26 Eylül 2009

Bana Bir Harf Öğretenin...

Ramazan ayı boyunca planlamalarımız bayramda hiçbir yere kıpırdamamak üzerine kuruluyordu.
Ancak yakın arkadaşlarımızın bildiği bir vesile ile bayramda yine memleket yollarına düştük ve hiç kimseye de haber vermeden..
Sürpriz yapmanın zevki kadar, sürpriz yapılanın şaşırmaları...
Hayatın tadı tuzu...
Öncelikle Bandırma'ya gidildi ve ertesi gün doğru dayımın yanına...
Evde yok tabi ki...
Bizde doğru çiftliğe...
Arılarını göl boyundan getirmişler kıyı kıyı bakımlarına başlamış ama biz onu kestirirken yakaladık.

Egehan ve Kardelen çok mutlular ki bayram sonrası yoğun bir maratona başlayacaklar.

Egehan bu sezon büyük katkı yaptı bize...

İlginçlikler dikkatimizi çekiyor genellikle...
Pert olmuş bir kovan...
Tamir peronundan yakılacak perona getirilmiş.
Çiftliğe gelince, bayram dönüşü yapılacak hasat için hedefleri işaretledik.

Ayvalar için henüz erken...


Dayımın bugünlerde üzerine titrediği ve favori meyvesi...

Hünnap...

İlk başta yesek mi yemesek mi diye düşünüp, bir tane tatmak yetiyor.

Sonu yok bir daha...

Çatır çatır ye dur.


Yeşil olan meyve daha sonra kahverengi hal alıyor ve...


Dayım, Egehan ve Kardelen'i almış etrafına...

Muşmula, Döngel, Beşbıyık...
Bu meyve içinde henüz erken.


Dayım bu sezon arı otu ekmişti ve bizler Mayıs ayı ziyaretimizde paylaşmıştık resimleri...
Arı otunun bölgesel karakteristiğini takip etme adına edinilen tecrübeler çok önemli...
Hiç tohum toplamadığından tohumlar öyle bir saçılmıştır ki...
Ve sulama yapılan meyvelerden kaçan suların olduğu bölümde tekrar çıkan arı otu açmış bile.
Ancak sulama yapılmayan yerlerde de yağan yağmur sonrası öyle bir çıkış başlamış ki...
Bu çıkan yeni sürgünlerin akibeti zaman içerisinde belli olacak.

Dayımın işi çok zor.
Malum güve sebebiyle petekleri arılara nöbet tutturuyor.
Dolayısı ile sonbahar bakımı gecikiyor.


Doğada olmayınca armuta yükleniyorlar..
Bu dönemde dökülen bir çok meyve ne kadar ihtiyaç karşılar ama yine de çalışmaktan vazgeçmiyorlar.


Bayram sonrası hasadı.
Yerli elma denilen çeşidin bir dalı toplanmadan bırakılmış bize.
Bizde toplayıverdik...
Gelelim artık yavaş yavaş arılarımıza...
Eylül 2008'de bir yorum gelmişti.
Sayın Ahmet Arın göndermiş.
"Blogunuzda gördüğüm bu barkod etiket taktığınız kovanlar sizin olamaz hiç yakışmadı. Balların 2 kilosunu da kovanların bakımına harcasanız diyorum."
Yorumlar, değerlendirilmeli ama zamanımız kısıtlı malum.
Üzerinden 1 yıl geçmiş.
Bana kalsa yine boyanmazlar ama.
Arkadaşlar tutturdu boyayalım diye.
Boşverin...
Olaya kilitlendiler artık.
Bize de kovanları aktarıp, kovanları boşa çıkarmak düştü.
Öğle saatlerinde boşta kalan kovanlara aktarmaya başladık ve boşalanları arkada depoya attık.

İlk önce hem içlerini hem de dışlarını spatula ile temizledik.
Şimdi elektrik olsaydı bazı aparatlar ile işler kolay olabilirdi ama her şey yavaş yavaş.
Jeneratör ve küçük bir kompresör planlamaya alınmalı emeklilikte...
Ancak arkadaşlar bilek gücüyle işi kotarıyorlar.

Daha sonra pürmüzü yaktık ve kovan içlerini bir güzel aleve maruz bıraktık.
Bu işlem sonrası tekrar inceden bir spatula çekiyoruz.


En ince işçiliklerden birisi de tel fırça ile fırça atmak...
Daha önceden kalkan boya kalıntılarını güzel temizliyor.


Bilecik'ten gelen kovanların uçuş tahtaları da küçültüldü.
Yusuf abi'den her arı taşımada fırça yemektense...

Elimizdekiler yetmiyormuş gibi.
Al sana 12 fil daha...
Ülkenin kuzey bölümünden İç bölümüne küçük bir yer değiştirmesi.
Ancak gelecek yıl dolduracağız kısmetse.
Ana arı üretimi için bu modeli de arılığımızda denemek edinilecek tecrübeler açısından çok önemli bizim için.

Temizlemeler ve onarımlar sonrası boyama işlemleri...
Boyama ürünü olarak Silikonlu Dış Cephe boyası kullanıyoruz.
Su bazlı olduğundan hem uygulaması hem de etkinliği çok güzel.
Büyükşef Sn. Murat Çakır tarafından önerilen bu boya ile 3 yıl önce boyadığımız ilavelerde hiç problem görülmüyor.
Bu üründen daha etkili bir ürün önerilene kadar şu ana kadar gözlemlerimiz doğru ürünün bu olduğu yönünde.

Şimdi bu çerçeve test çerçevesi...
Bu çerçeve sehpalarda depoda...
Aslında kolonide bırakılması gerekirken bal hasadında koloniye verilmeden kalmış ve depoda sehpalarda sıralanmış.
Zaman zaman yaptığımız güve kontrollerinde dikkatimi çekti ve en öne aldım.
Dolayısı ile test çerçevesi olarak görev yapıyor.
Hem esmer hem de polenli bir çerçeve mum güvesi için ideal bir üreme ortamı...
Ancak şu ana kadar teşebbüs yok.
Ne yapıldı da bu durumda bal hasadından bu yana güveye maruz kalmadı.
Bu konuda uygun bir zamanda güzel bir şeyler karalamalı ve bu konuda görüşleri olan arkadaşların katkılarını da alarak referans bir uygulama modeli çıkartabiliriz.
Ancak bizim en büyük avantajımız...
Gece sıcaklıklarının düşüklüğü...
Bir gözlemimiz daha bu bölgeye mahsus...
Güney Marmara bölgesinde kolonilerin maruz kaldıkları mum kelebeği temasları bizim bulunduğumuz bölgede görülmüyor.
Her iki bölgeyi izlemenin avantajı ile sıcak bölgelerde bu konu daha büyük riskler içeriyor ve mücadele modelleri bölgelere göre oluşturulmalıdır diyoruz.
Gelelim günün sözüne...
" "

Hiç yorum yok: