunda sonlandırdınız ve çiftleştirme kutularını kışlatmak için tedbirler aldınız mı? (Ana arı üreticiliği için çok önemli bir unsur.)

***Yavrulama faaliyetinin azalması ile gece sıcaklıkları iyice düşmeden stok beslemesi kapsamında gerekirse hergün stok tamamlanana kadar 2/1 oranında koyu sıvı besleme yaptınız mı?

***Arıcılık Kayıt Sistemi kapsamında kolonilerinizi saydırdınız mı?

***5 çerçevenin altındaki kolonileri kışlatma çabası içinde olmaktansa birleştirdiniz mi?

***Koyu sıvı besleme sonunda üst yemlikten katı besleme yapacak mısınız? (Bizde haftaya bu bölümü de halledeceğiz.)

***Kovanlarınızı mutlaka ama mutlaka yerden yükseğe aldınız mı?

*** Tüm işlemler bittikten sonra kovanların arkasını nemin kolay tahliyesi için hafifçe kaldıracak mısınız?

***Fırtına esnasında arılığınızda uçabilecek materyalleri emniyete aldınız mı?

***Kovan kapaklarını yağış geçirgenliği açısından kontrol ettiniz mi?

Her maddeye bir puanlama tekniği uygulasak, belki de kışlamada rahatlık endeksi çıkarılabilir.

Kışı rahat geçirme adına yapılacakları yapıp, gerisi artık kısmet demek gerekiyor sanırım.

Arılıklarımızı izlemek adına Turkcell'in 3G göz sistemi çok hoş ancak bizler için eksik taraflarıı var henüz.

Öncelikle göz elektrik ile çalışıyor. Ayrıca gözün olduğu yerde 3G teknolojisi olması gerekiyor.

Yakında bu sorunlar çözülürse, istediğiniz zaman gözü arayıp, arılıkta ne var ne yok 3G destekli cep telefonumuzdan izleyebileceğiz.




Murat Akın hocam ense yapmak için gerekenlerin içine bir eklenti bildirmişler yorum ile.

Sanırım dediği şudur...

Etiketler: , , , , ,

11 Ekim 2009

Haydi Bakalım Norveç Yiyenler...

Dayımın genelde anlattığı bir öykü var bizlere...
Öyküyü dinledikten sonra hayat boyu referans alırsınız bu öyküden...
Hikaye şöyle...
Büyük bir çiftlik sahibi çiftliğinde çalıştırdığı tarım işçilerine sabah aldığı simitleri, kimse kimseyi görmeden nasıl başarıyorsa hepsine tek tek veriyormuş.
Herkes kahvaltıda simit yiyor ama belli etmiyormuş kimse kimseye...
Öğleye doğru sıcak tepeden bastırınca işler yavaşlıyor ve çiftlik sahibi oturduğu gölgelikten hafifçe ayağa kalkarak işçilere doğru..
"Haydi bakalım simit yiyen.." dermiş.
Ahanda işler hızlanıverirmiş.
Bizimki de o hesap...

Polen vermiştik ya...

N'oldu polen diyenlere...

Besleme kutusunun sıvı ile temas eden bölümüne verilenleri bazı koloniler almamış ki polen şerbeti engellemiş ve eriyince bloke etmiş şerbeti...

Hamurumsu olan poleni alamayanlar vardı.

Ancak yine besleme kutusunun ön kısmına verildiğinde sıvı ile temas etmeyenleri almışlar.

Dolayısı ile kalan polenleri de verdik bu şekilde...

Sıvıya değdirmeden verdik gitti...


Bazı kolonilerde polen stoğu hızlanıyor ama bizim verdiklerimizden olduğunu sanmıyorum.

Sabah çiğleri düşmeye başladığından erken saatlerde polen gelişi gerçekleşiyor.

Bugün saat 12:00'da erkenden arılığa gittiğimizden polen getiren arılara rast geldik.

Ya boyadık tamam da yağmur yağarsa, kar yağarsa ne olacak?

Nasıl kıyacağız?

Çiftleştirme kutularını da elden geçirsek mi acaba?

Bugün Hacı abinin kolonileri elden geçirme vakti...

Yandaki boş tarlayı kat ediyoruz ve burada çürümüş söğütten, söğüt kurusu topladık.

Tarlada yerde serili olanlar pancar yaprağı...

Diğer köyde çıkarılan pancarların yaprakları buraya traktörlerle getirilip boşaltılıyor ve akşamüstü sürü burada otlatılıyor.

Hacı amcanın arılarının sıkıştırmalarını, gıda ikmallerini ve varroa mücadelesini yaptıktan sonra en önemli bölümdeyiz.

Bulgaristan domatesi...

Hacı amca da hala tohumları mevcut ki geçtiğimiz yıl da tatmıştık bu lezzetten.

Sağolsun her yıl tadıyoruz sayesinde.
Yaşı ise 78... Allah uzun ömürler versin...
Ben burada kıpırdamasam gittiydim çoktan diyor.
Bizde aşağıdaki gibi kıpırdamasak hiç olmaz...


Yine Fikri'den Norveç ziyafeti bizlere.
Bugün onur konuğu Yusuf abi...


Bugünde hafiften yedik bakalım.

Haydi bakalım Norveç yiyenler...

Bir hayli finale yaklaştık ama daha ilaveler var.
Fakat acaip dağılmışız...
Olsun arılığa baktıkça gurur duyuyoruz ya.
Zaten önemli olan da Garp kafasıyla arıcılık yaparken, Şark kafasıyla hata üstüne hata yapmamak değil mi?

Etiketler: , , ,

08 Ekim 2009

Değişen Şartlara Uyum...

Değişen şartlara uyum sağlamak...
Yusuf abi dedi ki...
Eğer değişen bu şartlara arılarını hazırlayamayan arıcılar olursa çok kış kaybı yaşarlar.
Değişen şartlar neler acaba?

Ülkemizin birçok bölgesinden gözlemlerimiz oluyor.

Bazı bölgelerde 5 çerçeve arıda bile 5 çerçeve yavru var iken, bizlerde 6 çerçevede 2 çerçeve yavru var ancak...

Acaba gerçekten 5 çerçeve arıda 5 çerçeve yavru var mı?

Bizim kafkaslar ve yerlilerde de yavru 1'er çerçeve civarı devam ediyor.

Yavrunun önemi tabi ki var ama esas dikkat çekici olan kolonilerde geçen yıl bu tarihlerde olan polen stoğu yok.

Kışa hazırladıkları poleni bile depolayamayan koloniler sıvı teşvik beslemesine de yeteri kadar cevap veremiyorlar.

Arı ırkları arasında fark ise, polen kıtlığına rağmen bazı ırklar hala yumurtlama eğiliminde ama polensiz yetiştirilen işçiler baharda ne kadar verimli çalışacak.

Neden polen yok konusunu daha önceki günlerde de paylaşmıştık ki yağmur hiç yağmadı bölgeye.

Polen yoksa poleni nasıl verebiliriz koloniye veya nasıl ikame edebiliriz?

Önemli bir konu aslında.


Bugün haftasonu boyananların sisteme sokulması ile arılıkta değişecek kalmadı ve hepsi boyanmak üzere depoya atıldı ki bundan sonrası kıyı kıyı olur.

Son mohikan ise evlere şenlik...

Nuh-nebi'den kalma.

Ekip bunlara da boya-tamir için gaz kesiyor ama elekle su taşımaya benzeyecek bir durum...

Ben öğleden sonra gitmiştim arılığa ve ekip akşamüstü geldi ki iyi ki gelmişler, işleri ucu ucuna yetiştirdik.
2'nci tur Perizin'i de yaptık fırsat bu fırsat...
Çevremizde başka arıcı olmadığından varroa mücadelesinde sıkıntı yaşamıyoruz.
Hacı amcada da 2 kovan var ama onların bakımlarını da bu haftasonu yapacağız.
Aslında onlara bakmasak iyi olurdu ki varroa mücadelesinde başarısız olursak, suçu atıverirdik hacı abiye...


Bu olay aslında başarılı olsa ne olur ki dişlerinin kovuğuna bile gitmez ama...
Baharda varroa mücadelesi yapılırken derlenen polenleri keke katmak üzere derin dondurucuda hiç kurutmadan taze olarak depoluyoruz.
Baharda keke katana kadar kışa girişte versek ve bunları stoklasalar...
Beyin fırtınası yaptık ve nasıl yaparız nasıl yaparız derken Muhsin Doğaroğlu hocamızın polen keki tarifini önerdiler bize.
Ancak zamanımız hazırlamaya yetmediğinden bu akşam bir ilginç deneme yapalım dedik.
2 çeşit uygulama yaptık ve durumu Cumartesi gözlemleyeceğiz.
İlk uygulamada poleni besleme kabı ön tarafına sıvı besleme ürününe değdirmeden verdik.

Polencibaşı terimini de arıcılığımıza kattık.
Fikri Atmaca elinde kaşıkla ayar ediyor poleni...



Diğer uygulama ise sıvı besleme ürünü ile temas eder şekilde verildi.



Polenin kurutulmamış olmasından dolayı taşınıp stoklanacağı düşüncesi taşımaktayız...

Ülkemizin bir çok yerinde arı hastalıkları konusunda artış olmasında polen yokluğunun da bir etken olduğunu söyleyebiliriz ki arının mücadele gücünü düşürüyor polensizlik...

Bizim verdiğimiz 1-2 kaşık polenle mi olacak?

Eğer alırlarsa seri biçimde devam eder stok yaptırırız.



İşleri bitirdik ki hava da karardı.

Genel çiçek bahçesi fotosu ise gece karanlığında çekildi.

Bakarsan bağ, bakmazsan Afganistan arılığı olur.

Siz hiç Afganistan arılığı gördünüz mü?

Etiketler: , ,

04 Ekim 2009

Boyaya Devam ve Bumerang Ustasından İnciler

Cumartesi günü bir hafta önce boyanan yeni kovanlarla, boyanacak kovanları değiştirme için arılıktaydık...
Hala havalar güzel gidiyor ama arılar yavruyu iyice azaltmışlardı.
Bunu polen gelişinin azlığına bağlıyoruz ki, sel basma görüntülerine rağmen bize damla yağmur düşmedi denilebilir.




Aktarma esnasında hem bal stokları, hem polen stokları, hem varroalı arı veya kanatsız arı kontrolü, hem de yavrunun durumunu kontrol ediyoruz.

Yavru durumu genelde 2 çerçevede mevcut, ancak yeniden yumurtlama başlamış.

Arıları 6-7 çerçevede eşitlemiştik ki 7 olanlarda 6 çerçeveye düşmüşler doğal olarak.

Ancak ilerleyen günlerde tüm işlemler bittiğinde bazı kolonileri iptal edebilir ve tekrar bir güçlendirme yapabiliriz.

Şu halleri de kışlamaya yeterli gözükse de güçlünün zararını görmedik.

Boşa çıkan anaları da kutulara çakarız...

Aktarımlarda çok az polen stoğu görüldü.

Normalde yukarıdaki bu çerçeve 2'nci çerçeve olduğundan yavrulaması gereken çerçeve ama yavruyu bu yıl tam orta çerçevelerde devam ettiriyor.

Varroa için Formik asidi küçük buzdolabı poşetleri içindeki kartonlara emdirerek vermiştik.

Bu hafta topladık ve klasik tepkilerini yine vermişler.

Propolis ile sıvamışlar.

Sıcak havada da yapış yapış her yere bulaşıyor.

Aktarma yaparken fırsat bu fırsat varroa için Kaumafos etken maddeli çözelti kullandık.

Nam-ı diğer Perizin.

Haftaya bir tur daha vereceğiz.

Karakaçan otlayacak yeri bulmuş.

Muhabbeti hiç çekilmiyor habire otluyor.

Bu konuyla nasıl bağlayacağız ama...

Köyde yaşlı bir amca var.

Bumerang yapıyor ağaçlardan çocuklara...

Sohbet imkanı bulduk kendisiyle...

Bumerangı bilirsiniz, "L" biçiminde olup, hızla atarsınız ve döner - döner tekrar size döner...

Bumerang yaptığı ağacı söylemiyor ama her ağaçtan olmuyor diyor.

Bazıları atarsın, gelir ve tutarsın...

Şahane de ses çıkarır diyor.

Bazılarını atarsın, gider ve gelir, sen yapıp-fırlattığın halde gelir sana çarpar.

Neden çarpar? diye sorduk.

Ağacı bozukmuş, sen ne kadar işlersen işle ayar tutmazmış.

Çarpmayanlardan bizlere de yapacağına söz verdi.

Gelelim Pazar gününe.

Cumartesi içeri yığdığım boyanacakları, öncelik ruşetlerde olacak şekilde başladı ekip boyamaya...

Ben yine arılara yapılacaklarla uğraşıyorum.

Önce ruşetleri boyuyoruz ki bunları sisteme sokup, kovanları alacağız içeriye boyamaya.

Ruşetler hakkında söyleyecek bir şeylerimiz var elbette.

Elimizde topu topu hepsi 10 tane var.

Ancak bu sayıyı kışlayacak arı sayısına denk getirmek gerekiyor.

6-7 çerçeveye sıkıştırmıştık arıları eşitleyerek...

Bugün kadrosu iyi olan 6 taneyi daha ruşetlere indirdik.

6 çerçeve full arı, 5 çerçevelik ruşete indiğinde 1 ballı artıyor ki onu da depoya alıyoruz.

6 çerçeve arı, 5 çerçevede sıkışıyor.

İç Anadolu bölgesinde kısa bir arıcılık hikayemiz içinde bu bölgenin en iyi kışlamasının bu ruşetlerde sağlanacağını düşünüyoruz.

Ancak bu ruşetlere aktarmadan önce mutlaka arı en az 6 çerçeveli şekilde ayarlanmalı ki ruşete indiğinde bomba gibi 5 çerçeve olsun.

Aktarma sonrası arıların ruşete karşı algılama sorunları oluyor ama kısa sürede normale dönüyorlar.

Bugün güveç günüydü.
Kısaca boyama bahane, güveç şahane..

Kışlamada kullanılmayacak kovanlar depoda yerlerini alıyorlar ama işçiliklerini hiç boşlamıyoruz.
Polenli kovanlar bu kış depoda duracak.
AK = Ahmet Kocabaş ( Ahmet şef)
Daha önce vernik rengi olan kovan beyazlara büründü.
Kendi kovanını biraz torpilli boyamış ama ben dışarıda olduğumdan göremedim.
Sonradan uyandık ama attığı fazla bir kat boya nasıl sökülür bilmiyoruz.
Ahmet Şef'in kovanda polenli olduğundan depoda kalacak.
HY: Hüseyin Yavuz
FA:Fikri Atmaca
Markaları hazır ama kovanları daha sistemde, o yüzden boyayamadık.
Zaten onlarda polenli olduğundan depoda yer alacaklar.
Polenlikler elden geçirildi ve baharda kullanılmak üzere uçuş deliği straforları bile takıldı.
Bir işi yaparken yapmak lazım ki sonra yaparız dendiğinde iş yükü daha da artarak karşımıza çıkıyor.
Bu kovanların içine iş bitimi depoda sehpalarda bulunan yavrulama yapılabilecek düzgün esmer petekleri dizeceğiz ve eğer gidilirse vadiye bu şekilde gidecekler.
Ayrıca vadide bahar aktarmasına katkıda bulunacaklar pırıl pırıl.

Bir hayli beyazlayan var ama daha 16 adet değişecek mevcut.
Depoda boyanıp işi bitenler devreye girince 1 haftalık işimiz var.
Daha sonra ilaveler, çiftleştirme kutuları derken...
Bu kış işimizi bulduk...
Tekrar tekrar söylüyorum ki bana kalsa tek fırça süremem.
Ekip sağolsun, tek fırça sürmeden arılık çiçek bahçesine dönüyor.
Ben kovanların içinden sorumluyum...


Akşam hava kararırken paydos ettik ve yorgun yorgun evlerin yolunu tuttuk.
Hava kararıyor olsa da çiçek çiçektir.

Etiketler: , , , , ,

29 Eylül 2009

Belki Referans Olur...

Görüntüler bizden değil bu kez...
Hobi amaçlı arıcılık yapan yurtdışı örneklerini zaman zaman güncellemelerimize düştükçe inceleme imkanı buluyoruz.
Referans almak adına...

Etiketler:

27 Eylül 2009

Çiçek Gibi Olmak...

Yapılan işlemlerin beğenilmesi durumunda genelde kullanırız ya...
"Çiçek gibi olmuş." diye...
Gerçekten çiçek gibi olmuş.
Dün boyadıklarımızı sisteme sokmaya ve diğer kovanları da boyamaya bugün devam edildi.

Ekibe Ahmet Şef'te bugün katıldı.

Tel fırçayı eline bir aldı ki...

Aslında kovan temizliği, boyama falan bahane...

Amaç mangal yakıp, taaa Norveç'lerden gelenlerin tadına bakmak...



Dün akşam Yusuf abi kendisinde bulunan strafor kovanları getirmişti.

Sabah ilk iş onları da boyadı ekip ve ben habire aktarıyorum...

Zaman zaman Ahmet şef yardım etti de yağmacılara pek prim vermedik.

Yusuf abi biraz zor tanır bu kovanları...

Üstelik küçük tadilatlara maruz kaldı kovanlar...

3 kovan yanyana bir sıra şeklinde kamyonete sığmayanlar vardı ki artık sığacaklar.


Yerlerini almaya başladılar arılıkta...

Uçuş delikleri de sert straforla daraltılıyor.
Yağmacılık faaliyetleri üst düzeyde bugünlerde...
Çok dikkat etmek lazım...
Ekip arkadaşlarımızdan Hüseyin Yavuz'un tespiti çok yerinde idi.
"Sonbaharı görmeden ben arıcı oldum denilemez."


Akşamüstü sistemden içeri gelen kovanlar tekrar hummalı bir çalışmaya maruz kaldılar.
"Çiçek gibi oluyorlar çiçek.."
Bana kalsa kovanın içindekiler daha önemli ama...

Etiketler: , ,

26 Eylül 2009

Bana Bir Harf Öğretenin...

Ramazan ayı boyunca planlamalarımız bayramda hiçbir yere kıpırdamamak üzerine kuruluyordu.
Ancak yakın arkadaşlarımızın bildiği bir vesile ile bayramda yine memleket yollarına düştük ve hiç kimseye de haber vermeden..
Sürpriz yapmanın zevki kadar, sürpriz yapılanın şaşırmaları...
Hayatın tadı tuzu...
Öncelikle Bandırma'ya gidildi ve ertesi gün doğru dayımın yanına...
Evde yok tabi ki...
Bizde doğru çiftliğe...
Arılarını göl boyundan getirmişler kıyı kıyı bakımlarına başlamış ama biz onu kestirirken yakaladık.

Egehan ve Kardelen çok mutlular ki bayram sonrası yoğun bir maratona başlayacaklar.

Egehan bu sezon büyük katkı yaptı bize...

İlginçlikler dikkatimizi çekiyor genellikle...
Pert olmuş bir kovan...
Tamir peronundan yakılacak perona getirilmiş.
Çiftliğe gelince, bayram dönüşü yapılacak hasat için hedefleri işaretledik.

Ayvalar için henüz erken...


Dayımın bugünlerde üzerine titrediği ve favori meyvesi...

Hünnap...

İlk başta yesek mi yemesek mi diye düşünüp, bir tane tatmak yetiyor.

Sonu yok bir daha...

Çatır çatır ye dur.


Yeşil olan meyve daha sonra kahverengi hal alıyor ve...


Dayım, Egehan ve Kardelen'i almış etrafına...

Muşmula, Döngel, Beşbıyık...
Bu meyve içinde henüz erken.


Dayım bu sezon arı otu ekmişti ve bizler Mayıs ayı ziyaretimizde paylaşmıştık resimleri...
Arı otunun bölgesel karakteristiğini takip etme adına edinilen tecrübeler çok önemli...
Hiç tohum toplamadığından tohumlar öyle bir saçılmıştır ki...
Ve sulama yapılan meyvelerden kaçan suların olduğu bölümde tekrar çıkan arı otu açmış bile.
Ancak sulama yapılmayan yerlerde de yağan yağmur sonrası öyle bir çıkış başlamış ki...
Bu çıkan yeni sürgünlerin akibeti zaman içerisinde belli olacak.

Dayımın işi çok zor.
Malum güve sebebiyle petekleri arılara nöbet tutturuyor.
Dolayısı ile sonbahar bakımı gecikiyor.


Doğada olmayınca armuta yükleniyorlar..
Bu dönemde dökülen bir çok meyve ne kadar ihtiyaç karşılar ama yine de çalışmaktan vazgeçmiyorlar.


Bayram sonrası hasadı.
Yerli elma denilen çeşidin bir dalı toplanmadan bırakılmış bize.
Bizde toplayıverdik...
Gelelim artık yavaş yavaş arılarımıza...
Eylül 2008'de bir yorum gelmişti.
Sayın Ahmet Arın göndermiş.
"Blogunuzda gördüğüm bu barkod etiket taktığınız kovanlar sizin olamaz hiç yakışmadı. Balların 2 kilosunu da kovanların bakımına harcasanız diyorum."
Yorumlar, değerlendirilmeli ama zamanımız kısıtlı malum.
Üzerinden 1 yıl geçmiş.
Bana kalsa yine boyanmazlar ama.
Arkadaşlar tutturdu boyayalım diye.
Boşverin...
Olaya kilitlendiler artık.
Bize de kovanları aktarıp, kovanları boşa çıkarmak düştü.
Öğle saatlerinde boşta kalan kovanlara aktarmaya başladık ve boşalanları arkada depoya attık.

İlk önce hem içlerini hem de dışlarını spatula ile temizledik.
Şimdi elektrik olsaydı bazı aparatlar ile işler kolay olabilirdi ama her şey yavaş yavaş.
Jeneratör ve küçük bir kompresör planlamaya alınmalı emeklilikte...
Ancak arkadaşlar bilek gücüyle işi kotarıyorlar.

Daha sonra pürmüzü yaktık ve kovan içlerini bir güzel aleve maruz bıraktık.
Bu işlem sonrası tekrar inceden bir spatula çekiyoruz.


En ince işçiliklerden birisi de tel fırça ile fırça atmak...
Daha önceden kalkan boya kalıntılarını güzel temizliyor.


Bilecik'ten gelen kovanların uçuş tahtaları da küçültüldü.
Yusuf abi'den her arı taşımada fırça yemektense...

Elimizdekiler yetmiyormuş gibi.
Al sana 12 fil daha...
Ülkenin kuzey bölümünden İç bölümüne küçük bir yer değiştirmesi.
Ancak gelecek yıl dolduracağız kısmetse.
Ana arı üretimi için bu modeli de arılığımızda denemek edinilecek tecrübeler açısından çok önemli bizim için.

Temizlemeler ve onarımlar sonrası boyama işlemleri...
Boyama ürünü olarak Silikonlu Dış Cephe boyası kullanıyoruz.
Su bazlı olduğundan hem uygulaması hem de etkinliği çok güzel.
Büyükşef Sn. Murat Çakır tarafından önerilen bu boya ile 3 yıl önce boyadığımız ilavelerde hiç problem görülmüyor.
Bu üründen daha etkili bir ürün önerilene kadar şu ana kadar gözlemlerimiz doğru ürünün bu olduğu yönünde.

Şimdi bu çerçeve test çerçevesi...
Bu çerçeve sehpalarda depoda...
Aslında kolonide bırakılması gerekirken bal hasadında koloniye verilmeden kalmış ve depoda sehpalarda sıralanmış.
Zaman zaman yaptığımız güve kontrollerinde dikkatimi çekti ve en öne aldım.
Dolayısı ile test çerçevesi olarak görev yapıyor.
Hem esmer hem de polenli bir çerçeve mum güvesi için ideal bir üreme ortamı...
Ancak şu ana kadar teşebbüs yok.
Ne yapıldı da bu durumda bal hasadından bu yana güveye maruz kalmadı.
Bu konuda uygun bir zamanda güzel bir şeyler karalamalı ve bu konuda görüşleri olan arkadaşların katkılarını da alarak referans bir uygulama modeli çıkartabiliriz.
Ancak bizim en büyük avantajımız...
Gece sıcaklıklarının düşüklüğü...
Bir gözlemimiz daha bu bölgeye mahsus...
Güney Marmara bölgesinde kolonilerin maruz kaldıkları mum kelebeği temasları bizim bulunduğumuz bölgede görülmüyor.
Her iki bölgeyi izlemenin avantajı ile sıcak bölgelerde bu konu daha büyük riskler içeriyor ve mücadele modelleri bölgelere göre oluşturulmalıdır diyoruz.
Gelelim günün sözüne...
" "

Etiketler: , , , , ,

16 Eylül 2009

Yol Çok Uzun Arıcılıkta.

Geçtiğimiz günlerde arıcılığa yüksek koloni sayısı ile başlamak isteyen bir arkadaşımıza bu konunun sakıncaları yanında illaki yapılacaksa olması gerekenler listesi oluşturulurken 200 kolonilik bir arılık için listede dikkat çekici bir konu vardı.

En az 30 ana arı çiftleştirme kutusu…

Çünkü 200 kolonilik bir arılığın ana arı ihtiyacının karşılanması için gereken miktarın, bu sayıya çok yakın olduğunu artık rahatlıkla görüyoruz.

Buradan çıkarılacak en önemli sonuç aslında yeni bile başlanmış olsa, her arılıkta ana arı üretimi yapılması gerekliliğidir. Arıcılık ile olan ilk tanışmamızdan bu yana çok uzun yıllar rahle-i tedrisatından geçtiğimiz arılıkta ana arı üretimi için geleneksel yöntemler kullanılsa da her zaman genç anaya öncelikli değer verilmiştir.

Bugün için gelinen nokta ise…

“Mutlaka kendi ana arınızı üretmelisiniz.”

Ana arı üretimi ile ilgili planlamalar yaparken elimizdeki geçmiş yıllar verileri referans teşkil etse de yıllara göre çiftleştirme kutularındaki çekirdek kolonilerin farklı davranışlar gösterdiği de notlarımızın içerisinde yerlerini aldılar.

30 çiftleştirme kutusunda toplam 60 göz olduğuna göre 1 turda 60 ana hesabıyla 200 kolonilik arılığın ihtiyacını 1 aylık sürede bile karşılamak mümkün.

Ancak veriler hiç öyle göstermiyor. Bu yılın istatistik verilerinin tamamını işlemek için henüz erken olsa da özet bir bilgi almak mümkün…





Ve bu verilerin sezon içinde bazı aylarda inanılmaz kötüleştiği ve bazı aylarda mükemmel denecek kadar güzelleştiği ise, bizlere ana arı üretimi zamanlaması konusunda da referans teşkil ediyor…



2009 yılında amatörce çiftleştirme kutularında yapılan ana arı üretimi sonucunda;

Transfer edilen memelerin tutma oranı: % 56
Bu oran Mayıs/Haziran ayında: % 73

Kolonilere verilen memelerin doğum oranı: % 59
Bu oran Mayıs/Haziran ayında: % 89

Kolonilere verilen memelerden yumurtlayan ana oranı: % 46
Bu oran Mayıs/Haziran ayında: % 67

1 larvanın yumurtlayan bir ana arı olması şansı: % 21
Bu oran Mayıs/Haziran ayında: % 26

1 ana arı için 4 veya 5 larva transfer etmemiz gerekiyor.

Demek ki bir hayli uğraşmamız gerekiyor.



Bu larvaları transfer etmek yetse…

Bu larvaları baktıracak koloni ayarlamak yine sorun.

Şartlar ne olursa olsun en iyisini yapmak için öğrenmeye devam edeceğiz.

Ancak ne yapmamamız gerekiyor?

Elimizde bu yıl için veri olmayan bir konu ama…

Eylül ayında arı kuşu tepemizde iken ve kolonilerde sağlıklı erkek arılar yok iken ana arı üretimi yapmayacağız.



Ana arı satın alma yöntemini önermesek de illaki almam gerekir diyorsanız bu alım işlemini Mayıs 15 gibi yapmalısınız. Ana arı alacağınız işletmeleri iyi analiz etmeniz gerekliliği konusunu ise söylemeye gerek yok sanırım.

Hangi ana arı ırkı ile çalışacağım sorusuna cevap aramaktansa denemeler yapmaya her zaman devam ediniz ve hiçbir zaman arılığınızı tek 1 ırka teslim etmeyiniz.

Ana arı üretimini amatörce yapan bizlerin en büyük sıkıntılarında birisi de bu kutuları kışlatabilmek ile alakalı…

Çünkü kışlatılabilirlerse bu kutuların baharda katacağı katma değer, arıcılığımıza ivme katıyor. Kışlatmadan daha ziyade sonbaharda yapılacak işlemlere önem vermemiz gerektiğini geçtiğimiz yıl anlamıştık ki kutularda Ağustos sonu verilen memelerden yumurtlayan ana görme oranımız o kadar düşüktü ki…



Bu yıl tatilimize gitmeden ana arı üretimi sonlandırılmış ve kutular zayıflatılarak yumurtlayan analar ile analandırılmıştı. Tatil dönüşü işler yolunda iken bazı gözlerden kutu terkleri yaşandı ama birçok ana arıyı da diğer kovanlara veya kutulara girme teşebbüsünde yakalamıştık. Zayıflar mı gidiyor yoksa güçlüler mi gidiyor konusunda bir ayrımda yapmak mümkün değil ki her gruptan terk edenler gözlemlendi.

2’nci bir arılık olması gerekliliğini bugün için gerçekleştirmek mümkün olmadığına göre yağma davranışına da razı oluyoruz.

Ancak en önemli avantajımız ise kutuların 2 gözlü olarak bugüne kadar ulaşmalarıdır ki orta bölme kaldırılarak kışlamalarda daha güçlü koloni oluşabiliyor.

Boş kalma ihtimali olan kutular içinde baldan gelip, iptal edilen kolonilerin anaları 1’er çerçeve ile ruşetlerde bekletiliyor…

Bu yıl yaz sonu ve sonbaharda görülen bu tür terkler için alabileceğimiz tedbirlerin neler olacağı konusunu da hep sıcak tutuyoruz.

Bir çözüm olarak ana arıları kutuda iken sadece yeşil boya ile boyuyoruz. Ancak terk ettiklerinde sen nereden geldin bakayım diye soramıyoruz. Maliyeti yüksekte olsa yumurtlama sonrası yavruyu kapatınca numarayı yapıştırmak lazım. Numaralı terklerde problemi çözmek kolay.

Ancak bu terkler nasılsa olacak düşüncesiyle Eylül ayının ortasında ana arı üretimi yapsak nasıl olur?

Denenmiş ama başarılı olmamış bir yöntemdir ki bu yöntemin sonucu kutunun kışlatma öncesi bitmesi anlamına geliyor…

Arı kuşları da bu hava sıcaklıkları neticesinde gitmeye niyetleri olmadığından çok büyük risk almaya gerek yoktur. Diyelim ki kuşlar yok ama bu sefer erkek arı da yok.

Erken baharda erkek azlığı konusunda tereddüt etmemize rağmen başladığımız üretimde üretilen analar bala yetiştiler ve başarılı da oldular. Ancak kışlamayacaklar tabi ki… (Kutu boş kalırsa kusura da kalmasınlar)

Erkek arı azlığı riskini ne için alacağız?

Kutuyu kışlatma adına…

Kutuyu kışlatmak için sadece ana arı varlığı yetmiyor ki!

O kutudaki koloninin arkadan gelen yavrusu olmadıktan sonra kışlaması mümkün değil.

Baharda alınan ana arı üretim riski mi yoksa sonbaharda alınan ana arı üretim riski mi sorusuna cevabımız sanırım bellidir. Bölgesel olarak değişse de İç Anadolu bölgesi için ana arı üretiminin sonlandırılması gereken ay Ağustos 15 tarihleridir.

Ancak bizler amatörce ana arı yetiştirdiğimizden bu tarihleri istediğimiz gibi esnetebiliriz. Finalde yaşanacak sıkıntı yine bizim sıkıntımızdır ki 2-3 yıl içinde verileri incelediğimizde zaten otomatik olarak olması gereken optimum uygulamaları buluruz.

4-5 larvadan 1 ana arı…

Verilen enerji…

Harcanan zaman…

Ve üretimini yaptığınız ana arılarla oluşturduğunuz bir arılık.

Israrla ana arınızı kendiniz üretiniz…

Anaç koloni mi?

Bu ülkede de anaç koloni yoksa…

Aslında birazda ekipmanı gözden geçirmeliyiz.

Tecrübe genelde doğru yolu gösterir ki bizlere ticari ana arı üretiminde kullanılan küçük kutular yerine 5 çerçevelik ruşetlerin önerilmesini dikkate almalıyız.

Bu tür ruşetlerle terklerin daha az yaşanacağını söyleyebiliriz.
Temin ve işletme maliyetini göğüsleyebiliyorsak 5 çerçeveli ruşetlerini tercih etmeliyiz söylemini de yavaş yavaş gündemimize almalıyız.

Ana arı arıcılıkta sadece bir enstrüman…

Yapılacak işler çok ve bizler bayram hazırlığında…

Arılarımızı sıkıştırmalıyız…

Sıkıştırma konusunu becerebilmek için fazla petekleri saklama sorununu çözmeliyiz.

Teknikler çok ama imkânlar kısıtlı arıcılığımızda.

Soğuk tutabilecek düzenekleri tiz kurmamız lazım.

Evet, daraltalım ne olursa olsun…

Ne kadar sıkıştıracağız ki?

Arı kadrosu etkili olsa da en az çerçeve sayısını belirlemek lazım…

En az olması gereken.

Yavrulu çerçeve sayısı + 2 ballı çerçeve

Ballılar duvarlarda ve yavrular merkezde…

Nerede kışlatılacaksa oraya yaslanarak bölme tahtası ile bölünecek…

Ancak çok güçlü kolonilerde yavrulu çerçeve sayısı az ise dış duvara 2 ballı koyarak çerçeve sayısını 1 arttırabiliriz.

Varroa mücadelesi de teşvik beslemesi de bu pozisyonda yapılacak ki koloni kışlayacağı yerde tedbirini alsın.

Arı bölmeden dışarı taşarsa da taşsın önemsemeyin. Zaman içinde çekilecektir.

Teşvik beslemesi sonrası açılarak büyüyecek yavru alanını kışlama öncesi stoklama beslemesi ile stok yaptırdık mı ve hele hele analar da genç ise…

Bugün için gözlemlenen yavruyu az açma davranışını ise polenin az gelişine bağlamak gerekiyor. Geçtiğimiz yıllarda yaz ortasında aldığımız yağmurların hiçbirisini almadığımızdan polen konusunda sıkıntı olduğu kesin.

Yine de bizlerin yaptığı bakımlarla, gösterdiğimiz özenle sıkıntı yaşayacaksak…

Buyursun kışımız gelsin artık.

Kış uzun, memleket sıkıntılı…

Ancak elele verip, bildiklerimizi paylaşmaya, öğrendiklerimizi aktarmaya devam edeceğiz hep birlikte. Yol çok ama çok uzun ve zorluklarla dolu. Bilinçli olduktan sonra aşılmayacak yol yoktur. Çalışacağız ki belki de her zamanki çalıştığımızdan daha çok.

Etiketler: , , , , ,

13 Eylül 2009

Bu da Kapak Olsun...

Genelde magazin ortamında kullanılan bir durum ama "Bu da Kapak Olsun" ilgi çekici bir terim.
Uuldağ Arıcılık Dergisi her arıcının takip etmesi gereken bir dergi.
Uzun süredir takip ettiğimiz ve hemen hemen tüm sayılarına sahip olduğumuz bir dergi.
Geçtiğimiz günlerde yayınlanmak üzere hem yazı hem de resim göndermiştik.

Sağolsunlar değer görerek gönderdiğimiz resmi kapak olarak yayınlamışlar.

Yazıyı nasıl yayınlayacaklar onu da çok merak ediyorum. Çünkü bir hayli uzun kaçtı...

Ayçiçeğine bu kadar rağbet eden arılar, bu rağbete rağmen bu yıl arzu edilen performansı sergileyemediler ama dergiye kapak oldular.
Tüm arıcı arkadaşlara bu tür dergilere üye olmalarını öneriyoruz.

Etiketler: ,

Ana Arı Numaralandırma

Ana arılar...
Görmeden rahat edemediğimiz varlıklar.
Görebilmeyi kolaylaştıran bir çok uygulama yapılıyor.
Boyama, numara yapıştırma gibi..

Bizde aslında uzun zamandır numaralandırmıştık.

90-100 arası anaç koloniler ve denemeler...

Numaraların hepsini anlamlı hale getirmekte yine arıcının kendi elinde.

Arıcının elinde olmayan konular ise bu numaraların bazen düşüyor olması.

İşte nereden bulacaksın düşünce...

Üstteki fotoğrafta ilginç bir durum daha var.

Ana arı ve ağzı henüz kapanmamış 1 ana arı memesi.

Neden?

Arıları eşitleme işlemlerini bu hafta sonlandırdık.

Bu işlemi yaparken takviye alan koloninin ana arısını tüpe alıyoruz ya.

İşte bu arada arıların bazıları meme yapmışlar.

Ana arı tüpten çıkmasına rağmen açık memeye ellemiyor.

Bizde ellemedik ki bu hafta memelerden eser yok.

Bu davranışı çiftleştirme kutularında da çok kez gözlemledik.

Ana arı, memeler kapanıp ana arı adayı doğmaya yakın hale gelene kadar umursamıyor memeyi.

40-60 arası Muğla...
Bu tür sınıflandırmalar ana arı ırkını sorgulamayı gerektirmiyor bize.


60-80 arası Karniyol...


Ana arı üzerindeki numara ile kovanın üzerindeki numarada aynı.

Kovan aktarımlarında numara da aktarılıyor.

Ana arıyı numaralandırmayı ne zaman yapmak gerekiyor?

Ana arı numaraları bizler için hala çok değerli. Çünkü zor ve pahalı ulaşıyoruz.

Aslında ucuz olsa daha ana arı çiftleştirme kutusunda yumurtlayınca hemen yapıştırılmalı.

Bu durumda kutu terklerinde de kim nereden geldi belli olur.

Şimdi sadece yeşil boya sürdüğümüzden terk edeni buluyoruz yeşil kafalı ama nereden geldiği muamma...

Yakın gelecekte inşallah bu numaralara daha kolay ulaşabiliriz ki her anaya numara yapıştırırız.

Ayrıca kayıp numaraları ikame etmek üzere sanırım en az 2 takım almak gerekiyor numara setlerini.




Etiketler: , ,

05 Eylül 2009

Kitapta Yazmıyor Ama...

Arıcılık içerisinde o kadar çok teknik ve ayrıntı barındırıyor ki biraz da bu yüzden olsa gerek ne derseniz deyin doğrudur.
Veya kesinlikle olmaz dediğinizi ellerinizle tıpış tıpış yaparsınız.
Aslında bugünlerde yazmak mı yazmamak mı dediğimde hep yazmamak ağır basıyor.
En önemli arıcılık etkinliği olan sonbahar bakımlarını yaptığımız bugünlerde yağma temayülü medyavari işleri de zorluyor.
Arıcılık altyapısı zamanla daha da derinleşen bir olgu ama bu süreç bir hayli zaman alıyor.
Bugün öğleden sonraki saatlerde gerçekleşen olaylar bildiklerimizi unutturacak tarzdandı.
Ana arı çiftleştirme kutularından bugünlerde ayarı kaçanlar alıp başlarını gidiyorlar.
Ben izindeyken Birol abinin kutularda terkler vardı ve ben gitmeden boşaltmıştım biraz içlerini ki geldiğimizde sıkıntı yoktu.
Terk etmeler bugünlerde arttı ama çekip gitseler neyse...
Öğleden önce kısa bir kontrol yaptığımızda terk edenleri tespit ettik.
Haydi terk edenler tamam anladık.
En önemlisi olmaması gerekenler dikkat çekici...

Çiftleştirme kutusu çerçevelerine uyumlu diğer kutuları da rahatlamak adına kullanılan daha büyük kutuda boyalı kendi ana arılarını sıkıştırıyorlardı.

Kadro da biraz artmış.

Kutuyu biraz daha kontrol ve bir topak daha.

Hemen açtık ve ölü bir ana.

Boyasız ve öldürülmüş bir ana.

Bende boyasız ana yok, çiftleşme uçuşundan gelip yol şaşıran olması biraz zor ki yakınlarında böyle bir kutu yok.

Demek ki terk oğulun biri buraya yüklenmiş ve hem gelen ana hem de buradaki ana sıkıntı yaşamış ve gelen ana bir güzel ayar edilmiş.

Köyde böyle küçük zayıf arılar var mı diye düşünüyorum ama bilmiyoruz ki.

Kutunun ana arısını tüpe aldım 2 saat sonra saldım.

Her şey yolunda.

Öğleden sonra istirahat çekerken köy tarafından yine bir arı topluluğu uçuşu.

Arılığın üzerine geldi döndü döndü...

Egehan hemen dayımın uyguladığı tekniği hatırlattı.

Büyükbabam olsa şimdi su atardı ve sardırırdı bir yere.

Gelene su atacağız hele insin bakalım. Su gidenin arkasından atılır.

Derken geldiler yine aynı kovana yüklendiler.
Hemen eski anayı bulayım diye açtım ve eski anayı ararken yeni anayı kapı önünde yakalamışlar.
Yine boyasız bir ana ve tüpe aldım onu.
İşte kısa devre burada yapıyor.
Eski ana da orada...
Onu da tüpe aldım.
2 ana bir ipte oynamaz ya.
Bu kovana yüklenen yüklenene demek ki önce bu sorunu buradan alalım.
Anasını da taktım kafeste. Çünkü gelen oğuldan girenler oldu bir hayli.
Götürdüm başka bir yere...

Kutuyu kaldırmadan diğer anayı kapı önünde tüpte gelenlerin önüne koymuştuk.


Diğer kutuyu kaldırıp yerine boşalttığımız bir kutuyu getirdik.

Egehan işi çözmeye çalışıyor.

Hemen ver arkadan dumanı.


Hem üstten hem kapıdan girdiler güzelce.


Şimdi neden hep aynı kovana yükleniyorlar?
Bu kutu terkleri neden bu yıl bu kadar yoğunlaştı?
Cep telefonum 2 sim kartlı acaba ondan mı?
Bazı kutularda nefes alacak yer yok ama kıpraşmıyorlar bile.
Kısa sürede karar vermek zor bazen.
Elinde 2 tüpte ana...
Üst üste pişti olmuş koloniler.
Ama oğulun konuşu, kuyruk kaldırıp kanat çırpmaları; oğul beklemeyi tercih eden arıcıların ne kadar haklı olduğunu gösteriyor ki izlemesi çok hoş.
Bir başka düşülmesi gereken not ise...
Arılık sayısını çoğaltmak gerekiyor.
Büyük kovanlar ile çiftleştirme kutuları aynı arılıkta anlaşamıyorlar.
Özellikle sonbaharda çiftleştirme kutularından bu kışı çıkar notu düşülen hemen sakin bir yere atılmalı.
Bu saatten sonra kutularda ana yetiştirmek büyük riskler içeriyor.
Arı kuşları az ileri de bekleyip malı götürüyorlar.
Ve kışlatılamayan ana arı kutularının faturası baharda çok ağır çıkıyor.
Tekrar doldur, tekrar besle büyük sıkıntı.
Acaba diyorum, benden terk edenler nereye gittiler?
Demiyorum aslında...
Büyük kovanlarda da hem kendi anası devam ederken hem de topak yapılmış öldürülmeye çalışılan ana arılar denklemini artık daha rahat çözüyoruz.
Biz burada kışlayamayacağız galiba diyenler fırlıyor dışarı en uygun gördüğü yere dalıyorlar.
Kutuları da motor ısınmadan zorlamamak gerektiği konusunda artık çok fazla veriye sahibiz.
Grafikler gösteriyor ki Mayıs 10 - Temmuz 20 arasında kaç tur atılabilirse o kadar maksimum verim var.
Ne erken ne de geç zorlamanın anlamı yok.
Esas sorun ve yapılması gereken o anaları sonbahara taşımak için sistem geliştirmek.
Ve sonbaharda kullanılmayanı da bahara taşımak...
Bunların bir çoğunu çözmenin verdiği rahatlıkla.
Terk eden terk eder.
Kalanlar bize yeter de artar bile.

Etiketler: , ,

31 Ağustos 2009

Bitmedi mi Tatil Daha?

Sorulan soru aslında başka amaç içeriyor ama "Bitmedi mi tatil daha?" sorusunu almaya başladık ki tatil biteli çok oldu aslında.
Amaç neden yazmıyorsun demek ya tatil bahane.
Yazmak için gerekli enerjiyi bir türlü toplayamadık nedense.
Tatil dönüşü sendromu diyelim ve karalayalım bir şeyler...
Tatil gibisi tabi ki yok ve tatili en çok bu yıl Egehan haketti diyebiliriz.
Eğitiminin üzerine bir de bizimle arıcılık meşgalesinin içinde yoğruldu durdu.

Attık kendimizi nihayet deniz kıyısına.

Deniz kıyısında doğup, büyüyen ve çalışma hayatında da uzun yıllar deniz kıyısında görev yaptıktan sonra İç Anadolu bölgesi bu anlamda sıkıntı veriyor.

Yosun kokusunun gizemi bu olsa gerek.

Gerçi Eskişehir'e deniz gelmedi mi diyenler de olabilir ki mucize gibi ama geldi.

Tatilde tüm dizginler boşa bırakılıyor ve özgürlük zirve yapıyor gençlik için.
Çarpışan arabalar ise klasik akşam yemeği sonrası eğlence...


Trombolinler ve ah gençlik ah.


1-2 gün geçince renklerde yavaş yavaş istakoz moduna giriyor.

Koruma faktörüne gerek yok çünkü kışın o karlı günleri düşününce...




Yakından tanıyan arkadaşlarımız bilirler ve biraz da voleybol tutkumuz vardır.

Tutku tatilde olsa peşini bırakmaz.

Voleybol aslında biraz da kazanç kapısı...

Çalışma hayatımızda öğle aralarında 3-3 oynadığımız maçlarda kazandığımız dondurma sayesinde diğer arkadaşlar ALGİDA ortağı oldu sayılabilir.

Ekipler de sabit olunca biz de boğaz hep şiş ama ekip hep dondurmacı peşinde.


Ben de haketmedim mi sizce tatili?
Gerçekten dinlenmeye ihtiyaç oluyor ve deniz negatif enerjiyi boşaltıyor.
Negatif enerjiyi atıp, pozitif düşünce hakim olunca gündeme gülüp geçmek mümkün oluyor.
Kardelen zaten tam modunda ve işler tam onun istediği gibi.

Yüzme kursuna uzun süre devam etmiş olmasına rağmen gençliğin hali bu.

Neymiş bombalama imiş.

Bak böyle atlayacaksın evlat.

Bundan 15 yıl kadar önce ilk AQUA PARK tarzı tesisi İzmir / Selçuk'ta görmüştük.

Ancak artık bu tür su oyun parklarını her yerde bulmak mümkün.

Bizim yaşlarımız artık yavaş yavaş kıyıdan seyretme zamanına yaklaşsa da kan bazen kaynıyor.

Hatta çok su sıçratmak sevdasına sırtlama havuza giriş.

Zaten normal girsek te havuzdan su boşaltma problemi tutmuyor bizim gibi miniklerde.

Dinlendik, eğlendik, yüzdük, balık tuttuk ( Makineyi neden yanımıza almadıysak), yorulduk bazen ve en son gece kamp ateşini yakıp ayrıldık.

Gelecek yılın planlarını yaparak üstelik.

Geldik gördük ki ilginç paylaşımlar da olmuş.

Pembe domates ...

Hatta internette grubu bile olduğunu öğrendik.

Dayımın yanına eve dönmeden uğramamak hiç olmaz ki biz de uğradık.

Pembe domates konusundan habersiz güzelce fotolamıştık bu özel yetiştirme domatesleri.

Lezzeti ve görüntü süper ama dayanma gücü yok denecek kadar az.

Bu yüzden pazarlarda bulabilmek şansı yok.

Bu yıl çok güzelde verim yapmışlar.

Özel ilgisi olan üreticiler tarafından sadece kendi ihtiyaçları kadar üretiliyor.

Neden uğradığımız ortada herhalde.
Mahsül hasadı yapıyoruz hep birlikte.


1 kova da pembe domates.

Arabada fazla birşey almıyor ki.

Ama arabayı eve gelip boşaltınca bakıyoruz ki çok alıyormuş çok.

Arılar başımızın tatlı belaları ile buluşmak için izin bitmeden 1 gün önce geldik ki bakalım ne olmuş ne bitmiş.

Arılığa gittik ki biz giderken ayçiçeğinde bıraktığımız arılarımız arılığa getirilip, inci gibi dizilmiş.

Ohhh biz tatil yapalım, arılar kendi kendilerine gelip yerleşsinler yerlerine.

Biz tatildeyken çiftleştirme kutularının terk ettiği ile ilgili raporlar alıyorduk bizim ekibin arılıklarında.

Ben bir çoğunu giderken iyice zayıflatmıştım ama yine de belli mi olur.

İlk iş bu kutuları kontrol ettik ve bazılarını güçlü bırakmışız ve gitmemişler ki aferin onlara.


Kek verdik giderken, hiç lazım olmayan bir bal aldık ve üstelik alt bölümü yumurtalı.

Gerçi hemen boş bir çerçeveye takıp uygun bir kutuya atıyoruz ama çok ballı, yapış yapış çok zor oluyor.


Dayıma götürdüğümüz anaların yerine verdiğimiz tüpleri de karakovana dahil etmişler utanmadan.
Bu gelişime göre bu analar da dönmüş olsaydı.
Biz giderken verdiğimiz anaların bazısı yok olmuş ve kendileri meme yapıp çıkarmışlar.
Arı kuşu gözükmüyor ama hallediyorlar uzaktan uzaktan.


Bu arkadaşta aynı familyadan ve daha yeni örmüş olmalı ki karbeyaz.
İlk hafta her şey yolunda idi kutularda ama.
Bu haftasonu terk etmeye yetiştiremedi 2-3 kutu ve çıkanlarda hepsi bir yere toplandı...
Analarında tepesine bindiler ama Allah'tan arılıkta idik ve aspirin tedavisi gerçekleştirdik.
Bıçak sırtı bu kutularda durumlar. Zayıf olunca tık yok ve anayı bile zor yumurtlatıyorlar, az ayar kaçıp güçlensin ben gideceğim diye tutturuyor.
Egehan tatili yaptı ve su oyun parkından bol bol kaydı ya haydi bakalım kutular tiz kontrol edile.
Hemen hemen tüm opsiyonları öğrendi, çok sıkışmadıktan sonra kutuları o kıvırıyor.
Boş kutumuz kalmadan hepsini de analı kışlatma planlamasında şimdilik bir aksama yok ama bu terkler devam ederse ne olur ne olmaz diye tedbirler alıyoruz.
Bu kutularda bu tarihten sonra oluşacak ana arıdan bir hayır beklemesekte kutuyu bahara çıkaracak ana arı görevini tamamlamış olacak.



Bu yüzden yeni transfer yapmadan bulduğumuz memeleri de değerlendiriyoruz.
Bu memelerde nereden çıktı şimdi?
Yusuf ve Birol abi benim arılıkta arıları bulunan arkadaşlarımızdan Ahmet şefe, Hüseyin Yavuz'a ve Fikri Atmaca'ya 1'er ruşet arı vermişler ben tatildeyken.
Aldılar arıları ya artık tamamdır iyice bulaştı.
1'er koloni sahibi olmak başka / 2 koloni sahibi olmak başka değil mi?
Ancak Fikri Atmaca'nın koloni anayı halletmiş ve tatilde aradılar ve ne yapacağız mevzusu gündeme geldi.
Ellemeyin az kaldı nasılsa.
Derken geldik ve 1 anayı tüpte takıp, memeleri aldık ki onlarda doğdu kutulardaki işlem tamamlanırsa 1 ana ver / 4 ana al gibi olacak.
İlk hafta temizlenenler yine boş durmuyor.
Kutularla ilgili kazandığımız deneyimler gözardı edilecek gibi değil ki bu kış daha rahat kışlatabileceğimizi düşünüyorum.

İzine giderken yaptığımız ilaçlamaların etkisi ile mi yoksa bahardan gelen temizliğin etkisi ile mi varroa yokluğu dilimizi ısırarak söyleyelim dikkat çekici derecede güzel.
Tedbiri elden bırakmamak adına biraz da etken madde değiştirerek devam edeceğiz.
Etken madde değiştirme konusunda çok fazla da opsiyon yok açıkçası ama bildiğimiz ve uyguladığımız doğru ve belki de eksik uygulamalara devam ediyoruz.
Bu konuda uzman görüşlerini takip etmek ve faydalanmak gerekiyor.
Ne kadar yaptık, nasıl yaptık konularını çok uzun zamandır yazmama kararlılığımız devam ediyor.
Çünkü bizler gibi yeni başlayan arkadaşlar her gördükleri kayığa bizler gibi hemen biniyorlar ve bindikleri kayığında küreklerini çekiyorlar.
Uygulamalarda dikkat edilmesi gereken o kadar opsiyon olmasına rağmen ne kadar ve ne zaman vereceğiz? sorusuna cevap vermek bazen kötü sonuçlar doğuruyor.
Varroalar uçuş deliğinden akmadan tedbir almayan ve her gördüğü ilaçtan medet uman bizler biraz daha dikkatli olmalıyız değil mi?


Gelelim büyük kolonilere.
Bu ana arı yetiştiriciliğini bizlere öğretenlere şükranlarımızı sunmadan geçmemek lazım.
Bala çalışan 20 koloniyi ayar ettikten sonra, kalanlara yetişen anaları birer birer takıyorduk böl bakalım böl.
Böldük böldük ama baldan gelenlerde toplanınca arılığa, 60'lı rakamların üzerinde ne işimiz var bizim.
İlk hafta tüm kayıtlar alındı.
Ne yapacağız / yapıyoruz?
Bilgisayar başında arıcılık kolay ama teknoloji işlerimizi de kolaylaştırıyor.
İptal edilecek 20 kadar baldan gelenler ve bölmelerden belirlendi.
Fırsat buldukça bu iptal edileceklerin anası bulunuyor ve 1 çerçeve arısı ile yerinde başka bir boş ruşete alınıyor.
Son zamana kadar böyle sürünsün dursun, kutularda yer kalırsa ana kutuya çerçeve başka yere takviye.
Yoksa en kötü ihtimalle ölüm.
Anasını 1 çerçeve ile ayırdığımız iptal edilecek koloninin geri kalanları kayıtlara göre her güçlendirilecek koloniye sadece 1 çerçeve olarak veriliyor.
Bu zamanlarda arıların yağmaya temayülü sebebiyle bu işlerin önceden planlanması gerekiyor.
Arılı / yavrulu 1 çerçeve ilk önce kovanda diğer çerçevelerden en uzağa dış tarafa konuluyor.
Koku yine kullanmıyoruz.
Akşamüstü ilgili çerçeveyi olması gereken yere koyuyoruz.
Bu süre içinde alışma gerçekleşiyor.
Ancak şüphemiz varsa anayı da tüpe alıveriyoruz.
Biz bunu yaparken güvendiğimiz durum ise kutulardaki yedek analar.
Oldu ya kesti hop yedek oyuncu sahaya...
Tüm kışlayacak koloniler 7-8 çerçeveli hale gelene kadar bu eşitlemeler ve takviyeler devam edecek.
Ancak ilk destekler sonrası iş daha da kolaylaşıyor.
3 çerçeve arıya 1 çerçeve vermek soru işareti iken, 5 çerçeve arıya 1 çerçeve vermek sıkıntı yaratmıyor.
Bu işlemler sonunda büyük bir ihtimalle tüm kışlayacak analar 2009 model olacak.
Belki de bu analardan bile kutuya inecekler var.
60 kovan kapağı açana kadar 40 kapak açarım finalde aynı hedefe ulaşırız kısmetse.
Ancak gelecek yılın arısını baldan çıkanların analarını değiştirerek sağlayacak arıcılara da Allah kolaylık versin demekten başka bir söz söylenemez.
Gelecek yılın arısını daha baharda oluşturmaya başladığımızdan şimdi rahatız sanırım ama yine de işin en can alıcı noktası ana arı yetiştirmeyi öğrenmeliyiz.
Ana arı yetiştirmek zor yahu diyenler varsa, lütfen tekrar gözden geçirsinler bu düşüncelerini.
(Tatil gerçekten pozitif düşünce yaratıyor.)
Bal hasadı sonrası arılara yalatmadan ballı halde peteklerimizi depoda sehpalara dizmiştik.
Paylaşımlardan da öğrendiğimize göre mum güvesine faydalı olduğu söylenilen formik asidi tabakla üstlerine koyup ayrıldık.

Gerçi camdaki açılan boşluktan giren arılar güzelce yalasalar da formik işe yaramış olmalı ki, minimum mum güvesi hasarı var.
O kadar polenli çerçeve vardı ki, normalde bitmeleri lazımdı. Hiç bakmamışlar bile.
Ancak bu formik kokusu nasıl bir şey ise kelebek duvarda kurumuş kalmıştı.
Odanın serinliği de katkı yapsa da formik iyi bir seçenek gibi duruyor.
Tatil dönüşü tekrar tabakları doldurduk formik ile.
Ancak içeriden bir şey almaya girince varroaların bize ne kadar kızdığını aldığımız keskin kokudan anlamak mümkün.
Sehpalarda da ne kadar güzel duruyorlar.
Böyle saymakta kolay envanteri.
Bir sehpada 25 tane...
Sehpalar bu işe ayrılınca baharda sehpa ihtiyacı hasıl oluyor yine.
(Aslında kıyı kıyı gelecekteki envanteri tamamlıyoruz.)
Yusuf abi yine bir proje yapar bize uygun zamanda.


Anayı 1 çerçeve ile ruşete indiriyoruz ve kovandakileri de önüne silkeliyoruz ya Egehan can sıkıntısı olsa gerek sopa sistemi ile gönderiyor ruşete.



Yusuf ve Birol abi tarafından ekibe verilen koloniler büyük kovanlara aktarıldı ve boş ruşetler depoya atıldı.

En kısa zamanda Yusuf abiye ulaştırmak lazım.

Boş ruşete dayanamaz ve yine doldurur.

Aslında 2009 sezonunu değerlendirmek gerekirse, önümüzde maça bakacağız söylemlerine sarılmakta fayda var sanırım değil mi?

Etiketler: , , , , ,

09 Ağustos 2009

Sezonları Kapata Kapata İlerliyoruz Tatile.

Tatile çıktık ama öncelikle bitirilmesi gereken işler var.
Dayıma getirdiğimiz ayağı sakat, kanadı yamuk ana arıları vermek üzere arılıktayız.
O kadar da değil ki arada kendimize ayırdığımız analar bile getirildi.


Arılık tam bir harabe halinde bala çalışanlar olmayınca.

Çok sıkı bir temizlik istiyor ama bizim zamanımız mı var?


Körükçü Kardelen işin başında, önceden hazırlanmış bölmelere anaları veriyoruz.


Aynı gün öğleden sonra ise bal hasadı yapılacak arıların bulunduğu yere çadır kurma ve hazırlıkları tamamlamak üzere gidiyoruz.


Arılarda uçuş etkinliği neredeyse sıfır.
Ülke genelinde benzer durumları takip ettiğimizden artık kanıksadığımız bir durum.

Öncelikle çadırın çatıyı kuruyoruz.


Her yıl bu çadırı kurarken çatı ağaçları ve malzemeler sözde değiştiriliyor.


İş bitimi gelecek yıl aynı konuyu konuşmaya devam ediyoruz.



Çok kısa bir süre kullanılsa da arazide bal hasadında çadır olmazsa olmazlardan.



Geçtiğimiz yıl bal sağım çadırı yanına kurduğumuz küçük çadır yeme-içme işlerine güzel ev sahipliği yapmıştı ki bu yıl da aynı geleneği sürdürdük.



İş bitimi istirahate çekilmek lazım ki ertesi gün hava sıcak, memleket yolları çetin.




Ertesi gün sabah çorbalarımızı içip, arılıkta yerimizi alıyoruz.

Ekip 5 kişiden oluşuyor.



İlhan ve Mehmet hocalar ile Egehan / Dayım ve ben.



İlk etapta dayım başladı çıkartmaya ama kısa sürede Egehan ile çadıra gönderdik onları.
Artık çıkartma işi bana kaldı. Öğreneceğiz yavaş yavaş...


Egehan yine süzme makinesinin başında ki bu işte uzmanlaştı artık.



Mehmet Hocamızın, arıcılık merağı en üst düzeyde olduğunu söyleyebilirim.
Hayallerine ve hedeflerine en kısa sürede ulaşabileceğini sanıyorum.
Olay o kadar ilerlemiş ki artık kendisi için arıcılık değil, öğretmenlik hobi...


Arıların yarısı Ihlamur/Kestane'den diğer yarısı ise merkez arılıktan buraya getirilmiş.


Çok bariz bir biçimde Ihlamur/Kestane'den gelenler fark atmış diğerlerine.
Ancak bal ortalaması en çok veren koloniye göre söylenmez ki...
Bala çalışan koloni sayısı ve toplam teneke sayısı oranı bizlerin anladığı dildir.
Gerisi biraz afaki kalıyor.


İlhan hocam geçtiğimiz yıl da bizlerle beraber hasat esnasında bulunmuştu.


Çocukluk arkadaşlarımızın arıcılık yapması ne kadar ilginç değil mi?



Çadır içinde sıkışıklık olmasın diye ilaveler dışarıya atılıyor ki akşamüstü hepsi süzülen peteklerin geri verilmesi için gerekecek.



Şimdi bazı şeylerin değeri daha iyi anlaşılıyor.


Bel hakimiyeti bal hasadında kayboluyor.


Neden?


Bizim arılarımızın altında bulunan sehpaların işlevini anlamak için böyle sıcakta yerdeki kovanlardan bal hasadı yapmak gerekiyor.


Tiz dayıma da bizim Copyrigth Yusuf Gürbüz sehpalardan yaptırmak lazım anlaşılan.



Dağ başında arıcılar ki işleri gerçekten çok zor.



Çadır içinde çalışmalar çok hummalı ama çok sıcak.


Çadırdakiler dışarıda çalışanların yerinde olmak istiyor, dışarıdakiler de çadırdakilerin yerinde.


Yok içerisi çok sıcak, yok dışarısı.



Mehmet hocam kes vallahi artık çok sıcak...



Egehan nihayet dışarıda ve süzülmüş petekleri taşıyor.
Arazi şartlarında arabacık güzel iş görüyor.

İlk gün sonu yorgun ve tuz-mineral kaybı sonucu maksimum bir başağrısı...
2'nci gün ilk günün devamı niteliğinde sürdü, gitti...



3'üncü gün ise kalan işler toparlandı ve ilaveler ile katlar çakıldı.


Çadırlar - malzemeler toplandı tam arılıktan ayrılırken dedim ki Yusuf abi olsa bu arıyı bu akşam kaldırır buradan.


Dayım yok ya geç oldu falan...


Şimşekler de çakmıyor değil aslında.


Eve gittik malzemeleri indirdik, biraz atıştırıp ve tekrar arıların yanına hiç olmazsa 1 tur atalım göl boyuna.


Arabayı doldurmak üzere iken...


Ahanda bir tanesinin dibi çıkmaz mı.


Testi kırıldı yani.


Egehan en yakın ayçiçeği tarlasında.


Biz tutup attık hemen yerine.


Dip tahtası bir yerde, gövde bir yerde.



Araba hazırlandı nihayet biraz da iğnelenerek. ("Biraz" göreceli nasılsa)


Dibi çıkanı da son bir hamle ile dip tahtasının üzerine oturtup kaçççç hemen.


Göl kenarına indirdik rahatlıkla hemen tıkır tıkır.



Aşırı otlanma sebebiyle biraz düzenleme ve ayrıldık nihayet hem terli hem iğneli.


Ertesi gün Şenol Zihni hocamızı da ziyaret ettik.
Şenol hocam hem arıların sayısını arttırmış hem de kendi yaptığı eve eklentileri.




Bahçesindeki meyve-sebze çeşitliliği ise görülmeye değer.


Artık finale doğru gidiyoruz.

Şehre yakın yerde ada bahçelerde bulunan birkaç arıyı da halletmemiz lazım.

Burası gölge ama arılar burada daha saldırgan çünkü bal akımı hiç yok gibi.



Buraya hep kıytırık koloniler ya da oğula kalkanlar atılıyor ve finalde de ne var ne yok bakılıyor.



İş bitimi Egehan mutluluğu.

Balları traktörle eve getirip, evde süzüyoruz.


Akşamüstü de süzülenler en seri biçimde kolonilere veriliyor ve sezon kapatılıyor.
Bal durumu ise 2 koloniden 1 teneke düzeyinde sayılır. Ancak dayımda bir kovanda arı varsa o da sayıya dahil. 3-5 çerçeve farketmez.
Bizlerin yaptığı gelecek yılın arılarını erkenden oluşturma çalışmaları olmadığından, baldan çıkanlar gelecek yıla hazırlanacak...
Bundan sonrası artık gelecek yıl çalışmaları...
Artık tatil zamanı kısmetse...
Eskişehir ekibini de telefonla habire kontrol ediyoruz ki orada da herşey yolunda...

Etiketler: , , , , , , , ,

01 Ağustos 2009

Bal Sezonunu Kapadık...

Kendi kendime arı bakmaya başlamadan önce, izine ayrıldığımızda 15 dakika bile vakit geçirmeden hemen ailelerimizin yanına doğru yola çıkardık.
Ancak arılar bizlere biraz fren oldu artık.
İzin başladı ama biz arıların peşindeyiz ki belki de balın peşindeyiz.
Nasıl bırakırız arıda o balı ki zaten zar zor buldular...

Öncü ekip olarak, bizler geldik ve lojistik durumlarını ayar ediyoruz.

Frigolar güzel iş görüyor. (Karpuz da hazır bakalım.)

Biz hazırlıkları tamamladığımızda Yusuf abi'lerde teşrif ettiler.

Haydi bakalım.

Daha ilk kovanda arılar bugün biraz bizleri hırpalayacak gibi duruyordu.

Ama 2 ekip yapıp arılar ağzım burnum diyene kadar işi bitiririz diye yüklendik...

Çadırda sağım işleri yapılmadan elbirliği ile balı alacağız.



Alıyoruz ve arıları tek kata indiriyoruz.

Boş kalan yerlere, sağım sonrası boşalan esmer ve polenli çerçeveleri vererek dolduracağız.


Ekip yine 9 kişi olunca getir - götür işleri süper yürüyor.


Orkestra şefiyim ben ve yükseğe çıkmalıyım diyen Yusuf abi arada sırada olayı yüksek kesimlerden yönetiyor.


Kolonilerde yavru faaliyetleri minimumda belki de yok sayılır.
Bunu fırsat sayıp, sağım sonrası çerçeveleri verirken varroa mücadelesi kapsamında Flumetrin etken maddeli şeritlerden verdik 2'şer adet.
Aslında daha da etkili olabilecek Perizin veya Oksalik yapılabilirdi ama uygulama kolaylığı denilen olay bu işte.
As şeriti bitir işi.

Irklar arası farklar aslında bollukta değil kıtlıkta belli oluyor.
Kararımı izin dönüşü uygulayacağım kısmetse.
Bazı ırkları arılığımda taşımama kararı aldım...
Bileciklerle vedalaşacağız.
Kafkas / Muğla / Dağ devam edilecek.
Karniyol'un uyum sorunları takip edilecek ki bu yılda taşıyacağız.


Biraz seri biçimde hırpalanan koloniler iyice fırladılar dışarı...
Bitime yakın rahatladık aslında ki ilk başlarda bizlere yaptıkları tacizler azaldı.
Saldırganlıkta ırkların etkisi çok bariz belli oluyor.


Sadece Ahmet Şefin ve Hüseyin/Fikri ikilisinin kolonileri kaldı.
Bir müddet sonra onları da alacağız.


İçeride azalan petekler sonucu kapı önünde salkımlar çoğaldı.


Tüm arıları kuluçkalığa sıkıştırarak, ben izine gitsem de ekip tarafından geri getirileceklerinden 10 gün daha ayçiçeğinde çalışacaklar.
Aman Allah muhafaza balı çok bulurlarsa ilaveye dağıtmasınlar...


Ekibin arılarının balları da alındı.


Geçtiğimiz yıl Birol abilerde iftar yemeğinde iken kendisine ve bana dinlendirme bidonu yapılması konusunu havale etmiştik.
Bu kadar seri biçimde daha diğer Ramazan gelmeden işi bitirdi ve bugün bana ait olan bidonu getirdi.
Hem dinlendirme hem de bal doldurma için güzel iş görüyor.

Artık çadırda işler başladı.
Ama bu sefer ben çadır dışı kaldım.
Erol abi ve Egehan zaten demirbaş ama tarak Birol abi'de bugün.


O zaman bizde rahat rahat yemeği hazırlarız.
Ayçiçekleri hala sulanıyor bölgede.


İşte arılar böyle işi bitiriyorlar.
Tüm çekirdekler aktif ve kelleler tam kocakafa...
Bizim arıların bulunduğu köy ve civar köylüleri olayın bilincindeler ve arıcılara kucak açıyorlar.
Tabi ki bizim arılarda gereğini fazlasıyla yapıyorlar.


Karpuzumuzu kestik ama güneşin alnında...
Bir tane ilaçlık ağaç yok ki.

Haydi bakalım çadır ekibi deyip, yemek sonrası ekibi hemen yolladık.
Erol abi birazdan seslendi gel gel..
Buyur dedi altın sıvı aksın ve sen çek.
Çekelim bakalım.
İçeri girebilsem daha iyi fotolar çıkardı ama...

Sağım sonrası boş çerçeveleri veriyoruz.
Aslında geç vakit vermek lazım ama zaman az, iş çok ve memleket yolları çetin.
Seri biçimde anlayıp dinleyene kadar çakıyoruz elbirliği ile.
Kesinlikle açık renkli petek kuluçkaya vermeden.

Ve süzülmüş ballı petekler ile boş ilaveler arabaya yüklendi.
Bir sürü malzeme ki Birol abi'ye göre göç yine yollarda...
Artık final olduğuna göre merak edilen verileri vermek lazım.
Bala çalışan koloni sayısı: 20
29 Haziran 2009
7,5 teneke
01 Ağustos 2009
7,5 teneke (İlginç ama tam dolmayınca yarım yazmak zorundayız.)
Toplamda 15 teneke balımızı aldık hayırlısı ile.
Ayrıca bölmelerimiz ve kutularımızda bu yıl daha erken kışlamaya hazırlanacak.
Yaptığımız tüm çalışmalar arıları bir yere kadar götürüyor ama işte bu kadar oluyor olmayınca.
Aldığımız dersler bizleri daha da doğruya yönlendiriyor.
Bölgesel farklılıklar çok olmasına rağmen gelen haberler bal rekoltesinin düşük olduğu yönünde ama gelecek hafta başı dayımın arılar daha da olayı netleştirir.
Ahmet şef ve Hüseyin/Fikri ikilisi kolonilerinden 2 hasat sonunda 1'er teneke bal aldılar.

Ahmet şef'in koloni Muğla ve vadiden bu yana hiç arısı bölünmedi ve esas ilginç olan ise bizim yeni başlayan ekibin arısı.

2 tane 3 çerçeve arı verdik vadi çıkışı ve Kafkas ana da birleştirdiler diğer arıdan takviyeler alarak ki takviye veren koloni de devam ediyor 3-4 çerçevede...
Haftaya Yusuf abiler de hasatlarını tamamlayacaklar hayırlısı ile.


İş bitimi Akpınar'a ilaveleri ve balı süzülen petekleri indirmek üzere geldik.
Tüpte doğacak sezonun son anaları vardı ve 8 taneden 7 tanesi doğmuş.
Yarın dayıma götürülecek anaların yerlerine verilecekler.
Artık ana üretimi finale erdi.
Çünkü bugün itibarıyla ana arılar kutuya sabitlenemez ise sıkıntılar çıkıyor.
Geçtiğimiz yıl bir tur daha dedik ve kutuları idamede güçlükler çektik.
Kınalı Arı kuşları bu yıl avuçlarını yalarlar.
Maymun akıllandı.
Benden söylemesi eğer kutularda ana kışlatacaksanız, artık işi bitirin ve kışlamaya yönlendirin...

Haydi bakalım atalım depoya, yarın derleriz toplarız ve ülkemiz denizlerinde biraz tuzlanalım artık.
Toplam 20 + 2 koloni bal bölgesinde kaldı.
Ben izine gidiyorum.
İşte ben bunu dert etmiyorum ki ekip sağolsun...

Etiketler: , , , , , , , ,

30 Temmuz 2009

Balmumu ve Bölmelerin Geri Dönüşü

Sıcak geçen bir haftasonu sonrası düşen sıcaklıklarla biraz rahatladık sayılır.
Ufak ufak bazı yapılması gerekenleri de tatil öncesi kıvırmak lazım.
Bu kıvırma konusu zamanında atıp tuttuklarınız, bir türlü tutmayınca ve eleştirdiğinizi kendiniz yaptığınızda yapılan bir davranış anlamında değil...
Yapılması gereken işlerin kıvrılması anlamında...
Bu işi de kıvırdık bakalım demenin mutluluğu ile..

Çok basit bir sistemle oluşturulmuş güneş enerjisi ile balmumunu eritme malzemesini yapmıştık ki 3'üncü yıldır aynısını kullanıyoruz.

Elimize geçen petekler ile eski petekleri atıp, zaman içerisinde eritiyoruz.

Eriyen mumları da sezon boyunca biriktirip, stokluyoruz.

Zamanı gelince...

Bir tenekenin içerisine 2-3 litre su koyup, ateşin üzerine...


Erime hızlandığında kısık ateşte, taşma kontrolü de yapılarak eritiyoruz.

En uygun ve basit kalıp olarak plastik kutular önceden nemlendiriliyor ve eriyik içerisine boşaltılıyor.

Ilgıt ılgıt rüzgarda yavaş yavaş güzelce donuyorlar.

Fırtına eserse, sanırım daha hızlı donarlar.

Donma işlemi sonrası, alt kısımda biriken curüf temizleniyor.

Bu şekilde hazırlanan mum kütükleri ise zamanı geldiğinde değişime tabi tutuluyor.

Özellikle erken bahar ayında kolonilerin hızlı gelişmesi ve yurtdışı mum akışında yaşanan aksaklıklar elinde mum stoğu olmayan arıcıları bir hayli zorladı.


29 Temmuz 2009 Çarşamba akşamüstü...

09 Temmuz'da kendilerine biraz stok yapsınlar diyerek ayçiçeğine götürdüğümüz bölmeleri geri getirme zamanı. Bu bölmeleri de ekibe yük yapmamak gerekir değil mi?

Güçlenen bölmeler stoklarını arttırdı sayılır ki zayıflar adı üstünde zayıf.

Çadırda kurulu halde bekliyor bakalım.

Cumartesi günü tatilimiz öncesi son bir hasat edip, arıları ekibe teslim edeceğiz nasipse.

Sıcaklıkların düşüşü ile balözü akımı azalmış ve bu durum sırlamayı da hızlandırmış.

Biraz da geçtiğimiz hafta yaptığımız sıkıştırma etkisini göstermiş.

Tüm ülkemizde bal üretim miktarında yaşanan düşüşü üzülüyoruz.

Baharda hızla gelişen koloniler ve yağmurların bolluğu ama sonrası...

Bakalım göreceğiz durumumuzu...

Elimizden gelebilecek her türlü arıcılık tekniğini kullandık, fedakarlıklarla arılarımızı gezdirdik ve finalde ne olursa artık...

Çok bal olunca iyi arıcı, olmayınca kötü arıcı damgasının vurulduğu sanılsa da, aslında durum böyle değil.

Algı farklılığı var biz arıcılarda.

Herkeste gümbür gümbür bal var iken, sende hiç yoksa bu biraz düşündürmeli...

Genel trende uyan bir durum varsa sıkıntı yok zaten.

Önceden plansızca atıp tutanları ise bu kategoride değerlendirmeye bile gerek yok.

Daha sonra inmesi planlanan Birol abi'nin kovanlar ön tarafa ve devamında ise bizim kovanlar...

Bölme sayısı biraz da ana arıları sisteme sokabilmek amaçlı olarak arttırılıyor.

Baldan çıkan 20 koloninin hepsini iptal etsek bile bölme sayılarım, kışlamayı planladığım koloni sayısından fazla.

Artan anaları geçtiğimiz yıl çiftleştirme kutularına atmıştık ama geç kaldığımızdan idame sorunu yaşamışlardı.

Bu yıl ise, şu an itibarıyla ana arı çiftleştirme kutularında kışlayacak analar sabitlendi ama sadece oğul riski dışında problemi yok.

Bugünden itibaren arı kuşları tepemizde ve bu saatten sonra ana arı yetiştirme işi büyük riskler içeriyor.

Geçtiğimiz yıl edinilen tecrübe ile artık ana arı işini bitirip, kutuları sabitledik.

Baldan çıkan anaları iptal edip, artan ana arıları da sonbaharda gerekirse tepsiye diziveririz.

Bu bölmeler için en uygun kovan biçiminin 5 çerçevelik ruşetler olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Kaç koloni ile kışlanacaksa o kadar ruşet bölme hazırlanacak ve baldan çıkanlarla güçlendirilip, büyük kovanlara aktarılacaklar.

Çok basit bir konsept ve başarı anahtarı diyebiliriz.

Baldan çıkan kolonilerin bölünmesi ile yapılan koloni arttırma çabasından çok daha etkin bir uygulama.

Bende ise 10 tane ruşet var hepsi hepsi...

Bizim arılıkta ekip kalabalık olduğundan o kadar seri indirildi ki kovanlar ne oldu bitti anlayamadık ki foto bile alınamamış.

Birol abi ise yine dağa yasladı sırtını...

Etiketler: , , ,

26 Temmuz 2009

Arı Olsam Bu Sıcakta Çalışmam...

Bugün yine arıların yolunu tuttuk Birol abi ve Egehan ile...
Sıcak çok sıcak...
Düğün dernek olayları ile ilgilenen Yusuf abi telefonla talimatı verdi.
Muğla'lı arıcılara emaneti bırakın.

Muğla'lı Nejat bey'in arılığı...

250'den fazla koloni...

Ana arısını da kendisi yetiştiriyor.

Derken bizde arılardayız.

Bölmeleri izne gitmeden geriye götüreceğimizden bugün 1 çerçeve yavrulu arılı takviye vermeliyiz bala çalışan kolonilerden...

Ancak yavru faaliyeti iyice azaltılmış ki ana arılar ilgi görmeden gezinip duruyorlar ki bu sıcakta ne ilgisi görecekse.


Bahar balını süzdüğümüz çerçeveleri tekrar stoklama yapmışlar ama sırlama henüz yeni başlamış gibi.


Bir gözlem olarak hem yavru faaliyetleri için hem de bal stoklaması için bu mevsimden sonra esmer peteğe öncelik veriyor.

Açık renkli taze peteklere ise bal koydu ise daha erken sırlama yapıyor.
Arılardan kapalı yavruyu çaldık ve güzelce sıkıştırdık ki haftaya bal süzeceğiz kısmetse.
Sırlasınlar bakalım.
Nasip artık...

Pit bıdik pit bıdik...
Bu sesi o kadar çok duyurduk ama yanımızda avcı çok olunca öğrendik olayı.
Pit bıdik diyenler anızlarda yavru büyüten bıldırcınlarmış.
Erol abi'ye soruyoruz abi ne diyor bu pit bıdik diyerek.
İllaki pilav yap beni diyormuş.
15 Ağustos'ta av sezonu açılacak ve ekip dört gözle bekliyor bakalım.
Birol abi ise akşamüstü anızda başladı koşmaya derken 2 tane birden pırrrr...
Ah be diyor duble olurdu...
Sabahtan beri yerlerini belirliyormuş bıldırcınların.
Avcıların da biz arıcılardan geri kalır yanı yok ki, hem avcı hem arıcı olanlara ise ne denir bilmem artık.

Bu sıcakta çalışıyorsunuz ya ben size ne diyeyim ki ben olsam çalışmam.
Sıkıştırırken ayar mı kaçırdık acaba diyeceğim ama sıcakta hiç çekilmez kovan içi.


Akşam üstü dizayn bitti ve hafif rüzgarla birlikte ortalık sakinleşti ama bal akışı hala devam ediyor ki çerçeveleri aldığımızda tıpır tıpır sesleri duymak güzel...
Bölmelerde 3 çerçeve yavrulu / 4 çerçeve arılı hale geldiler ki izin dönüşü küçük operasyonlarla kışa hazırlarız.
Pit bıdik, pit bıdik..

Etiketler: , , , , ,

25 Temmuz 2009

Bal Hasadına mı Yoksa Tatile mi Hazırlık?

Artık yavaş yavaş burnumda deniz kokusu tütmeye başladı.
Bu tütmeye fazla duyarsız kalamayacağımdan arıların ballarını hasat edip, biraz dinleneceğiz.
Bursa civarında yine biraz dayımın arılarla haşır neşir oluruz ama o bölüm sayılmaz.
Yok yok iyice yosun kokusu buram buram kokmaya başladı.

Ana arı kutuları, anaç koloniler ve ana arı memesi üretim kolonisi haricinde köydeki arılıkta hiçbir şey kalmadı.

Bugün anaları kontrol etmenin yanında bal hasadında gerekecek malzemeleri almak üzere köye gittik.

Boş teneke, ilaveleri örtmek için bezler ve su bidonları...

Boş tenekeyi az götürdüm ki dolmayıp geri dönerken çok tangırdıyorlar.

Ana arıları kontrol ettik ya.

Ana arılardan dönmeyenlerin olması yanında geçen turdan kutuda duran analar ise kek bölümüne petek örecek kadar güçlenmiş olmaları görülen uç noktalardı.

Eee arılıkta erkek arılı koloni yok.

Oooo yakınlarda o kadar çok erkek arılı koloni var ki.

Bölgesel farklılıkları gözlemlemek adına.
Öğle saatlerinde arılığa varmak üzere iken yandaki buğday tarlası biçilmişti.
Balların tenekeye dolması gibi bir şey.
Üretici adına bizler de çok sevindik ki fırtınaya yağmura tutulmadan atacak siloya.
Derken bala çalışan kolonilerin yanına.
Yanımıza giderken 2 adet ana aldık.
Haftaiçi hemen ucundan yaptığımız kontrollerde 2 kolonide meme görmüştüm.
Hemen kapadım ki nasılsa bal akıyor, ne yapacaksınız anayı yavruyu..
Çalışın 2-3 gün daha yavrusuz dedik ve kıyamadık yine anaları tüpe alıp...

Arılığa vardığımızda yoğun bir arı uçuşu görmek güzeldi.
Hemen önümüzdeki tarla geçmek üzere ki arıları ilk indirdiğimiz 09 Temmuz'da açık pozisyonda idi.
Diğer tarlalarda açtı ve balözü akımı devam ediyor ki ana memesi yapanları kontrol ederken pıtır pıtır dökülüyordu.
Bir koloni de memeleri yandan kesilmiş gördük ki ana arı faaliyetine devam ediyor.
Demek ki arıcılıkta acele etmemek lazım.
Aklıma bir dizide berber rolünü oynayan "Ölü" geldi.
Her zaman der di..
"Acele etmemek lazım."
Diğer kolonide ise tüm memeleri temizleyip, anayı da ana arı memesi koruyucu tüpünde verdik.
Bu tüpün açık kısmına kek koyup, ana arıyı koyuyoruz.
Yanına da biraz işçi..
Şimdi yarın kontrol edeceğiz ama şöyle bir gözlemim var.
Bu tüplerle verilen ana arılar daha yüksek oranda kabul ediliyorlar.
Zaten tüpü koyar koymaz o kadar hücum edildi ki çabuk çıkartırlarsa ana arının vay haline.
Yarın bakarız ki yanımızda diğer kullanmadığımız ana arı olacak.
Birçok kez söylüyorum ama yine de söyleyeyim.
Kendi ana arınızı kendiniz yetiştiriniz.

Tarla geçse de arada sırada açan küçükler oluyor ve büyük rağbet görüyorlar.
Ayçiçeği bugün itibarıyla bizlerin beklentisini karşılayacak gibi duruyor.
Sırlamalar başlamış gibi ama bu yoğun akımda da kolay kolay sırlamıyorlar.
Yarın daha net bir genel durum görebiliriz kısmetse biraz kurcalayayım şöyle rahatça...
Arı nasılsa bize bakmıyor.
Bal hasadına kolaylık olsun diye açık yavrular kuluçkalığa atılacak.
Biraz da bölmelere yavrulu çerçeve çalacağız bakalım kısmetse..

Etiketler: , , , , , ,

18 Temmuz 2009

Yine Bal Hasadı

Dağa gitmeden önce süzülmeyen ve dağda bal akımı olmadığından bahar balları kolonilerde duran arıların sağımları için bugün yine arılıktayız.
Yusuf abi'nin arılar süzülecek.

Biz gelene kadar Birol abi'nin yeni çadır kurulmuş.

Çadır bezi yeni dikilerek ilk kez bugün kullanılıyor.

Çok güzel olmuş.

Biz de malzemeleri ayar edelim derken hemen bir grup arıyı açmaya başladı.

Bir baktım ki sır alma sisteminde kimse yok.

Kem küm hemen çadıra...

Bıçak kullanmayı çok sevmiyorum ama bu çerçevede yükseklik biraz fazla olduğundan önce düzeyi ayar ettik ve sır tarağı ile devam.

Bal hasadında bal resminin ne işi var hani karpuz yiyen arıcılar resmi diye düşünenler için ise gerekirse karpuz yiyen arıcı resimleri de yayınlarız.

Çadır içi ekibi ise çok sağlamdı bugün.

Erol abi zaten kadrolu çadırcı...


Egehan ise sözleşmeli sanki. Hemen kıyı kıyı süzülüveriyor çadırdan içeriye.

Çiftleştirme kutularını bile eldivenle açan Egehan, bugün çadırda eldiven takmadı.

Az daha takılırsa...

Biz bahar balını alırken, devletimizin denizlerinde bronzlaşan Fikri Atmaca ise, çadıra sadece dışarıdan bakabilecek arıcı kadrosunda.

Hüseyin Yavuz nerede?

Devletimizin denizi arıcısız kalmasın. O da bronzlaşma peşinde.

Ya ben...

Daha yaz çok uzun.

Hele fırtına dinsin çıkarız.

Ayçiçekleri hala sulanıyor.
Bugün öğleden sonra çok güzel balözü akımı oldu.
Nereden bileceğim ki sır alan benim ve petekler benden geçiyor.

Biz hasadı bitirmek üzere iken bu bölgeye arı getirmiş Bilecik'li arıcı arkadaşlar geldiler.
Ben çadırda iken Halil abi, Yusuf abi nerede ifadelerini duymak şaşırtıcı oluyor haliyle.
İş sonradan anlaşıldı.
Arılarını kontrol ettikten sonra bölgeyi gezerken bizim kırmızı çuvalları görmüşler ve tanımışlar.
Sonra arabaları görünce de nokta atışı.
Demek ki arabayı değiştirirsek yayınlamak lazım.
Klasik magazin arıcılığının doğurduğu bir sonuç.
Çok kez benzerlerini yaşasakta her seferinde ilginç oluyor.
Bazen boşa yazıyoruz desek bile sanırım boşa değil.

Yusuf abi balları alırken süzülmüşleri de verdi.
Aslında riskli ama bal akıyor nasılsa rahatlığı var.
Yine de salkım yapıyorlar haliyle.


İş bitimi çay molası.
Daha karpuz kesecektik.
Ekip bu kez futbol takımı kurmak için yeterli değil ama oynarız biz yine de.


Toparlanın bakalım artık.

Çadır kurulu kalsın.

Nasipse, süzeriz tekrar.

Dönüş yolunda Muğlalı arıcılara uğradık ama aynen geri döndük ki onlarda bal süzüyorlardı.
Çok karışık ortalık. Bize müsaade.

Yolda bu bölgeye gelen Vatandaş Kenan'ı arayalım dedik ve yerini bulduk.

Arılarını kontrol ederken yakaladık ve karpuzumuzu burada yedikten sonra ayrıldık.

Kenan'da arılarını arttırmış.
Ekip arayışı içerisinde.
Ekipe gir de gör. Her haftasonu bal süzersin.
Elinden kovan hiç eksilmez.

Etiketler: , , , , , ,

12 Temmuz 2009

Dağdan Ayçiçeğine...

Artık dağdan tamamen ayrılma zamanı.
Köpekler kocaoğlan nöbetlerini vukuatsız tamamladılar.
Tellerle arıların yanına kadar gidebiliyorlar.
Gerçi yaygara yapmaktan başka birşey yapamıyorlarmış.
Birol abi, kocaoğlanı gören köpeğin 1 metre çukur kazıp saklandığını anlatınca...

Köpeklerin tellerinden geçebilmek için biraz uğraşmak gerekiyor.

Kalabak suyu ile arılar serinletiliyor.

2 kamyonette yüklendi.

Geride az sayıda koloni ve ilaveler kaldı.

Uygun zamanda alınacaktı.

Gece iş bitimi Yusuf abi ve Birol abi hemen birbirlerine gaz verip gece 2. tur yapıp almaya gitmişler.

Gece dağa varınca, dağda uykuyu çekip, gün ağarınca sarmışlar ve gelmişler.

Arıları indirme esnasında zaman zaman aracı çekmek gerekiyor.

Denge unsuru önemli.

Artık hem bölmeler hem de bala yönlendirilmiş koloniler ayçiçeğinde.

Gece gözüyle pek birşey görünmüyor ama ayçiçeğinin yakın olduğu kesin.

Ama toplam ekim miktarı gece görünmüyor.

Gece dağda uyuyanlar, sabah kendilerini dağdan getirdikleri çadıra atmışlardı öğlen saatlerinde vardığımızda.


Ayçiçeği bu bölgede kafayı açınca sulamaya tabi tutuluyor.

Ova'da yoğun sulama devam ediyor.


Kademeli ekim olması arıcılık için tartışılmaz faydalı.


İyi de arı ayçiçeğine konuyor mu?
İlk açan tarla hemen önümüzdeki tarla ve yoğun ziyaret alıyor.

Maşallah.
Yüksek sayıda koloni olunca, ayçiçekleri açısından tozlaşma maksimumda.


İşleri yoluna koymaya başladık ve yakınlarda hava bir yerlere yağmur bıraktı ama bizi teğet geçti.
Nektar geliyor mu?
Bunun da testleri yapıldı.
Çerçeve silkelendi akıyor ve ayçiçeğindeki arılardan kusturma yöntemi ile nektar varlığı görüldü.
Ayçiçeğinin çok ekili olmasının, balözü için garanti bir unsur olmadığını biliyoruz ki hava şartları çok daha etkili.
Dağdan gelen bal ile karışacak artık.

Bu ne özlemdir.
Acele etmeye gerek yok ama arılar sabredemiyorlar.


Polenlikler serbest biçimde çalıştırılacaklar ama haftaiçi polen düzeni tekrar kurulabilir.
Bugün ilk kez çok yoğun bir arı uçuşu altında çalışma imkanı bulduk.
Ama bir ağaç ekilmez mi hiç bu araziye.
İlaçlık ağaç yok.
Gölge et, başka ihsan isterim.

Etiketler: , , , ,

11 Temmuz 2009

Erkekler Kapı Önünde.

Dağda polen azaldı, balözü akımı istenen düzeyde değil ve ayçiçeği de açtı.
Artık ayçiçeğine inme zamanı.

Gece şartlarında arılıklarda bulunmak güzel gözlemlere de vesile oluyor.

Dağ güzeli ırkının bir kolonisi erkekleri kapı dışarı etmiş ama bir umut kapı önünde yatıyorlar.

Ekip kalabalık ve 2 kamyonet.
Arı taşıma konusunda ise artık söyleyeceğimiz ne kaldı ki...

Hüseyin Yavuz'da iş bitimi sehpa yerleşiminde kamyonet tepesinde.



Varılan yerde ise indirme daha kolay.
Sehpaları yerleştir ve atıver kovanları tamamdır.


Sadece hemen önümüzdeki tarla açık durumda.
Daha açmayan tarla çok fazla ki bu tarla bile henüz balözü verebilmesi için zamana ihtiyacı var.
Sabır etmek gerekiyor ama zaman yönetiminde sıkıntılarımız olduğu kesin. Bu nakillerin haftasonuna denk gelmesi bizleri daha az yıpratıyor.

Hüseyin Yavuz ipleri çözmeyi kıvırmaya başladı ki hele bir de sarma esnasında gırgır yapmayı öğrenirse o işten de yırtarız.


Birol abi'nin ruşetlerin uçmasına gerek bile yok. Yürüyerek gidip çiçeklere ulaşabilecek kadar yakınlar...



Arılar indirildiğinde ise uçuş delikleri açılıp, son kontroller yapılıyor ve doğru istirahate.
Ama bu akşam yine diğer grup indirilecek...
Kısmetse Pazar günü bölgeyi gündüz gözüyle görme şansı yakalayacağız.
Hiç gündüz görmediğim bölgeye habire gidip geliyoruz bakalım.
Meğer ayçiçekleri yapma çiçeklermiş.

Etiketler: , , ,

09 Temmuz 2009

Önce Bölmeler...

Güçlü koloniler dağda polene çalışırken, Birol abi de ayçiçeğinde yeri ayarlamışken gelen teklif fazla düşünmeyi gerektirmiyordu.
Bölmeleri ayçiçeğine atalım ki hem kendi ihtiyaçlarını karşılasınlar hem de güçlüler gelene kadar arıların konulacağı yeri korusunlar.


Arıların hazırlığı yapıldı ama Birol abi'nin arılıktaki bölmeleri sarıldıktan sonra bizim arılığa gelecekler.

Bizde işimizi bitirip beklemedeyiz.

Yola çıktıklarını öğrendikten sonra işi kolaylaştırmak adına arabanın gireceği yere dizmeye başladık.
Hüseyin Yavuz'da iş bitimi keyif yapıyor.
Arıcılık ne kadar da çabuk bulaşıyor bazılarına.

Egehan'da tam donanımlı.


Arabanın gireceği yerin iki tarafında kovanlar hazır.

Ahmet şef ise artık arı taşıma sertifikasını alabilecek düzeyde.

Olabilecek bir negatif durumda arıların yerleri kayıt olarak belli olduğundan çok çabuk yerlerine dağıtılabilirler.

Ve geldiler.
Hemen ipler çözülerek kısa sürede yüklemeler tamamlandı.


En üst bölüme de sehpalar atıldı ve bidonlarda bölgenin kuraklığı sebebiyle su sistemi için götürülüyor.


Ve ayçiçeği ile arılar arası 2-3 metre.

Arıları sağ salim indirdik ya hikayesini yazmaya gerek yok ama kitap yazsam yeri vardır.


Bu akşamda dağdakilerin durumlarını kontrol ve polenleri toplama amaçlı arılıklardayız.
Polen gelişi devam etse de azalmış ama bal akımı istenen düzeyde olmadığından haftasonu ayçiçeği ile buluşmaları sağlanacak.
Polenlerde de renk değişimleri başladı.
Irk farkı da etkili.

Bu koloni ise en çok ve tek tip polen toplayan bir ırk.
Bilecik yerlisi..


45 numara da klasik Muğla...
Çalışacak iş olmayınca kapı önünde...


Ana değiştiren Yusuf abi'nin yerli arısında henüz yumurta yok ama ana görüldü.

Yusuf abi'de otomatik polen makinesi kullanıyor.
2 kişinin üflemesi ile çalışan bu sistem sakin havalar için çok kullanışlı...



Etiketler: , , , , ,

06 Temmuz 2009

Ana Arı Değişimi ve Polene Devam.

Bu akşam yine dağdayız Egehan ve Yusuf abi ile birlikte...
Birol abi ise bu esnada ayçiçeği yeri ayarlamak için Google gibi çalışıyor.
Ayarlamış hem de göbeğinden.
Yine içimden bir ses kovan taşıyacaksınız diyor.

Sıkışanlar kapı önünde yatıyor ve dağda götürdüğüm ilavelerde bitti.

3 koloni 3 katlı oldu derken, Ahmet şef'in koloni de Yusuf abi'den alınan ilave ile 3 katlı oluverdi.

Polen azalsa da devam etmekle birlikte bal akımı kontrolü yapıyoruz.
Bal akımı tam hızlanamadı ama artık kıymeti de yok ki hedef polen alındı ve gerekirse bu kadroyla ayçiçeğine giriveririz.
Bu kadroyla diyoruz ama dağda 2 katta sıkışık arıyı ayçiçeğinde 3 kata sığdırabilirsek.


Cumartesi günü Ahmet şef'in ana arısının yumurtayı azalttığını görmüştük ve bu akşam ona da bakalım dedik.

İşler yolunda.

Ana arı da çerçevenin üzerinde kırmızı kafalı.



Bizim koloniler geç gittiğinden bölgeye polen aynı hızla devam ediyor.

Birol abi'ye göre daha öğrenemediler azaltırlar poleni diyor.

Delikten kaçırabileceği küçüklükte getirmeye başladıkları konusunu gözlemleme şansı bulduğundan ve onların kolonilerde de polen azalması bunu doğrulatıyor.

Tabi ki polen toplamayı tetikleyen bir çok unsur mevcut ama genel trendi takip etme şansımız olduğundan koloniler arasındaki farkı önemsemiyoruz.

Genel bir polen azalması görülüyor sonuç olarak.


Ve acemi arıcının arısı...

2007 doğumlu Yusuf abinin bizlere 2008 yılı başında vadide verdiği yerli analardandı.

Geçen yıl sağda solda süründü durdu ve bu yıl bala sürmüştük.

Bal hasadını Yusuf abi yaptı atlamış, ben arıları buraya getirdiğimde kontrolde eski anayı da görüp atlamışım ki bu arkadaş çaktırmadan anayı yenilemiş.

Vesile olacak ya Yusuf abi ile şuna da bakalım dedik ama günlük yok.

Ararken Yusuf abi genç anayı gördü ve eski anayı aradık ama yok.

Üstelik yeni ana çiftleşmiş bile.

Eskişehir yerlisinin dikkat çekici bir özelliğinin bal akımında ana değiştirmesi olduğunu zaman zaman söyleyen Yusuf abi, bu koloninin olayı doğrulaması ile çok mutlu oldu.

Üstelik acemi damgasını yiyen ben oldum.

Arı ana değiştiriyor ama haberimiz yok.

O koloniyi ana arısını kendi kendine değiştirme düzenine getirmişiz daha ne...



Egehan'da bu arada polenleri topladı.
En kolay hasadı yapmaya ne var.
Haftaiçi bölme arılarımızı ayçiçeğine gezmeye götüreceğiz bakalım.

Etiketler: , , , , ,

04 Temmuz 2009

Arılar ve Polen

Haftaiçi zor geçse de haftasonu hemen geliyor ama bir nefeslik süre gibi geçip gidiyor.
Cuma akşamı Akpınar'da kalan arıları ve ana arı çiftleştirmeleri kontrol için köye gittik.
Kardelen'le beraber kutuları kontrol ettik.

Körük sıkma işini artık kıvırıyor.

Ve Cumartesi...

Aslında Yusuf abi ve Birol abi sabah Yusuf abi'nin şehirdeki arılarını kontrol edecekler ve iş bitimi bana haber verip, Tandır'a hep beraber gidecektik.

Arabada yer var mı yok mu hesabı sonrası 2 misafirimizi de alarak soluğu Yusuf abi'nin arılıkta aldık.

Arılığa vardığımızda hummalı bir çalışma vardı.
Misafirlerimizden Ahmet şef ve Hüseyin Yavuz'da ekibe hemen kaynaştı.
Arka planda Muhterem abi ve Gürbüz Mozak abi ana kutularını kontrol ediyorlar.

Ekip fazlalaşınca herkes bir koloni başına çöküyor.
Yusuf abi kolonide kontrol edilecek konuyu söylüyor.
Tıkır tıkır.
Yeni makine reklamı gibi.
Hüseyin'de klasik ama olsun ne yapalım pozunda.
100'e yakın bölme koloni.
Dişlerimizin kovuğuna bile gitmedi.
Haydi şimdi dağa.

Evet...
Polen hasadına devam ediyoruz ki ne kadar çok yorucu...
Tek bir çeşit polenle devam ediyoruz.
Laden gülü...
Tüm kolonilerde hasat sonrası ana arı ölümü ihtimaline karşı kontroller yapıldı.
Sıkıntı yok.
Ancak Ahmet şef'in kovanda polenlik çalışmıyor ki ona da bir operasyon yaptık.
Hatta Birol abi gerekirse benim bir kovanıma aktarırız dedi.
Çevre gezisi planlanmıştı ve gezi sonrası kovan değişikliği yapılacaktı ya.
Finalde başka başka işler çıktı karşımıza.

Ana arı kontrollerinde ana arıya da rastladığımızda oldu.
Hatta beslemeye tabi tutulurken.
Yusuf abi'ye göre tank ana arı.
Tank gibi ama nasıl tutacaksın bakalım demesi ise güldürüyor bizleri.
Hele o yürüsün de tutmasını da öğreniriz.
Bu ana arıyı belki hatırlamak mümkün.
Ana arıyı öldürmüş bir koloniye kafesle verilip, ertesi gün kapı önüne tüm arıyı silkeleyip, anayı da içerlerine salıp göndermiştik içeriye.
Şimdi ise tank modunda devam ediyor.
Bala çalışan bir kolonide değiştirilmiş bir genç ana arının performansı da başka oluyor.


Hayatın her alanında olduğu gibi kolonide de zaman zaman yanyana geldikleri oluyor haliyle.
Erkek arılar da sakal salmışlar.

Öğleden sonra ise yavru uçuşları hız kazandı.

Bu kadar seri ve yoğun yavru uçuşları gelecek günlerin tarlacı arılarının hazırlandığı göstermesi açısından çok sevindirici.


Kontroller esnasında sıkışan kolonilere, hasat sonrası aldığımız 2. ilaveleri vermek zorunda kaldık. Tüm kolonilere verme planımız yok ki hepsi 3 adet ilave fazladan götürdük ki 2 adedini bugün kullandık.
Diğerlerinden sıkışan olursa, bu katlılarla değiştiririz çerçeveleri.


Perşembe gecesi yağan yoğun yağmurdan dağda nasibini fazlasıyla almış.
Ortam yeni bir baharı daha yaşamamıza sebep oluyor.
İşlerimizi bitirdik ve hem çevre gezisi hem de geçtiğimiz yıl arı kolonisi gelen kapanı kontrol için arılıktan ayrılıyoruz.

Yabani bir armut ağacı.
Ahlat demek daha iyi anlaşılır kılıyor olayı.
Ağacın gövdesinde geçtiğimiz yıllarda çalışan bir koloni işi bilmeyen birileri tarafından alınmaya kalkışılmış ve balları alabilmişler sadece ama arılar malum sizlere ömür.
Geçtiğimiz yıl ise buraya bırakılan kapana bir güçlü koloni gelmişti Birol abi'ye.
Hamza'ya boza iyi gelmiş misali kapan tekrar aynı yerine konulmuş ama henüz ziyaretçisi yok.
Bizde bu vesile ile nektar alanlarımızı da gezme imkanı bulduk.
Bu ülke o kadar büyük ki, şehirlerin artık çekilmez hale gelen durumlarını görüp ve sonra da buraları da görünce daha da mutlu oluyoruz ki arılar sayesinde bakış açımızda değişiyor.


Derken arılığa geri döndük.
Ahmet şef için verilecek polenlikli kovana itina ile el konuldu.
Ve aktarma başladı.
Yusuf abi hemen bu koloni bölünmeli dedi.
Sesimi çıkarır mıyım!
Hemen bölme için, polenlikli kovana aktarılınca boşa çıkan polenliksiz kovanımızı tahsis ettik.
3 çerçeve arı ve 2 çerçeve de silkeleme ile yaklaşık 5 çerçeve arı alındı.
Diğeri de hala 20 çerçevede nasıl oluyorsa.
Neyse böldük diyelim.
Tamam da ana arı n'olcak.
Çünkü ana arı olmadan bölme yapmak konusu artık çok gerilerde kaldı.
Birol abi'nin geçen yıldan verdiği sözü yerine getirmesine vesile olan bu bölme çok iyi oldu.
Hemen bir ana arı kafese ve ver bölmeye.
81 numara iken oldu 17 numara.
Plakaların sökülüp takılıyor olması bu anlamda da çok süper.
Bu arada polenlerin tatlarını kontrol ederken ayarı biraz fazla mı kaçırıyoruz acaba?
Hep böyle koşturmak geliyor insanın içinden...

Etiketler: , , , , ,

02 Temmuz 2009

Hedef Polen İdi...

Arıları Pazar gecesi Tandır köyüne yani dağa atmıştık.
Ana hedef öncelikle polen idi...
İki günde bir polenlerin alınması gerekiyor ya Salı akşamı Birol abi tüm kolonilerin polenlerini almıştı.
Bu akşamda hem hasat sonrası ana kaybı var mı yok mu kontrolü ile eğer toplanan polen varsa hasat etmek amaçlı mesai sonrası yola düştük ekiple birlikte.
Yolda ise ekip çok güzel bir tabeladan bahsedip duruyorlardı.
Evet güzel bir tabela imiş.
Dağa çıkışta yol üzerinde bir arılık ve 30-40 koloni mevcut.

Biz Türk arıcıları her konuda yaratıcıyız sanırım.

"Eskişehir Arıcılar Birliği..."

Çok ilginç...

Böyle bir birlik var mı diye düşündüm ama yok.

Eskişehir İli Arı Yetiştiricileri Birliği var.

Doğal bal ve poleni anlıyorum da arı sütü üretimlerini de gözlemlemek isterim.

Sevindirici bir yanı daha var olayın.

Ya Türkiye Arı Yetiştiricileri Birliği yazılsaydı.

Neyse söylenecek olanları takdire bırakıyoruz.

Biz dağdayız ve arılığa girer girmez Yusuf abi, bal gelmeye başlamış dedi ki arılar sakal yapmışlar küçük küçük.


Hedef ürün karşımızda.
Doğru zamanda, doğru iş yapabilmek...
Ancak ve ancak ekip çalışması ve sinerjisi ile mümkün.
İlk iş polenleri toplamalı ve uçuşa kapatılan üst delikleri açarak uçuşa arılıkta bulunulduğu sürece müsaade etmek.

Yeni alınan polenlikli kovanlar güzel iş çıkarıyorlar.

Ufak tefek sıkıntıları olsa da hedef olan polen derlemesi işini görecekler.



En kolay hasat sanırım Polen hasadı...

Ve üstelik tek bir çeşit polen mevcut.

2 günde biriken polen güzel miktarda.


Balları süzülüp, verilen çerçevelere de bal girmeye başlamış ve arıda ilginç bir biçimde hemen sırlama işlemine başlamış.

Tadı ve rengi itibarıyla beklenen hedef bal değil ama yok istemem diyecek değiliz ya.


4 gündür bu bölgede bulunan koloniler için işler yolunda gözüküyor.


Oh oh oh...

Laden gülü poleni.


Yusuf abi'de rüzgardan faydalanarak biraz temizlik yapıyor.


Dağdaki arılığın genel görünüşü...


Ve laden gülü alanını akşam gezme şansı bulduk ama hiç açık yoktu ki bu öğle saatlerine kadar açıyormuş ve tomurcuk yoğunluğu daha önümüzdeki günlerin polen yoğun olacağını gösteriyor.


Değişik daha önce görmediğimiz çok çeşitli çiçeklerin bulunduğu yüksek rakımlı bölge...
1247 metre rakım...
Polenler şu anda kontrollü kurumada ama en güzeli hiç kurumadan avuç avuç yemek...
Arıcılar olarak gerçekten çok şanslıyız.

Etiketler: , , , , ,

29 Haziran 2009

Dağda Yerimizi Aldık.

İlk bal hasadı sonrası, ekibin konuşlandığı bölge olan Tandır köyüne nakil planlaması yapıldı.
Bölgeye gidişte öncelikle hedef ürün polen.
Tavşanak, Laden gülü, Pirnal, Pamukçuk vb. yerel isimlerle anılan bir bitkiden gelen polen ile bu yıl ilk kez çalışacağız.
Bal akımının da olacağı geçmiş yıllar kayıtlarına göre soru işaretleri içerse de genel düşüncemiz olacağı yönünde.
Geçtiğimiz yıllarda bugünlerde bal akımının başlaması gerekirken bu akımın gecikmesi, bugünlerde alınan yerel yağışlara da bağlanabilir.
Önemli avantajlardan birisi de artık kolonilerin petek kabartma misyonlarına son verdik.
Kayıtları incelediğimde biraz da haksızlık ediyoruz kolonilere.
20 bala yönlendirilmiş koloni toplam 260 petek kabartmış.
Bazı ırklarda bu sayı koloni başına 20 adeti dahi buldu.
Dağda kabartma yapmayacaklar bulduklarını depolayacaklar.


Bal hasadı sonrası 2 katlı hale getirilen kolonilerden sıkışanlardan bölme yapılarak, bal hasadı sonrası bala çalışan kolonilerden yapılan bölme sayısı toplamda 9 adede ulaştı.

Belki de verdiklerimizi geri aldık diyebiliriz.

3 katlı bırakılan 1 adet kolonide 2 katlı hale düşürüldü.

Nakil öncesi dayımdan gördüğüm ve başarılı bir uygulamayı da yaptık.

Çerçevelerin üstüne soğan çuvalı olarak bildiğimiz delikli çuvallardan seriyoruz.

Üzerine örtü tahtalarını da diziyoruz ve kapağı kapatıyoruz.

Bu süreçte kovanın üst bölümünden arı çıkışı mümkün olmuyor.

Ekip gün boyu dağda çalışmalarını tamamlayıp, akşam saatlerinde geldiler.
Yine sayımız yeterli...
Yeterli göreceli bir kavram...
Ben çalışmadığım sürece yeterli.
Ben çok çalışırsam yetersiz.
Sadece koloni ağızlarını kapatıp, magazin yaparak arı naklettik yine.
Bizim arılıklardan arı nakli daha kolay oluyor. Arabalar dibine kadar yanaşıyor.
Öncelikle bizim arılar yüklendi ve ardından Yusuf abi'nin bizim arılıkta bulunan arıları yüklenecek.
Yusuf abi arılarını buraya bölme yapmak için indirmişti ama bal hasadı bile yaptı o kadar bölmeden sonra...
Eğer bölmese imiş...


Yusuf abi de yüklerken, ben de geride kalan bölmeleri gelen tarlacılara ev sahipliği yapmaları için düzenleme yaptım.
Götürdüğümüzün 2 katına yakında burada kaldı.
Bunlar gelecek yılın aktörleri olacak.
Baldan gelen koloniler ise bunlara dağıtılacak.
Bu anlamda bir kez bala çalışan ana arılar eğer boş kalan çiftleştirme kutusu olursa, şansını orada zorlayacak.


Murat Akın hocamızın yaptığı yayında gördüğümüz, bölgesindeki kurumuş dikenler ise bizde henüz açmadı bile.
Bölgesel farklılıkların izlenmesi açısından bir referans verebilir.



Kovanlar yüklendikten sonra alışık olduğumuz manzara sehpaların yüklenmesi...


Ve dağdayız.
İndirmek daha kolay oluyor.


Her zaman yakalanamayacak bir enstantane.
Yusuf abi, kovan taşıyor.

Günboyu yağan yağmurunda etkisiyle ortaya çıkan çamurlu kostümleriyle, günboyu çok çalışan Egehan akşam iş bitimi, işi bitirmenin rahatlığını yaşıyor.


Tel örgü arkasındalar artık.

Final..
Gece 23:30 ve buz gibi havada gece pikniği...
Arıcılık olmasa, mümkün mü?


Etiketler: , , ,

27 Haziran 2009

Paylaştık Arılarla...

Bahar balını paylaşma zorunluluğu, bölgemizdeki bal akımının yavaşlaması ile hem koloni düzenlemesi hem de ballı nakilin zorluğu sebebiyle güzel bir Cumartesi günü arılara hücum etmemizi gerektirdi.
En zevkli ama en teferruatlı işlem belki de bal hasadıdır.
Bir sürü riskler içerir ki; bölge, zamanlama ve hava şartları bu riskleri tetikler.
Bu hasadın tüm aşamalarında bizi bu anlamda zora sokacak bir durum gerçekleşmedi.

Sabah ilk ekip olarak 6 kişi arılıkta yerimizi aldık.

Yusuf abi de gelmeden öncelikle onun arılarını halletmeye başladık.

Hazır yok iken...


Arılarını böle böle matematiksel işlemler yapıp, üstüne bir de bal hasadı yapmak...
Hemen ilaveyi alıp, kuluçkalığı düzenlemeyi planlıyoruz.


Kuluçkalıkta eksik kalan yavrulu çerçeve tamamlanması, ilaveden alınarak sonlandırılıyor.

Kuluçkalık tamamlanınca, ilaveyi üzerine koyarak ballı çerçeveleri alıyoruz.


Neden önce Yusuf abinin kolonileri?


O öyle istedi...


Benimde başka bir düşüncem vardı.


Belki kendi arılarımda bir şey çıkmaz diye, arılıktaki diğer arkadaşlarımızın ballı çerçeveleri ile resim çektirmeliyiz.


Bu çok önemli.


Ballı çerçeveyi buldun mu hemen resmi çektireceksin...


Bir hayli yol kat ettik ki Yusuf abi, Birol abi ve Erol abi de ekibe katıldı.

Olduk 9 kişi...

Süzme makinesi ve dinlendirmeler Yusuf abi tarafından getirildi.

Benim makinem ve dinlendirmem de yok.

Laf aramızda makinem yok ama bugün çift makine çalıştı...


Çekilin oradan diye bağıran kim olabilir?


Geç kaldınız ki şu dağa bir inip çıkıverin.


Bir araba malzeme, Birol abinin taşımadığımız köydeki arılarına götürmek üzere yüklenmiş.


Ekip bal odasını hazırlarken, biz ise devam ediyoruz.
Ekipte yer alan kursiyerler belki de çok şanslı ki kurs alıp hiç koloni görmemişlerin varlığını hepimiz biliyoruz.
Esas ilginç gelişme kurs görmemiş 2 arkadaşımızın performansı ise süperdi.
Kurs açılacak mı diye sormaları ise hoştu ki kursa tersten hem de hasattan başlamışlardı.
Bugün korkmadıklarına göre, gerisi kolay.


Derken artık Yusuf abi devrede ve izliyor.
Bütün saltanat buraya kadardı işte.
Lider geldi ve el demirini teslim etmeliyim.
Çok üzgünüm ki bir ağız tadıyla hasad yapamadım dermişim.


Dur abi senin kovanda bir resim daha çektireyim...


Mola....
Mola öncesi Muğla'lı arıcılarımızı da almak üzere diğer köye gittik ve kadro oldu 11 kişi.

Birol abi, bal hasadlarında en iyi sırı ben alırım diye tutturup kapağı atıyor içeriye.
Biraz da bunu biz istiyoruz ki, Birol abi el demirini eline aldı mı kapalı yavrulu ballı çerçeveler hemen dönme dolap gibi süzme makinesine giriyor.
Birşey olmaz dönsünler bir diyor ve bu durumda hemen kendisi içeriye gönderiliyor.
Yoksa yavrulu çerçeveleri tekrar geriye vermek zor geliyor bize.
Nasılsa şu anda bıraktıklarımız bizim yine.

Çay keyfi...


Kurs görmeden hasada giren ve bugün medya bölümü sorumlusu olan abimiz Faruk Helvacı.
Arı sokmasına karşı da direnci iyi.
Maske ile çay içebilme yeteneği mevcut ama iş böreğe gelince...


Ve artık benim arılardayız.
İlk arıyı hemen şöyle halledip, sazı Yusuf abi ve Katip abi'ye devrettik.
Aldım körüğü elime ve kovanların önüne.

Aslında zevki böyle çıkıyor.
Arada bir açık yavrulu çerçevelere askı görevi yapıyoruz.
Körükçülük zaten en büyük zevkim.


Katip abi 15 yaşlarında iken bir arıcının yanında çıraklıkla başlamış ve şu anda 250'den fazla koloni yönetiyor.
Her hasat yaptığımız koloninin ırkını soruyor ve izlenimlerini bize de aktarıyor.
Bilecik yerlileri ile hasada devam ediyoruz.
Bizler dışarıda 6 kişi ve içeride 5 kişi devam ediyoruz.
Egehan'da Erol amcası ile makineleri kaptılar.

En rahat yer benimki.
Ver şunu, al şunu.


Her ince ayrıntıyı yapmaya bir adam bulmak mümkün.
Arılarda da yavru potansiyeli üst düzeyde olduğundan paylaşımda arılar çok şanslı.


Dolan ilaveler hemen bina içerisinde yer alan bal odasına taşınıyor.


Süzülen çerçevelerde kontrollü olarak geri getiriliyor, düzenleme esnasında koloniye veriliyor ve koloniler 2 katlı hale getiriliyor.
Gündüz şartlarında süzülmüş petekleri vermek her zaman mümkün değildir.
İlk hasadımızda genelde bu konuda sıkıntı çıkmıyor.
Ancak doğrusu, akşamüstü verilmesidir.
Bu şekilde de süper oluyor işin açıkçası.

Boşaltılan ilaveler, kovanların önüne silkeleniyor...
Bu esnada oğul da almam gerekiyordu ki 2 kata sığmayacak düzeyde arılar mevcut.
Gerçi Birol abi'ye göre dağda titreme pozisyonuna geçecekler.
Bunun için ne yapıyoruz?
Kayıtlara göre güçlü olduğunu gördüğümüz kolonilerde bu durum gözlemlenirse, hemen ana arı arama çalışmalarına hız veriliyor.
Ana arı bulunduktan sonra 5 çerçevelik ruşetlere işçi arılar silkeleniyor, az ballı ve kapalı yavrulu çerçeveler verilerek yeni koloniler oluşturuluyor.
Toplam 5 koloni oluşturuldu, bunlara hazır analardan takılacak ve bir tanesine de meme üretimi yaptırılacak.
İş bitimi 3 koloniden daha almamız gerektiğini gördük ki yarın onlardan da 3 oğul alacağız.
20 bala çalışan koloniden 8 adet oğul alarak dağa götüreceğiz.
Birol abi'ye göre dağda çıkan oğullar benim diyor.
Dağda oğul çıktığına dair duyumlarım var ama işi tam çözemedim.

Olmadık bir görüntü esnasında basın mensuplarına gösterilen tepkiye ne kadar da benziyor.
Ya elleme çeksin bal alıyoruz sadece.

Yusuf abi, 2. ballığı aldığında ırkı ne bunun diye soruyor.
Ağırlığa göre değerlendiriyor.
Katip abi'nin öğrencisi ne de olsa.


Ve diğer kurs görmeyen arkadaşımız Turgut Cinek.
Bugün en yüksek performansı gösteren kişi idi.
Bu ballı çerçeveleri götür, süzülenleri getir işinin yanında mutlaka ekstralar çıkıyor.
Yok boş ruşet kap gel, yok su, yok kabartılmamış kılavuzları götür.
Buna rağmen kursa bende gideceğim demeleri ilginç.
Bulaşmamaları için ne yapmalıyım ki?


Ve Katip abi'nin arılarından üretilen Muğla'lar.
Muğla arısı aslında çok iyi bir arı üretim arısı olmasına rağmen oğul verdirmeden bala yönlendirme konusunda çok mesafe kat ettik Yusuf abi sayesinde.
Katip abi de mutlu durumdan.
Akşamüstü çay molasında değerlendirmeleri de bizleri mutlu etti.


İşler hızlanınca Muğla'lı Devrim de sır alma ekibinde yer aldı.


Ve kafkas melezi.
Yusuf abi'ye göre günün şampiyonu.
Vadide yetişen üstelik Nisan ortasında yetişen bir 2009 ana arı...
Kadro / bal oranı en yüksek koloni.
Katip abi'ye göre ise bu bölgede kesinlikle çalışılması gereken bir arı.

Katip abi ve Yusuf abi koloni düzenlemelerinde artık standardı yakalamış durumda ve bizlerde çok şeyler öğreniyoruz.


Kabartılmış ama az bal atılmış çerçeveler bölme ruşetler için çok güzel iş görüyorlar.
Ballı çerçevelerin arılarını fırçalamak ve nemli bezi kaldırıp, ilaveye koyma işi arkadaki 3 kişi tarafından yapılıyor.
Ekip işi, bu işler...
İki kata indire indire gidiyoruz ve sıra geldi Karniyol'a.


Önce kuluçkalık bakılacak ki, bu durumda 2 ilave alınıyor üzerinden.
Ana arı da bulunmalı ki bir ara 3 ana / 1 meme ile devam ediyordu.
Derken çerçeve üzerine çıkan yeşil kafa hemen elimde.
Bölmeye başla...

Sığmayanlar, kapı önünde sakala...
Sığmayanlar, yarın bölmeye tabi tutulacaklar.
Bu en baştaki arı ise, geçtiğimiz yıl arıcılara dağıtılan arılardan olan Aydın arısı.
Muğla'dan bile çok yumurta atıyor ama İç Anadolu için çok büyük risk taşıyor yavru bakımında.
Bu yıl vadiden çıkışta ne çok bocalayanlardan ama yine vitesi büyüttü.
Bazı koloniler çok fazla petek kabarttılar ki bu koloni en çok kabartan ödülünü aldı.



Arkada ruşet doldurma faaliyeti devam ederken, Katip abi'de ilavedeki yavruluları ayar ediyor.

Katip abi'de bende senin kovanlarda çektireyim, belki bende de yoktur.
Nasılsa arkadaşımızın değil mi?


Yusuf abi'de ustası karşında medya görevini icra ediyor.

Kasnaklarda erkek yavru iyice azaldı ki dağda işleri biter.


Ve kursiyerlerin 26 numaralı kolonide sıra.
İlaveni kaldır bakalım talimatı Yusuf abi'den.


Diğer talimat Ahmet şef için.
Ahmet şef'in koloniye vadiden itibaren hiç bir eksiltme yapılmadı ve takviye de yapılmadı diğer koloniler gibi.
Ve şampiyon koloniler kategorisinde idi.
Bölme yapılacak koloniler arasında...
2 yıl önce kış öncesi ölen ana arısı için Şef'in arısı ölmez diyerek verdiğimiz ana arının karşılığını yarın artık alma zamanı.

Yusuf abi'de Ahmet abi'nin kolonide foto alınmasını istedi.
Ne olur ne olmaz bende ballı çerçeve ile çıkmam gerekiyor diyor ama böldüğü arı sayısını telaffuz ettiğinde şaşkınlık ifadeleri çok belliydi arkadaşların.
Ana olsa daha da böleceğim ama diyor...
Ana kalmamış.
Çok ilginç.


Ahmet şefin, kapı önünde yatanlar alsak, bir koloni daha olur ki hazır ana bekliyor hemen önlerindeki straforlarda.

Vay 59 vay.
Kısa kes Aydın havası olsun diyeceğim ama.
Bu Aydın arısının yumurtlamasını kontrol edebilsek, denemeye devam edebiliriz ama büyük risk.
Bu yıl Aydın arısından almış olan Katip abi de benim bu arı hakkında söylediklerimi onaylıyor.
Kontrolsüz yumurtlama faaliyeti.
Özellikle gece sıcaklığı düşük olan bölgemizde yavru hastalıklarına çok açık.

Ve hemen hepsi 2 kata inen kolonilerde sadece 1 koloniye 3. kat attık.
Aydın arısını rahatlatmak amaçlı bir kat daha attık ve yarın ayar edeceğiz artık.


Ve futbol takımımız sahadan ayrılıyor artık, başarmış insanların mutluluğunda.
Herkese çok teşekkürler.
İyi ki varsınız.
İyi de ne kadar bal aldınız bakalım?
Ne dersek diyelim, paylaştık işte arılarla.
Sezon bitince lider açıklar puan tablosunu.
Tüm kayıtlar liderde.
Aslında o kadar çok söylenecek şey var ki, yorgunum ve yarın gece de dağa gideceğiz kısmetse.

Etiketler: , , ,