23 Şubat 2008

Çevre Tanıma Uçuşları

Arıları indirdikten sonra dumanlarını verip; kapaklarını açtıktan sonra köye kahvaltıya gittik. Saat 12:00'da yapılana kahvaltı denirse. Brunch yaptık brunch.

Hemde süper bir yerde...



Brunch sonrası bizim çevre tanıma uçuşumuz tamamlanıp, arıları kontrole geldiğimizde ortalık şenlenmiş bile. Arılar hemen temizlik ve çevre tanıma uçuşuna başlamışlar.


Bir de polen getirirler mi? Değmeyin keyiflerine.


Bizim çevre tanıma başlarken, Gürbüz abi arılıktan çıkarken bir telefon etti köydeki akrabalarına... Kocaman demliği demleyin geliyoruz diye.


Bu kanaldaki su, Sakarya nehrinden alınıyor ve Beyköy Hidro Elektrik Santralına yönlendiriliyor.


Derken Brunch alanımıza vardık. Sağolsunlar masada kendi zeytinlerinden yapılmış bol limonlu zeytinler, kabaklı ekmekler ve bizimde götürdüğümüz börek / çörek ve üzerine odun ocağında demlenmiş çay...


İlk atıştırmanın ardından, Gürbüz abinin Beyköy'de bulunan arılarını kontrole başladık.


Yusuf abi ile Gürbüz abinin polen verir mi vermez mi tartışması yaptığı bir ağaç.


Püskülleri var ama üzerinde arı göremedik.


Bu arada badem ağaçları patlamak üzere. Gözler belirmiş.



Gürbüz abinin, kendi köyü olan Beyköy'de kışlattığı kolonileri.



Özlediğimiz kapalı yavru ve ana arı görüntüleri.


Bizim arılar geceleri titremekten yavru yapmak akıllarına mı gelecek! Vadide sıcaklık büyük avantaj erken yavrulama faaliyeti için.


Ankara'dan almış olduğu Kafkas melezlerinden.



İşte bu kolonide kendisi gelip, bu kovana girerek iltica edenlerden.


Ancak bugün aşılanma işlemine bu koloni ile başladım. Zaten açıldığı ile kapandığı bir oldu koloninin. Evet bir hayli başarılı bir savunmacı.



Kuzine veya maşınga denilen fırınlı sobaların üst kısmı ile oluşturulmuş bir odun ocağı.


Üzerinde çay cızırdıyor.



İşte ekip arıları kontrol ettikten sonra 2. çay sohbetinde.


Buradaki çiftliğin sahipleri ile sohbet imkanı da bulduk. Nar ve zeytin yetiştiriciliği yapıyorlar. Seracılık yaygınlaşmasına rağmen bu bölgede, yatırımlarını bu alana riskin büyüklüğü sebebiyle yönlendiremiyorlar.


Bu çiftliğin hemen karşısındaki çiftliğe de, uzun süre birlikte çalıştığımız ve geçtiğimiz yıl emekli olan Mehmet Bahadır abimiz nar fidanları ekerek çiftlik hayatına geçmiş.


Sakarya nehri kıyısında çok güzel bir bölge.



Ve bizim kovanların ayakları yerden kesildi. Tabi ki korktuğum bir şey var.


Şimdi Yusuf abinin sehpaları kullanıyoruz ya, geri döndüğümüzde tuttururlarsa sehpa da sehpa diye.


Kırmızı çuval olayını Onursal Büyüğümüz dayımdan öğrenmiştim. Koy örtü tahtası veya bezinin üzerine kapat kapağı ve bir de çakılırsa kapak olay tamamdır.


Bizimkilerin kapaklarını açıp, uçuş deliklerini ayarlarken; bize en yakın olan ve en son kontrol ettiğimiz kovanda Yusuf abi haydi bir tane de buradan bakalım dedi yavru var mı diye...


Açtık haliyle, yavru başlamış ve yavruyu kapatmış bile. Ama o ne saldırganlık öyle...


Bu yıl ki kış aylarına ait boş olan aşı kartımdaki bütün sütunları doldurdular. Saymayı unuttum ama yavru var ya ne yapalım.


Birol abi diyor ki, bu kovan tam hediyelik.


Kolonilerin ayrıntılı kontrolleri ile, kovanların aktarılıp temizlenme işlemleri haftaya yapılacak olsa da bazı kritik koloniler kontrol edildi.


İşte sarı boyası çıkmaya yüz tutmuş bir ana arı. Bu ana arı sanırım Yusuf abinin Karniyollardan.

1 yorum:

Hayyam dedi ki...

yusuf abinin korniolumu varki.4 alman kızını öldürdü beşincisi de bende :)