23 Şubat 2008

Bahar Bize Gelmiyorsa, Biz Bahara Gideriz.

Ekip lideri Yusuf abi sabah 8'de arılıkta buluşalım demişti. Tabi ki yapılacak hazırlıklar vardı ve ben daha erken gittim ve arıları hazırladım.

Bir tane dayımdan getirdiğim elek tipi bir kovan vardı biraz uğraştırdı. Orasını tıkasan, diğer taraftan kafalarını çıkarıp " Nereye gidiyoruz abi biz! " diye soruyorlardı.

En ilginci bu işler için çamur çok güzel iş görüyor. Ancak hava sıcaklığı gece -4 olunca toprak donmuş ve çamur bulamıyoruz koskoca arazide...


Tam arılıktan bizim arıları sardık Yusuf abi bağırıyor. "Problem var Halil."
Yani öyle bir söylüyor ki tamam yollar kapalı hiç gidemeyeceğiz. Problem başka imiş, ekibin diğer elemanları Sn. Birol Doğantemur ve Sn. Gürbüz Mozak birlikte Yusuf abinin arılığa gelecekti. Birol abi arabasını sanayiye bırakmış ve dolayısı ile Gürbüz abiyi ben alacakmışım. Probleme bak. Eskişehir'de ilk kez gezginci arıcılığa gidiyoruz bismillah problem mi olurmuş.


Hemen yolumuzun üzerinden Gürbüz abiyi alıp doğru Yusuf abinin arılığa. Biz gelene kadar Yusuf abi ile Birol abi evden Çiftleştirme kutularını da sarmışlar arabaya.



Başladık arıları arabaya vermeye. 4 kişi olunca tıkır tıkır oluyor işler. Bu seferde meraklı ruşetin birisinden arılar kafalarını çıkarıp " Abi nereye gidiyoruz nolur söyleyin! " demezler mi. Arabanın üzerindekilerde hiç arıdan korkmuyor ya.. Dans etmek lazım ama yerleri dar. Zaten ekibin arı dansını en iyi yapanlarını biliyorlar arılar. Birol abi ile biz hiç dans etmiyoruz nedense. Gerçi öğleden sonra biraz dans ettirdiler bana ama.




İşte yükleme tamamlanınca final fotoğrafı. Haydi bakalım hayırlı yolculuklar.


Ya biz nereye gidiyoruz. Eskişehir soğuk diye vadiye kaçıyoruz ama her yerde kar var...



Vadiye inişe geçiyoruz.... Ama kar hala devam ediyor. Ormanlar başladı artık. Bu bölge Eskişehir'e çok yakın olmasına rağmen, çok uzun yıllar burada yaşamış insanlardan burayı görmemiş olanlarından getir buraya bırak burası Eskişehir diyemezler.


Sarıcakaya'ya 10 km. kalınca artık kar bitti. Güneş sıcaklığını arabada daha da hissettiriyor.


Bir çok kişi bahçelerde, çiftliklerde çalışmaya başlamış bile.


Ağaçlandırmak lazım her yeri ama her yeri. Başka yolu yok bu işin. İşte orman içinde yol katedişler bile huzur verici.


Mayıslar köyüne çok yaklaştığımızda çok büyük bir arılık.


Halil hocanın arılık diyorlar ama kendisi ile yakında tanışmayı planlıyoruz. Dönüşte arılıktaydılar ama vakit kalmadı uğramaya. Esas ilginç bir ayrıntı. Yine birlikte uzun yıllar çalıştığımız ve emekli olan ve geçtiğimiz yıl arılığımızı da ziyaret etmiş olan Hüseyin Kamil Ünlüer' e ait arılarda bu arılıkta. Uzun saçlı genç emekli arıcı abimi merak ediyorum.


Mayıslar köyüne ulaşıldığı zaman olay bitiyor. Vadiye iniş tamamlanmış oluyor. Sakarya nehri seviyesine inildiğinde iklim direk Antalya gibi.



Beyköy'e Sakarya nehri üzerinden geçiş köprüsü. Sadece bir araçlık o bile kıl payı.




Bu nehrin üzerinde Yenice Barajı ve Hidroelektrik Santralı olduğundan elektrik üretimi yapılmadığında, nehir suyu bu şekilde az oluyor. Bir zamanlar bu nehirde avladığımız balıkların dili olsa da konuşsa... Ah sarı sazanlar, ah dargınlar ve ah azman sarıkanatlar. Arılara bulaştık balık işi askıya alındı. Başka sebepleri de var tabi ki can dostlar başka şehirlere bizi bırakıp gittiler ekip bozuldu.


Varış anı. Biz daha önceden girdik bölgeye ve gelişlerini resimledik.


Burda da olayın bittiği an. Koloniler indirildi. Alana yerleştirildi. Malzemeler toplanıyor. Birazdan kahvaltı yapılacak.

Şefin koloni en başta ve diğer bölümde Yusuf abinin arılar ve tam karşıda Çiftleştirme kutuları.


Haftaya Birol abinin kovanlarına da yer ayarlandı. Bir kaç formül var. Bizim arıların yanına devam edilecek. Ya da kullanılmayan su kanaletleri var. Onun üzerine konulacak. Bu şekilde sehpa olayı da olmayacak ama bu seçenek pek uygulanabilir durmuyor.


Bu çiçek ise bize özellikle gönderilen çiçek resimlerine nispet olsun diye çekilmiştir.


Sonuç olarak, bulunduğumuz yere bahar gelmiyorsa ki gelmiyor o zaman biz bahara gideriz.


Hem de çok güzel bir ekip ile.


Bu ekibin içerisinde bulunmaktan gerçekten çok mutluyum.


Bu bahar çok güzel haberlerle sizlerle olacağımız içinde ayrıca sevinçliyiz.


Kışın ortasında bizlerden haber isteyen arı dostları buyurun işte sizlere haber. Ancak hemen tüketmeyin sindire sindire okuyun ve seyredin. Haftaya kadar hiç bir şey yok.

Çevre Tanıma Uçuşları

Arıları indirdikten sonra dumanlarını verip; kapaklarını açtıktan sonra köye kahvaltıya gittik. Saat 12:00'da yapılana kahvaltı denirse. Brunch yaptık brunch.

Hemde süper bir yerde...



Brunch sonrası bizim çevre tanıma uçuşumuz tamamlanıp, arıları kontrole geldiğimizde ortalık şenlenmiş bile. Arılar hemen temizlik ve çevre tanıma uçuşuna başlamışlar.


Bir de polen getirirler mi? Değmeyin keyiflerine.


Bizim çevre tanıma başlarken, Gürbüz abi arılıktan çıkarken bir telefon etti köydeki akrabalarına... Kocaman demliği demleyin geliyoruz diye.


Bu kanaldaki su, Sakarya nehrinden alınıyor ve Beyköy Hidro Elektrik Santralına yönlendiriliyor.


Derken Brunch alanımıza vardık. Sağolsunlar masada kendi zeytinlerinden yapılmış bol limonlu zeytinler, kabaklı ekmekler ve bizimde götürdüğümüz börek / çörek ve üzerine odun ocağında demlenmiş çay...


İlk atıştırmanın ardından, Gürbüz abinin Beyköy'de bulunan arılarını kontrole başladık.


Yusuf abi ile Gürbüz abinin polen verir mi vermez mi tartışması yaptığı bir ağaç.


Püskülleri var ama üzerinde arı göremedik.


Bu arada badem ağaçları patlamak üzere. Gözler belirmiş.



Gürbüz abinin, kendi köyü olan Beyköy'de kışlattığı kolonileri.



Özlediğimiz kapalı yavru ve ana arı görüntüleri.


Bizim arılar geceleri titremekten yavru yapmak akıllarına mı gelecek! Vadide sıcaklık büyük avantaj erken yavrulama faaliyeti için.


Ankara'dan almış olduğu Kafkas melezlerinden.



İşte bu kolonide kendisi gelip, bu kovana girerek iltica edenlerden.


Ancak bugün aşılanma işlemine bu koloni ile başladım. Zaten açıldığı ile kapandığı bir oldu koloninin. Evet bir hayli başarılı bir savunmacı.



Kuzine veya maşınga denilen fırınlı sobaların üst kısmı ile oluşturulmuş bir odun ocağı.


Üzerinde çay cızırdıyor.



İşte ekip arıları kontrol ettikten sonra 2. çay sohbetinde.


Buradaki çiftliğin sahipleri ile sohbet imkanı da bulduk. Nar ve zeytin yetiştiriciliği yapıyorlar. Seracılık yaygınlaşmasına rağmen bu bölgede, yatırımlarını bu alana riskin büyüklüğü sebebiyle yönlendiremiyorlar.


Bu çiftliğin hemen karşısındaki çiftliğe de, uzun süre birlikte çalıştığımız ve geçtiğimiz yıl emekli olan Mehmet Bahadır abimiz nar fidanları ekerek çiftlik hayatına geçmiş.


Sakarya nehri kıyısında çok güzel bir bölge.



Ve bizim kovanların ayakları yerden kesildi. Tabi ki korktuğum bir şey var.


Şimdi Yusuf abinin sehpaları kullanıyoruz ya, geri döndüğümüzde tuttururlarsa sehpa da sehpa diye.


Kırmızı çuval olayını Onursal Büyüğümüz dayımdan öğrenmiştim. Koy örtü tahtası veya bezinin üzerine kapat kapağı ve bir de çakılırsa kapak olay tamamdır.


Bizimkilerin kapaklarını açıp, uçuş deliklerini ayarlarken; bize en yakın olan ve en son kontrol ettiğimiz kovanda Yusuf abi haydi bir tane de buradan bakalım dedi yavru var mı diye...


Açtık haliyle, yavru başlamış ve yavruyu kapatmış bile. Ama o ne saldırganlık öyle...


Bu yıl ki kış aylarına ait boş olan aşı kartımdaki bütün sütunları doldurdular. Saymayı unuttum ama yavru var ya ne yapalım.


Birol abi diyor ki, bu kovan tam hediyelik.


Kolonilerin ayrıntılı kontrolleri ile, kovanların aktarılıp temizlenme işlemleri haftaya yapılacak olsa da bazı kritik koloniler kontrol edildi.


İşte sarı boyası çıkmaya yüz tutmuş bir ana arı. Bu ana arı sanırım Yusuf abinin Karniyollardan.

Haftaya Bir Macera Daha...

Yusuf abi ile bizim arıları bu hafta götürdük ama Birol abinin arılarının götürülmesi haftaya planlanıyor.


Birol abi buraya gelmeden kovanların olduğu yerde kar 1 metreden fazla demişti.




Nedense bu tür eski arabalara bir ilgimiz oluyor. Ne işler yapmıştır zamanında.


Karlar bir miktar erimiş. Ancak 50 cm. kadar kar var hala.


Burası Eskişehir merkeze 20 km. ve rakım 1200 m. civarı.


Bölge özellikle tipiye maruz kalıyor ve bazı bölgelerde çok aşırı kar yığıyor.


Birol abinin kovanların durumu. Sadece kapakları görülüyormuş geçen hafta.


Sizleri yanıltmasın kovanların altında 50 cm. yüksekliğinde sehpalar mevcut.



Aslında sırtüstü yatıp fotoğraf çekinmek vardı ama ayakkabılar zaten karla doldu ve ufak ufak soğutunca hiç gözümüz yemedi.


Yusuf abi delikanlı tabi ki. Tek ceketle karda safari yapıyor.



Gürbüz abi de kar safariye katılanlardan.


Birol abi ise, kar üstünde kara kara düşünüyor.


Bu kovanlar buradan nasıl çıkar diye.


Yerdeki kara rağmen arıların bazıları acaip uçuş yapıyorlardı. Tabi ki kar üzerine konupta hemen kalkamayanlar aşağıya doğru dehliz açarak kayboluyorlar.



Bazı uyanıklarda koloninin su ihtiyacını hemen kovanların önünden karşılıyorlar.



Kolonilerin bulunduğu yerden çıkış.


Tabi ki haftaya bu kar erimezse bu kolonileri nasıl yola kadar getireceğiz?


Çok çeşitli planlar var. Yusuf abi zincir takarız diyor, Gürbüz abi 2 kişi yürüyecek kadar yol açarız kürekle diyor, ben kilo vermeye zaten yer arıyorum ve en önemlisi Birol abi Allah diyor.


Bu kovanlar buradan nasılsa çıkar. Tabi bu hafta içi bir kar daha yağmazsa...


4 kişi olduktan sonra kolay oluyor işler.



Süper bir antika daha. (4 Wheel Driver)


Bugünlerde bile 4 çeker araçlar o kadar çok olmamasına rağmen, zamanında buralarda bu araçlar kullanılmış.


video




Sırt üstü dönerek kar üzerinde kayan ve fırıldak gibi dönen arıyı filme almaya niyetlenirken, arı normal pozisyonuna döndü.


Ancak çok uzun zamandan sonra film çekmiş olmak, güzel bir duygu idi.

20 Şubat 2008

Mahsus mu Yapıyorsunuz!

Bir demet fotoğraf ve üstelik hepsi de bahar aylarını andıran tarzda.
Biz bu yıl, son 2 aydır hava sıcaklığı olarak pozitif değerleri gördüğümüz saatler sayılı iken, mahsus yaptıkları kesin.
Tamam güzel yurdumuz böyle ama biz de insanız.

İşte gelen mail diğer fotoğrafın altında.


Bütün Türkiye donuyormuş.

Yok canım! Bakınız bu fotoğraflar “bugün” çekildi.(20 Şubat 2008) Hava harikaydı. Birinci cemrede düştü zaten, artık önümüz düz.

Pembe çiçekler “kış ortancası”. Adı üstünde kışın açıyorlar.

Görüldüğü gibi birileri polenleri götürüyor, bir uğur böceği sallana sallana geziniyor, bir yaban arısı da ortancaya gelmiş.

Küçük yabani mavi çiçekler açmış ve bizimkiler kovanlara sığamamış havalanıyorlar.

O kadar soğuktan sonra bugünkü havanın güzelliğini anlatmaya kelimeler yetmiyor.

Biz baharı gördük ya siz!

Biz baharı gördük ya siz?

Sorunun güzelliğine bak.

Biz donuyoruz arılar ne yapıyor onu bile bilmiyoruz.



Yabani arılar bile iş başında...


Nazar boncuğu olunca böyle uçuyorlar işte. İlk iş bir boncukta biz alsak...
Eğer bahar buraya gelemiyorsa biz bahara gideceğiz.
Çok yakında........
Resimleri kimin gönderdiğini bilmeyen bir çok arı dostu zaman zaman soruyor.
Araştırıp bulmak lazım kim olduğunu...
Şahin ne oldu bu arada onu unuttuk.

19 Şubat 2008

Şili'de Arıcılık

Dünya'da bir çok arı dostunu ve yaptıklarını izlediğimizde her defasında ilgimiz çeken bir şeyler buluyoruz.

İşte sizlere Şili’de yapılan arıcılık ile ilgili görüntülerin olduğu siteden alarak yayınladığımız fotoğraflar.

Bir ekip çalışması olduğu kadar giyimlerindeki standardizasyon dikkat çekici. İşletmeler genellikle bu standardizasyona önem veriyorlar. Belki de başka türden giyebilecekleri bir şey yoktur. Bu Şili neredeydi diye haritaya bakmaya üşendim.

Standart çerçeveli olduklarını düşündüğüm ruşet kovanlar.

Yerden yüksek olarak hazırlanmış kütüklerin üzerinde duruyorlar.

Hemen her kütükte 2 koloni ve sıralanma düzenleri ile ana arıların çiftleşme uçuşu sonrası şaşırma olasılığı iyice azaltılmış.

Bu mesafelerin korunmuş ve çok geniş bir alana yayılmasına rağmen ruşetler yine de farklı renk ve desenlerde boyanmış.

Mutlu insanlar grubu olduklarını anlamak çok kolay.

Yüzlerinden mutluluk çok rahat okunuyor.

17 Şubat 2008

Polen Varsa Yavru Olacak. Yoksa...

Kolonilerde erken ilkbaharda yavru faaliyetinin başlayabilmesinin, kolonideki polen varlığına bağlı olduğunu biliyoruz.


Peki şu anda kolonilerimizde polen mevcut mu?


Geçtiğimiz yıl yaz aylarında yaşanan kuraklık sebebiyle yaz sonu ve sonbaharda kolonilerin yavrulama faaliyetlerinde aksamalar yaşandı.


Sonbahar teşvik beslemesi ile stoklarda bulunan polenin büyük bir bölümü de kullanıldı.


Tahminim bir çok bölgedeki kolonilerde polen stoklarında eksiklikler var. Bu da demektir ki kolonilerin yavrulama faaliyetlerinde gecikmeler yaşanacak.



Marjinal fayda kavramını iktisat bilimi ile ilgilenenler bilir.

İşte erken ilkbaharda bu şekilde bir polenli çerçevenin marjinal faydasının hesabı zirve değerler taşır.


Peki yurtdışında durumlar nasıl?


Yurtdışındaki arıcılık ile ilgili site ve blogları taradığımızda bizlerin yaptığı gibi bal ve pudra karışımı kek ile besleme görüntülerine rastlamıyoruz.

Peki neler yapıyorlar?


İlk önce arıları beslemekte kullanmak üzere hazırladıkları şeker şuruplarını mutlaka invert şeker haline dönüştürüyorlar.


İnvert şeker
Şeker şurubunun içerisine asitli bir katkı yapmak üzere limon suyu veya krem tartar katıldığında şeker şurubu invert şeker haline dönüşmektedir. Bu durumda sakkaroz iki bileşenine, glikoz ve fruktoza indirgenir ve şeker kristallerinin boyutu da küçülmüş olur. Kristallerin küçülmesiyle topaklanma yani kriştalleşme daha az görülür.


Krem tartar
Fırın ürünlerinde kimyasal bir mayalama maddesi olarak kullanılır. Ayrıca hamur kabartma tozlarında da asit maddesi olarak kullanılır.


Cass Cohenour blogunda yapmış olduğu paylaşımlarda şeker şurubunun nasıl invert şeker haline dönüştürdüğünü anlatıyor.

4 litre şeker şurubuna 1 çay kaşığı krem tartar atıp karıştırarak işlemi tamamlıyor.

Biz bu işlemi yapmadan arıları sıvı teşvik beslemesine tabi tuttuğumuzda arılar kendi enzimlerini kullanarak bu işlemi yapıyorlar.

İnvert şeker haline dönüştürmenin faydası, arılar tarafından taşınamayan sıvının besleme kaplarında kristalleşmesini önler.

Bu işlemi limon suyu kullanarak yapmakta mümkün. Sonuçta limon suyundaki asitte, invert şeker haline dönüştürür.

Reçeller de invert şekerlerdir. Çünkü yapımları esnasında kullanılan meyvelerin asitleri yardımıyla invert şeker haline dönüşürler.

Sıvı beslemede kullandıkları maddelerin bizim kullandıklarımızdan hiç bir farkı yok. Çünkü bizler sıvı beslemede kolonilerin tüketiminden daha az beslemeye tabi tutuyoruz. Bu anlamda besleme kaplarında sıvı besinin kalıp kristalleşmesi pek görülmüyor.

Katı beslemeyi nasıl yapıyorlar?

Geçtiğimiz günlerde de konusu geçtiği gibi kuru şekerle besliyorlar.

Koloninin üzerine bir ilave koyarak kuru şekeri bu şekilde veriyorlar.

Diğer bir metod olarak BEE CANDY dedikleri ve özellikle kendi yaptıkları fondan şekerine benzer malzemeyi kullanıyorlar.

Bu arı besininin nasıl hazırlandığına dair görüntüleri City Bees Toni blogunda ayrıntılı anlatıyor.

Hazırladıkları 4:1 oranındaki koyu şerbeti, her yarım kg. için 1 çay kaşığı olacak şekilde beyaz sirke katarak yüksek ısıda kaynatıp, daha sonra soğutmaya alıp, mikserle çırpıyorlar.

Koyulaşan ve katılaşan malzemeyi alıp genellikle boş petek gözlerine dolduruyorlar. Bu şekilde koloniye veriyorlar.

Spatula yardımıyla petek gözüne yerleştirilme işlemini görüyorsunuz.

Ancak bizim kolonilerdeki açlık sorununu bu şekilde çözmek çok zor. Çünkü bu peteği salkımdaki koloniye nasıl vereceğiz? Çerçevelerin üzerinden vermek daha avantajlı.

Fondan şekeri de bu amaçla çok rahatlıkla kullanılabilir. Ancak bu tür beslemelerde arılar sadece hayatlarını idame ettirirler.

Peki erken ilkbaharda yavru faaliyetini polen veya polen ikameli ürün vererek desteklemek mümkün mü?

Kolonilerimizde polen azlığı sebebiyle yavru faaliyeti hızlanması, dışarıdan polen gelecek tarihlere sarkacaktır.


Polen Keki Hazırlama konusunu Cass Cohenour blogunda görüntülerle açıklamış.

Yurtdışında bu ürüne POLLEN PATTY diyorlar.

Biz ne diyeceğiz?

"Polen keki" uygun olur herhalde.

İlk önce invert şerbeti hazırlıyorlar.

Daha sonra polen ikame ürünü olan soya unu , bira mayası ve kuru süt tozundan elde edilmiş malzemeyi bu şerbete katarak karıştırıyorlar.

Bu işlem için güçlü bir matkap ve özel bir uç kullanmışlar. Aslında bizim kekte böyle karıştırılabilir.

Ayrıca polen ikame ürün yerine baharda toplanan polenler kurutulup bu şekilde öğütülse aynı işlemi görür mü?

Polen dışında bulunan kabuğun parçalanması için buhara tabi tutulma işlemi de kullanılabilir.

Güzelce karıştırılan polen keki spatula yardımıyla alınıyor.

Birilerinin kulakları çınlasın, yağlı kağıt üzerine konuluyor.

Daha sonra koloniye veriliyor. İşte bu besleme sonunda arıları yavru faaliyetine geçirecek malzeme koloniye verilmiş oluyor.

Peki neden beslemede bal katkılı ürün kullanmıyorlar?


Hastalık riski taşıması yanında en dikkat çekici olan bir özellik olarak, ikame edebildikleri ürünlerin yerine mutlaka ikame ürünleri kullanıyorlar. Zaten ikame ürünler daha az masraflı olarak elde edilebiliyorlar.


Ancak yine de ülkemizde bal, gerçek değerini bulmadığından; arıcıların arılarını bal ile beslemeye devam edeceğini düşünmekteyiz.

Bal veya bal katkılı katı besinle beslemek ile fondan şekeri veya benzeri ürünle beslemek arasında fark var mıdır?

Bal güvenilebilecek bir yerden temin edildikten sonra, içersindeki polen parçacıkları sayesinde yavru yetiştirmeye destek açısından daha avantajlı sayılabilir.