29 Eylül 2009

Belki Referans Olur...

Görüntüler bizden değil bu kez...
Hobi amaçlı arıcılık yapan yurtdışı örneklerini zaman zaman güncellemelerimize düştükçe inceleme imkanı buluyoruz.
Referans almak adına...

27 Eylül 2009

Çiçek Gibi Olmak...

Yapılan işlemlerin beğenilmesi durumunda genelde kullanırız ya...
"Çiçek gibi olmuş." diye...
Gerçekten çiçek gibi olmuş.
Dün boyadıklarımızı sisteme sokmaya ve diğer kovanları da boyamaya bugün devam edildi.

Ekibe Ahmet Şef'te bugün katıldı.

Tel fırçayı eline bir aldı ki...

Aslında kovan temizliği, boyama falan bahane...

Amaç mangal yakıp, taaa Norveç'lerden gelenlerin tadına bakmak...



Dün akşam Yusuf abi kendisinde bulunan strafor kovanları getirmişti.

Sabah ilk iş onları da boyadı ekip ve ben habire aktarıyorum...

Zaman zaman Ahmet şef yardım etti de yağmacılara pek prim vermedik.

Yusuf abi biraz zor tanır bu kovanları...

Üstelik küçük tadilatlara maruz kaldı kovanlar...

3 kovan yanyana bir sıra şeklinde kamyonete sığmayanlar vardı ki artık sığacaklar.


Yerlerini almaya başladılar arılıkta...

Uçuş delikleri de sert straforla daraltılıyor.
Yağmacılık faaliyetleri üst düzeyde bugünlerde...
Çok dikkat etmek lazım...
Ekip arkadaşlarımızdan Hüseyin Yavuz'un tespiti çok yerinde idi.
"Sonbaharı görmeden ben arıcı oldum denilemez."


Akşamüstü sistemden içeri gelen kovanlar tekrar hummalı bir çalışmaya maruz kaldılar.
"Çiçek gibi oluyorlar çiçek.."
Bana kalsa kovanın içindekiler daha önemli ama...

26 Eylül 2009

Bana Bir Harf Öğretenin...

Ramazan ayı boyunca planlamalarımız bayramda hiçbir yere kıpırdamamak üzerine kuruluyordu.
Ancak yakın arkadaşlarımızın bildiği bir vesile ile bayramda yine memleket yollarına düştük ve hiç kimseye de haber vermeden..
Sürpriz yapmanın zevki kadar, sürpriz yapılanın şaşırmaları...
Hayatın tadı tuzu...
Öncelikle Bandırma'ya gidildi ve ertesi gün doğru dayımın yanına...
Evde yok tabi ki...
Bizde doğru çiftliğe...
Arılarını göl boyundan getirmişler kıyı kıyı bakımlarına başlamış ama biz onu kestirirken yakaladık.

Egehan ve Kardelen çok mutlular ki bayram sonrası yoğun bir maratona başlayacaklar.

Egehan bu sezon büyük katkı yaptı bize...

İlginçlikler dikkatimizi çekiyor genellikle...
Pert olmuş bir kovan...
Tamir peronundan yakılacak perona getirilmiş.
Çiftliğe gelince, bayram dönüşü yapılacak hasat için hedefleri işaretledik.

Ayvalar için henüz erken...


Dayımın bugünlerde üzerine titrediği ve favori meyvesi...

Hünnap...

İlk başta yesek mi yemesek mi diye düşünüp, bir tane tatmak yetiyor.

Sonu yok bir daha...

Çatır çatır ye dur.


Yeşil olan meyve daha sonra kahverengi hal alıyor ve...


Dayım, Egehan ve Kardelen'i almış etrafına...

Muşmula, Döngel, Beşbıyık...
Bu meyve içinde henüz erken.


Dayım bu sezon arı otu ekmişti ve bizler Mayıs ayı ziyaretimizde paylaşmıştık resimleri...
Arı otunun bölgesel karakteristiğini takip etme adına edinilen tecrübeler çok önemli...
Hiç tohum toplamadığından tohumlar öyle bir saçılmıştır ki...
Ve sulama yapılan meyvelerden kaçan suların olduğu bölümde tekrar çıkan arı otu açmış bile.
Ancak sulama yapılmayan yerlerde de yağan yağmur sonrası öyle bir çıkış başlamış ki...
Bu çıkan yeni sürgünlerin akibeti zaman içerisinde belli olacak.

Dayımın işi çok zor.
Malum güve sebebiyle petekleri arılara nöbet tutturuyor.
Dolayısı ile sonbahar bakımı gecikiyor.


Doğada olmayınca armuta yükleniyorlar..
Bu dönemde dökülen bir çok meyve ne kadar ihtiyaç karşılar ama yine de çalışmaktan vazgeçmiyorlar.


Bayram sonrası hasadı.
Yerli elma denilen çeşidin bir dalı toplanmadan bırakılmış bize.
Bizde toplayıverdik...
Gelelim artık yavaş yavaş arılarımıza...
Eylül 2008'de bir yorum gelmişti.
Sayın Ahmet Arın göndermiş.
"Blogunuzda gördüğüm bu barkod etiket taktığınız kovanlar sizin olamaz hiç yakışmadı. Balların 2 kilosunu da kovanların bakımına harcasanız diyorum."
Yorumlar, değerlendirilmeli ama zamanımız kısıtlı malum.
Üzerinden 1 yıl geçmiş.
Bana kalsa yine boyanmazlar ama.
Arkadaşlar tutturdu boyayalım diye.
Boşverin...
Olaya kilitlendiler artık.
Bize de kovanları aktarıp, kovanları boşa çıkarmak düştü.
Öğle saatlerinde boşta kalan kovanlara aktarmaya başladık ve boşalanları arkada depoya attık.

İlk önce hem içlerini hem de dışlarını spatula ile temizledik.
Şimdi elektrik olsaydı bazı aparatlar ile işler kolay olabilirdi ama her şey yavaş yavaş.
Jeneratör ve küçük bir kompresör planlamaya alınmalı emeklilikte...
Ancak arkadaşlar bilek gücüyle işi kotarıyorlar.

Daha sonra pürmüzü yaktık ve kovan içlerini bir güzel aleve maruz bıraktık.
Bu işlem sonrası tekrar inceden bir spatula çekiyoruz.


En ince işçiliklerden birisi de tel fırça ile fırça atmak...
Daha önceden kalkan boya kalıntılarını güzel temizliyor.


Bilecik'ten gelen kovanların uçuş tahtaları da küçültüldü.
Yusuf abi'den her arı taşımada fırça yemektense...

Elimizdekiler yetmiyormuş gibi.
Al sana 12 fil daha...
Ülkenin kuzey bölümünden İç bölümüne küçük bir yer değiştirmesi.
Ancak gelecek yıl dolduracağız kısmetse.
Ana arı üretimi için bu modeli de arılığımızda denemek edinilecek tecrübeler açısından çok önemli bizim için.

Temizlemeler ve onarımlar sonrası boyama işlemleri...
Boyama ürünü olarak Silikonlu Dış Cephe boyası kullanıyoruz.
Su bazlı olduğundan hem uygulaması hem de etkinliği çok güzel.
Büyükşef Sn. Murat Çakır tarafından önerilen bu boya ile 3 yıl önce boyadığımız ilavelerde hiç problem görülmüyor.
Bu üründen daha etkili bir ürün önerilene kadar şu ana kadar gözlemlerimiz doğru ürünün bu olduğu yönünde.

Şimdi bu çerçeve test çerçevesi...
Bu çerçeve sehpalarda depoda...
Aslında kolonide bırakılması gerekirken bal hasadında koloniye verilmeden kalmış ve depoda sehpalarda sıralanmış.
Zaman zaman yaptığımız güve kontrollerinde dikkatimi çekti ve en öne aldım.
Dolayısı ile test çerçevesi olarak görev yapıyor.
Hem esmer hem de polenli bir çerçeve mum güvesi için ideal bir üreme ortamı...
Ancak şu ana kadar teşebbüs yok.
Ne yapıldı da bu durumda bal hasadından bu yana güveye maruz kalmadı.
Bu konuda uygun bir zamanda güzel bir şeyler karalamalı ve bu konuda görüşleri olan arkadaşların katkılarını da alarak referans bir uygulama modeli çıkartabiliriz.
Ancak bizim en büyük avantajımız...
Gece sıcaklıklarının düşüklüğü...
Bir gözlemimiz daha bu bölgeye mahsus...
Güney Marmara bölgesinde kolonilerin maruz kaldıkları mum kelebeği temasları bizim bulunduğumuz bölgede görülmüyor.
Her iki bölgeyi izlemenin avantajı ile sıcak bölgelerde bu konu daha büyük riskler içeriyor ve mücadele modelleri bölgelere göre oluşturulmalıdır diyoruz.
Gelelim günün sözüne...
" "

16 Eylül 2009

Yol Çok Uzun Arıcılıkta.

Geçtiğimiz günlerde arıcılığa yüksek koloni sayısı ile başlamak isteyen bir arkadaşımıza bu konunun sakıncaları yanında illaki yapılacaksa olması gerekenler listesi oluşturulurken 200 kolonilik bir arılık için listede dikkat çekici bir konu vardı.

En az 30 ana arı çiftleştirme kutusu…

Çünkü 200 kolonilik bir arılığın ana arı ihtiyacının karşılanması için gereken miktarın, bu sayıya çok yakın olduğunu artık rahatlıkla görüyoruz.

Buradan çıkarılacak en önemli sonuç aslında yeni bile başlanmış olsa, her arılıkta ana arı üretimi yapılması gerekliliğidir. Arıcılık ile olan ilk tanışmamızdan bu yana çok uzun yıllar rahle-i tedrisatından geçtiğimiz arılıkta ana arı üretimi için geleneksel yöntemler kullanılsa da her zaman genç anaya öncelikli değer verilmiştir.

Bugün için gelinen nokta ise…

“Mutlaka kendi ana arınızı üretmelisiniz.”

Ana arı üretimi ile ilgili planlamalar yaparken elimizdeki geçmiş yıllar verileri referans teşkil etse de yıllara göre çiftleştirme kutularındaki çekirdek kolonilerin farklı davranışlar gösterdiği de notlarımızın içerisinde yerlerini aldılar.

30 çiftleştirme kutusunda toplam 60 göz olduğuna göre 1 turda 60 ana hesabıyla 200 kolonilik arılığın ihtiyacını 1 aylık sürede bile karşılamak mümkün.

Ancak veriler hiç öyle göstermiyor. Bu yılın istatistik verilerinin tamamını işlemek için henüz erken olsa da özet bir bilgi almak mümkün…





Ve bu verilerin sezon içinde bazı aylarda inanılmaz kötüleştiği ve bazı aylarda mükemmel denecek kadar güzelleştiği ise, bizlere ana arı üretimi zamanlaması konusunda da referans teşkil ediyor…



2009 yılında amatörce çiftleştirme kutularında yapılan ana arı üretimi sonucunda;

Transfer edilen memelerin tutma oranı: % 56
Bu oran Mayıs/Haziran ayında: % 73

Kolonilere verilen memelerin doğum oranı: % 59
Bu oran Mayıs/Haziran ayında: % 89

Kolonilere verilen memelerden yumurtlayan ana oranı: % 46
Bu oran Mayıs/Haziran ayında: % 67

1 larvanın yumurtlayan bir ana arı olması şansı: % 21
Bu oran Mayıs/Haziran ayında: % 26

1 ana arı için 4 veya 5 larva transfer etmemiz gerekiyor.

Demek ki bir hayli uğraşmamız gerekiyor.



Bu larvaları transfer etmek yetse…

Bu larvaları baktıracak koloni ayarlamak yine sorun.

Şartlar ne olursa olsun en iyisini yapmak için öğrenmeye devam edeceğiz.

Ancak ne yapmamamız gerekiyor?

Elimizde bu yıl için veri olmayan bir konu ama…

Eylül ayında arı kuşu tepemizde iken ve kolonilerde sağlıklı erkek arılar yok iken ana arı üretimi yapmayacağız.



Ana arı satın alma yöntemini önermesek de illaki almam gerekir diyorsanız bu alım işlemini Mayıs 15 gibi yapmalısınız. Ana arı alacağınız işletmeleri iyi analiz etmeniz gerekliliği konusunu ise söylemeye gerek yok sanırım.

Hangi ana arı ırkı ile çalışacağım sorusuna cevap aramaktansa denemeler yapmaya her zaman devam ediniz ve hiçbir zaman arılığınızı tek 1 ırka teslim etmeyiniz.

Ana arı üretimini amatörce yapan bizlerin en büyük sıkıntılarında birisi de bu kutuları kışlatabilmek ile alakalı…

Çünkü kışlatılabilirlerse bu kutuların baharda katacağı katma değer, arıcılığımıza ivme katıyor. Kışlatmadan daha ziyade sonbaharda yapılacak işlemlere önem vermemiz gerektiğini geçtiğimiz yıl anlamıştık ki kutularda Ağustos sonu verilen memelerden yumurtlayan ana görme oranımız o kadar düşüktü ki…



Bu yıl tatilimize gitmeden ana arı üretimi sonlandırılmış ve kutular zayıflatılarak yumurtlayan analar ile analandırılmıştı. Tatil dönüşü işler yolunda iken bazı gözlerden kutu terkleri yaşandı ama birçok ana arıyı da diğer kovanlara veya kutulara girme teşebbüsünde yakalamıştık. Zayıflar mı gidiyor yoksa güçlüler mi gidiyor konusunda bir ayrımda yapmak mümkün değil ki her gruptan terk edenler gözlemlendi.

2’nci bir arılık olması gerekliliğini bugün için gerçekleştirmek mümkün olmadığına göre yağma davranışına da razı oluyoruz.

Ancak en önemli avantajımız ise kutuların 2 gözlü olarak bugüne kadar ulaşmalarıdır ki orta bölme kaldırılarak kışlamalarda daha güçlü koloni oluşabiliyor.

Boş kalma ihtimali olan kutular içinde baldan gelip, iptal edilen kolonilerin anaları 1’er çerçeve ile ruşetlerde bekletiliyor…

Bu yıl yaz sonu ve sonbaharda görülen bu tür terkler için alabileceğimiz tedbirlerin neler olacağı konusunu da hep sıcak tutuyoruz.

Bir çözüm olarak ana arıları kutuda iken sadece yeşil boya ile boyuyoruz. Ancak terk ettiklerinde sen nereden geldin bakayım diye soramıyoruz. Maliyeti yüksekte olsa yumurtlama sonrası yavruyu kapatınca numarayı yapıştırmak lazım. Numaralı terklerde problemi çözmek kolay.

Ancak bu terkler nasılsa olacak düşüncesiyle Eylül ayının ortasında ana arı üretimi yapsak nasıl olur?

Denenmiş ama başarılı olmamış bir yöntemdir ki bu yöntemin sonucu kutunun kışlatma öncesi bitmesi anlamına geliyor…

Arı kuşları da bu hava sıcaklıkları neticesinde gitmeye niyetleri olmadığından çok büyük risk almaya gerek yoktur. Diyelim ki kuşlar yok ama bu sefer erkek arı da yok.

Erken baharda erkek azlığı konusunda tereddüt etmemize rağmen başladığımız üretimde üretilen analar bala yetiştiler ve başarılı da oldular. Ancak kışlamayacaklar tabi ki… (Kutu boş kalırsa kusura da kalmasınlar)

Erkek arı azlığı riskini ne için alacağız?

Kutuyu kışlatma adına…

Kutuyu kışlatmak için sadece ana arı varlığı yetmiyor ki!

O kutudaki koloninin arkadan gelen yavrusu olmadıktan sonra kışlaması mümkün değil.

Baharda alınan ana arı üretim riski mi yoksa sonbaharda alınan ana arı üretim riski mi sorusuna cevabımız sanırım bellidir. Bölgesel olarak değişse de İç Anadolu bölgesi için ana arı üretiminin sonlandırılması gereken ay Ağustos 15 tarihleridir.

Ancak bizler amatörce ana arı yetiştirdiğimizden bu tarihleri istediğimiz gibi esnetebiliriz. Finalde yaşanacak sıkıntı yine bizim sıkıntımızdır ki 2-3 yıl içinde verileri incelediğimizde zaten otomatik olarak olması gereken optimum uygulamaları buluruz.

4-5 larvadan 1 ana arı…

Verilen enerji…

Harcanan zaman…

Ve üretimini yaptığınız ana arılarla oluşturduğunuz bir arılık.

Israrla ana arınızı kendiniz üretiniz…

Anaç koloni mi?

Bu ülkede de anaç koloni yoksa…

Aslında birazda ekipmanı gözden geçirmeliyiz.

Tecrübe genelde doğru yolu gösterir ki bizlere ticari ana arı üretiminde kullanılan küçük kutular yerine 5 çerçevelik ruşetlerin önerilmesini dikkate almalıyız.

Bu tür ruşetlerle terklerin daha az yaşanacağını söyleyebiliriz.
Temin ve işletme maliyetini göğüsleyebiliyorsak 5 çerçeveli ruşetlerini tercih etmeliyiz söylemini de yavaş yavaş gündemimize almalıyız.

Ana arı arıcılıkta sadece bir enstrüman…

Yapılacak işler çok ve bizler bayram hazırlığında…

Arılarımızı sıkıştırmalıyız…

Sıkıştırma konusunu becerebilmek için fazla petekleri saklama sorununu çözmeliyiz.

Teknikler çok ama imkânlar kısıtlı arıcılığımızda.

Soğuk tutabilecek düzenekleri tiz kurmamız lazım.

Evet, daraltalım ne olursa olsun…

Ne kadar sıkıştıracağız ki?

Arı kadrosu etkili olsa da en az çerçeve sayısını belirlemek lazım…

En az olması gereken.

Yavrulu çerçeve sayısı + 2 ballı çerçeve

Ballılar duvarlarda ve yavrular merkezde…

Nerede kışlatılacaksa oraya yaslanarak bölme tahtası ile bölünecek…

Ancak çok güçlü kolonilerde yavrulu çerçeve sayısı az ise dış duvara 2 ballı koyarak çerçeve sayısını 1 arttırabiliriz.

Varroa mücadelesi de teşvik beslemesi de bu pozisyonda yapılacak ki koloni kışlayacağı yerde tedbirini alsın.

Arı bölmeden dışarı taşarsa da taşsın önemsemeyin. Zaman içinde çekilecektir.

Teşvik beslemesi sonrası açılarak büyüyecek yavru alanını kışlama öncesi stoklama beslemesi ile stok yaptırdık mı ve hele hele analar da genç ise…

Bugün için gözlemlenen yavruyu az açma davranışını ise polenin az gelişine bağlamak gerekiyor. Geçtiğimiz yıllarda yaz ortasında aldığımız yağmurların hiçbirisini almadığımızdan polen konusunda sıkıntı olduğu kesin.

Yine de bizlerin yaptığı bakımlarla, gösterdiğimiz özenle sıkıntı yaşayacaksak…

Buyursun kışımız gelsin artık.

Kış uzun, memleket sıkıntılı…

Ancak elele verip, bildiklerimizi paylaşmaya, öğrendiklerimizi aktarmaya devam edeceğiz hep birlikte. Yol çok ama çok uzun ve zorluklarla dolu. Bilinçli olduktan sonra aşılmayacak yol yoktur. Çalışacağız ki belki de her zamanki çalıştığımızdan daha çok.

13 Eylül 2009

Bu da Kapak Olsun...

Genelde magazin ortamında kullanılan bir durum ama "Bu da Kapak Olsun" ilgi çekici bir terim.
Uuldağ Arıcılık Dergisi her arıcının takip etmesi gereken bir dergi.
Uzun süredir takip ettiğimiz ve hemen hemen tüm sayılarına sahip olduğumuz bir dergi.
Geçtiğimiz günlerde yayınlanmak üzere hem yazı hem de resim göndermiştik.

Sağolsunlar değer görerek gönderdiğimiz resmi kapak olarak yayınlamışlar.

Yazıyı nasıl yayınlayacaklar onu da çok merak ediyorum. Çünkü bir hayli uzun kaçtı...

Ayçiçeğine bu kadar rağbet eden arılar, bu rağbete rağmen bu yıl arzu edilen performansı sergileyemediler ama dergiye kapak oldular.
Tüm arıcı arkadaşlara bu tür dergilere üye olmalarını öneriyoruz.

Ana Arı Numaralandırma

Ana arılar...
Görmeden rahat edemediğimiz varlıklar.
Görebilmeyi kolaylaştıran bir çok uygulama yapılıyor.
Boyama, numara yapıştırma gibi..

Bizde aslında uzun zamandır numaralandırmıştık.

90-100 arası anaç koloniler ve denemeler...

Numaraların hepsini anlamlı hale getirmekte yine arıcının kendi elinde.

Arıcının elinde olmayan konular ise bu numaraların bazen düşüyor olması.

İşte nereden bulacaksın düşünce...

Üstteki fotoğrafta ilginç bir durum daha var.

Ana arı ve ağzı henüz kapanmamış 1 ana arı memesi.

Neden?

Arıları eşitleme işlemlerini bu hafta sonlandırdık.

Bu işlemi yaparken takviye alan koloninin ana arısını tüpe alıyoruz ya.

İşte bu arada arıların bazıları meme yapmışlar.

Ana arı tüpten çıkmasına rağmen açık memeye ellemiyor.

Bizde ellemedik ki bu hafta memelerden eser yok.

Bu davranışı çiftleştirme kutularında da çok kez gözlemledik.

Ana arı, memeler kapanıp ana arı adayı doğmaya yakın hale gelene kadar umursamıyor memeyi.

40-60 arası Muğla...
Bu tür sınıflandırmalar ana arı ırkını sorgulamayı gerektirmiyor bize.


60-80 arası Karniyol...


Ana arı üzerindeki numara ile kovanın üzerindeki numarada aynı.

Kovan aktarımlarında numara da aktarılıyor.

Ana arıyı numaralandırmayı ne zaman yapmak gerekiyor?

Ana arı numaraları bizler için hala çok değerli. Çünkü zor ve pahalı ulaşıyoruz.

Aslında ucuz olsa daha ana arı çiftleştirme kutusunda yumurtlayınca hemen yapıştırılmalı.

Bu durumda kutu terklerinde de kim nereden geldi belli olur.

Şimdi sadece yeşil boya sürdüğümüzden terk edeni buluyoruz yeşil kafalı ama nereden geldiği muamma...

Yakın gelecekte inşallah bu numaralara daha kolay ulaşabiliriz ki her anaya numara yapıştırırız.

Ayrıca kayıp numaraları ikame etmek üzere sanırım en az 2 takım almak gerekiyor numara setlerini.




5 Eylül 2009

Kitapta Yazmıyor Ama...

Arıcılık içerisinde o kadar çok teknik ve ayrıntı barındırıyor ki biraz da bu yüzden olsa gerek ne derseniz deyin doğrudur.
Veya kesinlikle olmaz dediğinizi ellerinizle tıpış tıpış yaparsınız.
Aslında bugünlerde yazmak mı yazmamak mı dediğimde hep yazmamak ağır basıyor.
En önemli arıcılık etkinliği olan sonbahar bakımlarını yaptığımız bugünlerde yağma temayülü medyavari işleri de zorluyor.
Arıcılık altyapısı zamanla daha da derinleşen bir olgu ama bu süreç bir hayli zaman alıyor.
Bugün öğleden sonraki saatlerde gerçekleşen olaylar bildiklerimizi unutturacak tarzdandı.
Ana arı çiftleştirme kutularından bugünlerde ayarı kaçanlar alıp başlarını gidiyorlar.
Ben izindeyken Birol abinin kutularda terkler vardı ve ben gitmeden boşaltmıştım biraz içlerini ki geldiğimizde sıkıntı yoktu.
Terk etmeler bugünlerde arttı ama çekip gitseler neyse...
Öğleden önce kısa bir kontrol yaptığımızda terk edenleri tespit ettik.
Haydi terk edenler tamam anladık.
En önemlisi olmaması gerekenler dikkat çekici...

Çiftleştirme kutusu çerçevelerine uyumlu diğer kutuları da rahatlamak adına kullanılan daha büyük kutuda boyalı kendi ana arılarını sıkıştırıyorlardı.

Kadro da biraz artmış.

Kutuyu biraz daha kontrol ve bir topak daha.

Hemen açtık ve ölü bir ana.

Boyasız ve öldürülmüş bir ana.

Bende boyasız ana yok, çiftleşme uçuşundan gelip yol şaşıran olması biraz zor ki yakınlarında böyle bir kutu yok.

Demek ki terk oğulun biri buraya yüklenmiş ve hem gelen ana hem de buradaki ana sıkıntı yaşamış ve gelen ana bir güzel ayar edilmiş.

Köyde böyle küçük zayıf arılar var mı diye düşünüyorum ama bilmiyoruz ki.

Kutunun ana arısını tüpe aldım 2 saat sonra saldım.

Her şey yolunda.

Öğleden sonra istirahat çekerken köy tarafından yine bir arı topluluğu uçuşu.

Arılığın üzerine geldi döndü döndü...

Egehan hemen dayımın uyguladığı tekniği hatırlattı.

Büyükbabam olsa şimdi su atardı ve sardırırdı bir yere.

Gelene su atacağız hele insin bakalım. Su gidenin arkasından atılır.

Derken geldiler yine aynı kovana yüklendiler.
Hemen eski anayı bulayım diye açtım ve eski anayı ararken yeni anayı kapı önünde yakalamışlar.
Yine boyasız bir ana ve tüpe aldım onu.
İşte kısa devre burada yapıyor.
Eski ana da orada...
Onu da tüpe aldım.
2 ana bir ipte oynamaz ya.
Bu kovana yüklenen yüklenene demek ki önce bu sorunu buradan alalım.
Anasını da taktım kafeste. Çünkü gelen oğuldan girenler oldu bir hayli.
Götürdüm başka bir yere...

Kutuyu kaldırmadan diğer anayı kapı önünde tüpte gelenlerin önüne koymuştuk.


Diğer kutuyu kaldırıp yerine boşalttığımız bir kutuyu getirdik.

Egehan işi çözmeye çalışıyor.

Hemen ver arkadan dumanı.


Hem üstten hem kapıdan girdiler güzelce.


Şimdi neden hep aynı kovana yükleniyorlar?
Bu kutu terkleri neden bu yıl bu kadar yoğunlaştı?
Cep telefonum 2 sim kartlı acaba ondan mı?
Bazı kutularda nefes alacak yer yok ama kıpraşmıyorlar bile.
Kısa sürede karar vermek zor bazen.
Elinde 2 tüpte ana...
Üst üste pişti olmuş koloniler.
Ama oğulun konuşu, kuyruk kaldırıp kanat çırpmaları; oğul beklemeyi tercih eden arıcıların ne kadar haklı olduğunu gösteriyor ki izlemesi çok hoş.
Bir başka düşülmesi gereken not ise...
Arılık sayısını çoğaltmak gerekiyor.
Büyük kovanlar ile çiftleştirme kutuları aynı arılıkta anlaşamıyorlar.
Özellikle sonbaharda çiftleştirme kutularından bu kışı çıkar notu düşülen hemen sakin bir yere atılmalı.
Bu saatten sonra kutularda ana yetiştirmek büyük riskler içeriyor.
Arı kuşları az ileri de bekleyip malı götürüyorlar.
Ve kışlatılamayan ana arı kutularının faturası baharda çok ağır çıkıyor.
Tekrar doldur, tekrar besle büyük sıkıntı.
Acaba diyorum, benden terk edenler nereye gittiler?
Demiyorum aslında...
Büyük kovanlarda da hem kendi anası devam ederken hem de topak yapılmış öldürülmeye çalışılan ana arılar denklemini artık daha rahat çözüyoruz.
Biz burada kışlayamayacağız galiba diyenler fırlıyor dışarı en uygun gördüğü yere dalıyorlar.
Kutuları da motor ısınmadan zorlamamak gerektiği konusunda artık çok fazla veriye sahibiz.
Grafikler gösteriyor ki Mayıs 10 - Temmuz 20 arasında kaç tur atılabilirse o kadar maksimum verim var.
Ne erken ne de geç zorlamanın anlamı yok.
Esas sorun ve yapılması gereken o anaları sonbahara taşımak için sistem geliştirmek.
Ve sonbaharda kullanılmayanı da bahara taşımak...
Bunların bir çoğunu çözmenin verdiği rahatlıkla.
Terk eden terk eder.
Kalanlar bize yeter de artar bile.