31 Ağustos 2009

Bitmedi mi Tatil Daha?

Sorulan soru aslında başka amaç içeriyor ama "Bitmedi mi tatil daha?" sorusunu almaya başladık ki tatil biteli çok oldu aslında.
Amaç neden yazmıyorsun demek ya tatil bahane.
Yazmak için gerekli enerjiyi bir türlü toplayamadık nedense.
Tatil dönüşü sendromu diyelim ve karalayalım bir şeyler...
Tatil gibisi tabi ki yok ve tatili en çok bu yıl Egehan haketti diyebiliriz.
Eğitiminin üzerine bir de bizimle arıcılık meşgalesinin içinde yoğruldu durdu.

Attık kendimizi nihayet deniz kıyısına.

Deniz kıyısında doğup, büyüyen ve çalışma hayatında da uzun yıllar deniz kıyısında görev yaptıktan sonra İç Anadolu bölgesi bu anlamda sıkıntı veriyor.

Yosun kokusunun gizemi bu olsa gerek.

Gerçi Eskişehir'e deniz gelmedi mi diyenler de olabilir ki mucize gibi ama geldi.

Tatilde tüm dizginler boşa bırakılıyor ve özgürlük zirve yapıyor gençlik için.
Çarpışan arabalar ise klasik akşam yemeği sonrası eğlence...


Trombolinler ve ah gençlik ah.


1-2 gün geçince renklerde yavaş yavaş istakoz moduna giriyor.

Koruma faktörüne gerek yok çünkü kışın o karlı günleri düşününce...




Yakından tanıyan arkadaşlarımız bilirler ve biraz da voleybol tutkumuz vardır.

Tutku tatilde olsa peşini bırakmaz.

Voleybol aslında biraz da kazanç kapısı...

Çalışma hayatımızda öğle aralarında 3-3 oynadığımız maçlarda kazandığımız dondurma sayesinde diğer arkadaşlar ALGİDA ortağı oldu sayılabilir.

Ekipler de sabit olunca biz de boğaz hep şiş ama ekip hep dondurmacı peşinde.


Ben de haketmedim mi sizce tatili?
Gerçekten dinlenmeye ihtiyaç oluyor ve deniz negatif enerjiyi boşaltıyor.
Negatif enerjiyi atıp, pozitif düşünce hakim olunca gündeme gülüp geçmek mümkün oluyor.
Kardelen zaten tam modunda ve işler tam onun istediği gibi.

Yüzme kursuna uzun süre devam etmiş olmasına rağmen gençliğin hali bu.

Neymiş bombalama imiş.

Bak böyle atlayacaksın evlat.

Bundan 15 yıl kadar önce ilk AQUA PARK tarzı tesisi İzmir / Selçuk'ta görmüştük.

Ancak artık bu tür su oyun parklarını her yerde bulmak mümkün.

Bizim yaşlarımız artık yavaş yavaş kıyıdan seyretme zamanına yaklaşsa da kan bazen kaynıyor.

Hatta çok su sıçratmak sevdasına sırtlama havuza giriş.

Zaten normal girsek te havuzdan su boşaltma problemi tutmuyor bizim gibi miniklerde.

Dinlendik, eğlendik, yüzdük, balık tuttuk ( Makineyi neden yanımıza almadıysak), yorulduk bazen ve en son gece kamp ateşini yakıp ayrıldık.

Gelecek yılın planlarını yaparak üstelik.

Geldik gördük ki ilginç paylaşımlar da olmuş.

Pembe domates ...

Hatta internette grubu bile olduğunu öğrendik.

Dayımın yanına eve dönmeden uğramamak hiç olmaz ki biz de uğradık.

Pembe domates konusundan habersiz güzelce fotolamıştık bu özel yetiştirme domatesleri.

Lezzeti ve görüntü süper ama dayanma gücü yok denecek kadar az.

Bu yüzden pazarlarda bulabilmek şansı yok.

Bu yıl çok güzelde verim yapmışlar.

Özel ilgisi olan üreticiler tarafından sadece kendi ihtiyaçları kadar üretiliyor.

Neden uğradığımız ortada herhalde.
Mahsül hasadı yapıyoruz hep birlikte.


1 kova da pembe domates.

Arabada fazla birşey almıyor ki.

Ama arabayı eve gelip boşaltınca bakıyoruz ki çok alıyormuş çok.

Arılar başımızın tatlı belaları ile buluşmak için izin bitmeden 1 gün önce geldik ki bakalım ne olmuş ne bitmiş.

Arılığa gittik ki biz giderken ayçiçeğinde bıraktığımız arılarımız arılığa getirilip, inci gibi dizilmiş.

Ohhh biz tatil yapalım, arılar kendi kendilerine gelip yerleşsinler yerlerine.

Biz tatildeyken çiftleştirme kutularının terk ettiği ile ilgili raporlar alıyorduk bizim ekibin arılıklarında.

Ben bir çoğunu giderken iyice zayıflatmıştım ama yine de belli mi olur.

İlk iş bu kutuları kontrol ettik ve bazılarını güçlü bırakmışız ve gitmemişler ki aferin onlara.


Kek verdik giderken, hiç lazım olmayan bir bal aldık ve üstelik alt bölümü yumurtalı.

Gerçi hemen boş bir çerçeveye takıp uygun bir kutuya atıyoruz ama çok ballı, yapış yapış çok zor oluyor.


Dayıma götürdüğümüz anaların yerine verdiğimiz tüpleri de karakovana dahil etmişler utanmadan.
Bu gelişime göre bu analar da dönmüş olsaydı.
Biz giderken verdiğimiz anaların bazısı yok olmuş ve kendileri meme yapıp çıkarmışlar.
Arı kuşu gözükmüyor ama hallediyorlar uzaktan uzaktan.


Bu arkadaşta aynı familyadan ve daha yeni örmüş olmalı ki karbeyaz.
İlk hafta her şey yolunda idi kutularda ama.
Bu haftasonu terk etmeye yetiştiremedi 2-3 kutu ve çıkanlarda hepsi bir yere toplandı...
Analarında tepesine bindiler ama Allah'tan arılıkta idik ve aspirin tedavisi gerçekleştirdik.
Bıçak sırtı bu kutularda durumlar. Zayıf olunca tık yok ve anayı bile zor yumurtlatıyorlar, az ayar kaçıp güçlensin ben gideceğim diye tutturuyor.
Egehan tatili yaptı ve su oyun parkından bol bol kaydı ya haydi bakalım kutular tiz kontrol edile.
Hemen hemen tüm opsiyonları öğrendi, çok sıkışmadıktan sonra kutuları o kıvırıyor.
Boş kutumuz kalmadan hepsini de analı kışlatma planlamasında şimdilik bir aksama yok ama bu terkler devam ederse ne olur ne olmaz diye tedbirler alıyoruz.
Bu kutularda bu tarihten sonra oluşacak ana arıdan bir hayır beklemesekte kutuyu bahara çıkaracak ana arı görevini tamamlamış olacak.



Bu yüzden yeni transfer yapmadan bulduğumuz memeleri de değerlendiriyoruz.
Bu memelerde nereden çıktı şimdi?
Yusuf ve Birol abi benim arılıkta arıları bulunan arkadaşlarımızdan Ahmet şefe, Hüseyin Yavuz'a ve Fikri Atmaca'ya 1'er ruşet arı vermişler ben tatildeyken.
Aldılar arıları ya artık tamamdır iyice bulaştı.
1'er koloni sahibi olmak başka / 2 koloni sahibi olmak başka değil mi?
Ancak Fikri Atmaca'nın koloni anayı halletmiş ve tatilde aradılar ve ne yapacağız mevzusu gündeme geldi.
Ellemeyin az kaldı nasılsa.
Derken geldik ve 1 anayı tüpte takıp, memeleri aldık ki onlarda doğdu kutulardaki işlem tamamlanırsa 1 ana ver / 4 ana al gibi olacak.
İlk hafta temizlenenler yine boş durmuyor.
Kutularla ilgili kazandığımız deneyimler gözardı edilecek gibi değil ki bu kış daha rahat kışlatabileceğimizi düşünüyorum.

İzine giderken yaptığımız ilaçlamaların etkisi ile mi yoksa bahardan gelen temizliğin etkisi ile mi varroa yokluğu dilimizi ısırarak söyleyelim dikkat çekici derecede güzel.
Tedbiri elden bırakmamak adına biraz da etken madde değiştirerek devam edeceğiz.
Etken madde değiştirme konusunda çok fazla da opsiyon yok açıkçası ama bildiğimiz ve uyguladığımız doğru ve belki de eksik uygulamalara devam ediyoruz.
Bu konuda uzman görüşlerini takip etmek ve faydalanmak gerekiyor.
Ne kadar yaptık, nasıl yaptık konularını çok uzun zamandır yazmama kararlılığımız devam ediyor.
Çünkü bizler gibi yeni başlayan arkadaşlar her gördükleri kayığa bizler gibi hemen biniyorlar ve bindikleri kayığında küreklerini çekiyorlar.
Uygulamalarda dikkat edilmesi gereken o kadar opsiyon olmasına rağmen ne kadar ve ne zaman vereceğiz? sorusuna cevap vermek bazen kötü sonuçlar doğuruyor.
Varroalar uçuş deliğinden akmadan tedbir almayan ve her gördüğü ilaçtan medet uman bizler biraz daha dikkatli olmalıyız değil mi?


Gelelim büyük kolonilere.
Bu ana arı yetiştiriciliğini bizlere öğretenlere şükranlarımızı sunmadan geçmemek lazım.
Bala çalışan 20 koloniyi ayar ettikten sonra, kalanlara yetişen anaları birer birer takıyorduk böl bakalım böl.
Böldük böldük ama baldan gelenlerde toplanınca arılığa, 60'lı rakamların üzerinde ne işimiz var bizim.
İlk hafta tüm kayıtlar alındı.
Ne yapacağız / yapıyoruz?
Bilgisayar başında arıcılık kolay ama teknoloji işlerimizi de kolaylaştırıyor.
İptal edilecek 20 kadar baldan gelenler ve bölmelerden belirlendi.
Fırsat buldukça bu iptal edileceklerin anası bulunuyor ve 1 çerçeve arısı ile yerinde başka bir boş ruşete alınıyor.
Son zamana kadar böyle sürünsün dursun, kutularda yer kalırsa ana kutuya çerçeve başka yere takviye.
Yoksa en kötü ihtimalle ölüm.
Anasını 1 çerçeve ile ayırdığımız iptal edilecek koloninin geri kalanları kayıtlara göre her güçlendirilecek koloniye sadece 1 çerçeve olarak veriliyor.
Bu zamanlarda arıların yağmaya temayülü sebebiyle bu işlerin önceden planlanması gerekiyor.
Arılı / yavrulu 1 çerçeve ilk önce kovanda diğer çerçevelerden en uzağa dış tarafa konuluyor.
Koku yine kullanmıyoruz.
Akşamüstü ilgili çerçeveyi olması gereken yere koyuyoruz.
Bu süre içinde alışma gerçekleşiyor.
Ancak şüphemiz varsa anayı da tüpe alıveriyoruz.
Biz bunu yaparken güvendiğimiz durum ise kutulardaki yedek analar.
Oldu ya kesti hop yedek oyuncu sahaya...
Tüm kışlayacak koloniler 7-8 çerçeveli hale gelene kadar bu eşitlemeler ve takviyeler devam edecek.
Ancak ilk destekler sonrası iş daha da kolaylaşıyor.
3 çerçeve arıya 1 çerçeve vermek soru işareti iken, 5 çerçeve arıya 1 çerçeve vermek sıkıntı yaratmıyor.
Bu işlemler sonunda büyük bir ihtimalle tüm kışlayacak analar 2009 model olacak.
Belki de bu analardan bile kutuya inecekler var.
60 kovan kapağı açana kadar 40 kapak açarım finalde aynı hedefe ulaşırız kısmetse.
Ancak gelecek yılın arısını baldan çıkanların analarını değiştirerek sağlayacak arıcılara da Allah kolaylık versin demekten başka bir söz söylenemez.
Gelecek yılın arısını daha baharda oluşturmaya başladığımızdan şimdi rahatız sanırım ama yine de işin en can alıcı noktası ana arı yetiştirmeyi öğrenmeliyiz.
Ana arı yetiştirmek zor yahu diyenler varsa, lütfen tekrar gözden geçirsinler bu düşüncelerini.
(Tatil gerçekten pozitif düşünce yaratıyor.)
Bal hasadı sonrası arılara yalatmadan ballı halde peteklerimizi depoda sehpalara dizmiştik.
Paylaşımlardan da öğrendiğimize göre mum güvesine faydalı olduğu söylenilen formik asidi tabakla üstlerine koyup ayrıldık.

Gerçi camdaki açılan boşluktan giren arılar güzelce yalasalar da formik işe yaramış olmalı ki, minimum mum güvesi hasarı var.
O kadar polenli çerçeve vardı ki, normalde bitmeleri lazımdı. Hiç bakmamışlar bile.
Ancak bu formik kokusu nasıl bir şey ise kelebek duvarda kurumuş kalmıştı.
Odanın serinliği de katkı yapsa da formik iyi bir seçenek gibi duruyor.
Tatil dönüşü tekrar tabakları doldurduk formik ile.
Ancak içeriden bir şey almaya girince varroaların bize ne kadar kızdığını aldığımız keskin kokudan anlamak mümkün.
Sehpalarda da ne kadar güzel duruyorlar.
Böyle saymakta kolay envanteri.
Bir sehpada 25 tane...
Sehpalar bu işe ayrılınca baharda sehpa ihtiyacı hasıl oluyor yine.
(Aslında kıyı kıyı gelecekteki envanteri tamamlıyoruz.)
Yusuf abi yine bir proje yapar bize uygun zamanda.


Anayı 1 çerçeve ile ruşete indiriyoruz ve kovandakileri de önüne silkeliyoruz ya Egehan can sıkıntısı olsa gerek sopa sistemi ile gönderiyor ruşete.



Yusuf ve Birol abi tarafından ekibe verilen koloniler büyük kovanlara aktarıldı ve boş ruşetler depoya atıldı.

En kısa zamanda Yusuf abiye ulaştırmak lazım.

Boş ruşete dayanamaz ve yine doldurur.

Aslında 2009 sezonunu değerlendirmek gerekirse, önümüzde maça bakacağız söylemlerine sarılmakta fayda var sanırım değil mi?

5 yorum:

Mehmet Gündoğdu dedi ki...

iyi tatiller halil bey sizde deniz yok bizde var olduğu için değerini bilmiyoruz senede ya 2 defa yada 3 defa
tadını çıkarın

Ballı Baba dedi ki...

Bu kadar konuşmaya gerek varmıydı be... Altı üstü yaptığın iş neki. Kışa girdiğinde çağır adamları baksınlar.
Yahu arıcılık yapıyorum diyorsun arılara başkaları bakıyor iyi iş... Tatilde pozitif enerjini baharda boşaltırsın inşallah...

Scuba dedi ki...

Formic asid'i nerden alıyorsunuz?

unutmazsoy arıcı dedi ki...

Hoş geldiniz Halil Bey.Eğlenmenize sevindim.Hakikaten eskişehirde formik asidi nerden alabilirim?Bilgilendirirseniz sevinirim...

HB dedi ki...

Formik asidi bulduğunuzda almak lazım ki Bursa'da kongreye giderken Hayyam abi getireyim bir bidon demişti ve getirmişti. Yıl 2007 idi sanırım.

Ankara'dan Bursa'ya getirdi ve bende tuttum bidondan Es-es'e getirmiştim.

Eskişehir'de ise...

Eski otogarı kim bilmez ki.

Eski otogara sırtınızı dönüp Hamamyolu'na doğru giden cadde üzerinde DETSAN kimya var. Hani dökme deterjan vb. kimyasal ürünlerin alındığı yer.

Orada mevcuttu ben uzun zamandır almıyorum.

Ancak büyük bir ihtimalle vardır ki konuya hakimler arıcılar sayesinde.

Koskoca kimya katalogunda Oksalik ile ilgili birlikte araştırma yapınca konuya aşina oldular...