22 Kasım 2009

Arıcılık ve Trekking

Güzel bir havayı bugünlerde görmek çok hoş ama arıcılık takvimleri açısından ise düşündürücü...
Bu güzel havayı değerlendirmek lazım ama arılıkta da fazla iş yok.
Şubat'ta böyle bir hava kıstırsak arıları aktarırdık ne güzel olurdu.

Öğlene doğru gittiğimizde uçuş çok güzeldi ve belki de artık son yavru uçuşları olabilir bu sezon için.

Arada böyle uçup, temizlenmeleri daha rahat salkım için çok faydalı olacak.

Arkadaşlar sayesinde güzel değerlendirilen sonbahar sonunda hem arılarda hem de malzemelerde yapılacak iş yok.

Hava güzel ama şöyle ana arı çiftleştirme kutularına baksak iyi olur üstten hemen...

Hava o kadar bahar havası ki kelebekler uçuyordu...

Kutuları kontrolde gelip paçaya konunca...

Herkes şaşırıyor ki kelebeğe ne kalmış.

Çiftleştirme kutuları kadroyu artık iyi muhafaza ediyorlar ama kullanılan analardan boşa çıkan arılar olmasaydı sıkıntı yaşardık.

Bu kadro ile rahat kışlarlar artık. Stokları da yerinde ama yine de bugün koyu sıvı verdim bardaklarına.

Birer gözde bardakta kek var ki oraya yumulmuşlar.

Sıvı bardağı boş olunca ilgi de yok.

Akşamüstü verdiğimiz sıvıyı alırlarsa, artık bayramlık olurlar.

Eğer petek örmeye çerçeve üzerinden Flexi'ye doğru başlarsa işler yolunda şeklinde algılıyoruz.

Ana kontrolü yaptıklarımızda hala günlük yumurta olması ise ilginç.

Mevsimler kaydı da kaydı bakalım ne olacak...

Sonra arılığa gelen arkadaşlarla şöyle bir çevreyi gezelim biraz da tırmanıp trekking yapalım deyip vurduk dağlara kendimizi...

Bizim arıların çalıştığı bölgeleri görmek adına iyi bir gezi oldu.

Güzel bir vadi ve ileride Sarısungur Göleti..

Dolaşmanın faydası..

Güzel bir körük yakıtı olan söğüt çürüğü tespitleri yaptık.

Bir karış suda boğulma çalışmaları...

Kayalıklara da şöyle bir baktık ne olur ne olmaz diye.

Hacı abi kovanları kapan olarak dağıtmış bölgeye.

Çok güzel meşe palamutları gördük.

Biraz topladım.

Arılıkta köstebeklerin kabarttığı yerlere gömüverdik.

Nazar boncuğu, nazara karşı korur inşallah...

21 Kasım 2009

İsrail'de Arıcılık

İsrail'de arı merasının eksikliği ve su sıkıntısına rağmen…

Nektar kaynağı olarak portakal ağaçları ve yol kenarı okaliptüs ağaçları…

İsrail arıcıları mekanizasyonda gelişmiş, verimli arıcılık yöntemleri uyguluyorlar ve yıllık ortalama bal verimini artırmak için ıslah yapmışlar.

Kovan başına yıllık 40 kg. üretim…

Tarımda arıcılığın önemi büyük değil, fakat tozlaşma daha öncelikli…

İsrail’de yaklaşık 450 arıcı olup; toplam 84.000 Langstroth arı kovanı bulunmaktadır.

İşletmelerin %73’lük bölümü 150 kovana kadar…

%17‘lik bölüm ise 150-500 kovan arası…

%10’luk bölüm ise 500 kovan üzeri…

Bal üretimi her yıl değişen kovan başına bal verimi ile yaklaşık 3.200 ton gerçekleşiyor.

Büyük ticari arılıklarda koloni başı yıllık 50-60 kg iken, küçük ölçekli arılıklar için 20-30 kg. olarak gerçekleşmektedir.

İsrail balının yaklaşık% 55’i narenciye çiçeklerinden yüksek kaliteli olarak üretilir.
Kalan %45’lik bölümü ise genellikle yabani çiçekler, otlar, okaliptüs ağaçları, meyve bahçeleri ve baklagiller oluşturmaktadır.

Yerel yıllık bal tüketimi 3.600 ton ve bu sektörün yıllık cirosu ise yaklaşık 10 milyon dolardır. Tüketimlerinin üretimlerinden fazla olması ise dikkat çekici değil mi?

http://www.export.gov.il/Eng/_Uploads/555agri1.pdf

Sayfa 24’te İsrail arıcılığı ile ilgili ayrıntılı bilgileri bulabilirsiniz.



Bu fotoğrafı da Sn. M. Cahit Sümer bey gönderdiler.

Aynen kendi ifadeleriyle...

"1985 yılında basılmış olan The Illustrated Encyclopedia of Beekeeping'in 252. sayfasından aldım.
Bu alete ne zaman ihtiyaç duyuldu, ne zaman üretilip ne zaman fotoğrafı çekildi de kitaba alındıysa... "




Kızıldeniz'e sadece küçücük bir yerleşim birimlerinin kıyısı var ama bunu çok etkin kullanıyorlar.


Kızıldeniz kıyısına, denizin alt bölümünün izlenebileceği sistemler kurmuşlar ve belli ücret karşılığında Kızıldeniz canlılığı karşınıza çıkıyor.



Ve dev akvaryumlar ile gösteri alanları yaratmışlar çölün kıyısında...


Bazen göz görse de 2 kez bakmak gerekiyor.
Çölde sera...

İçerisinde razakı üzümler yetiştiriliyor...

Evet razakı üzüm.


Ve Lut gölü.

Diğer adıyla Ölüdeniz.

Yoğun magnezyum dolayısı ile yüzme bilmeye gerek yok.

Bu gölün hemen karşısında ise Ürdün var.

Ancak en çok bu gölden teknolojik olarak İsrail faydalanıyor.

Müthiş bir kozmetik sektörü bu gölün çamurunu kullanıyor.

Bu bölgede kullanma suyu gölden damıtılarak karşılanıyor.

Kızıldeniz kıyılarında ise, denizsuyu damıtılıyor.




500 km. yol gidip, sadece 2 benzinlik görmenin duygusunu ise nasıl anlatır bir Türk acaba?




Her seranın yanında ise mutlaka hurma ağaçları.


Hurma ağaçlarının gölgesinden faydalanarak ortaya çıkan nemden su üretip, seralarda kullanıyorlar.



Ve dünyanın düğümünün bulunduğu yer Kudüs.



3 dininde kutsal mekanları o kadar içiçe girmiş ki...


Alt taraf ağlama duvarı, üstte görülen yer ise Kubbetül-sahra.


İçerisinde muallak taşı mevcut.


Peygamberimizin miraca çıktığı yer.



Kudüs'te alışverişler çarşıları.


Birçoğunun Türkçe biliyor olması şaşırtıcı.


Buradaki esnaf genellikle Müslüman ve bu bölge Ürdün askerleri tarafından korunuyor.




Kubbet-ül sahra.


İsrail içinde Kudüs'ün bizler için simgesi.


Gerçi onlar Jerusalem diyorlar buraya.


Diğer adı ise Kutsal Yer.


Genellikle hediyelik eşyalarda bu ifade kullanılıyor.


Muallak taşı ve Peygamberimizin miraca çıktığı bölüm.




İşte Mescid-i Aksa.


Burası da 2 bölüm.


Üstte görülen bölüm yeni yapılmış olan cami...



Ve yerin altındaki gerçek Mescid-i Aksa.




Burası da görkemli cami içi...



Hz. İsa'nın çarmığa gerildikten sonra 1 gece bekletildiği taşın bulunduğu yere kurulan Yeniden Doğuş Kilisesi...


Bu kutsal mekanlar arası 500 metre kadar...


Bize rehberlik eden arkadaşımıza göre dünyanın göbeği burada bağlıymış.

İsrail hurması da çok rağbet görüyor ve yüksek ücretlerle pazarlıyorlar.


Arıcılık konusunda da ballarını değerlendirebilme başarısını çok iyi göstermişler.


Arıcılık yaptıkları bölgelere gidebilme şansını yakalayabileceğimiz günleri hayal ederek çöl ortasındaki bir ülkenin arıcılık konusundaki başarısı ise inanılmaz olsa gerek.


Öyle bir ülkedir ki İsrail, ülkenin çok büyük bir bölümü tamamen çöl… Çok küçük bir bölümü yani başkentlerinin olduğu yerlerde uygun alanlar var. Buna rağmen koloni başı verimlerini görüyoruz işte…


Akdeniz'e kıyısının olduğu bölgelerde tarıma nispeten uygun alanları en etkin biçimde kullanarak yaptıkları çalışmaları birçok alanda görüyoruz.

Bizlerin sahip olduğu imkânlara sahip olsa o arıcılar kim bilir nasıl başarılı olurlardı?

Dünyadaki arıcılık modellerini fırsat buldukça değerlendirmek sanırım bizleri daha da motive edecektir.

Arıcılık Römorkörleri

Arıcılığın uç noktaları konusunda en çok eleştiriyi yapanlardan birisi olarak zaman zaman ilgimizi çeken uç noktalarda yok değil.
Paylaşım sitelerinde değişik ülke arıcılarıyla temas kurarken bu tür ilginçlikleri görmezden gelemiyoruz.

Yunanistan'da arıcılık yapan Christos Mentesidis tarafından paylaşıma açılan bu fotoğraf için kendisinden yayın için izin aldım ki bunun üzerine birkaç foto daha gönderdi.

Kamyonda, tırda bu tür kolay gezginci arıcılık uygulamaları konusunu zaman zaman tartışıyoruz.

Ancak bu tür çekilebilir römorkörler kısa mesafeli için kullanışlı gözüküyor.

Toplam 48 koloni taşıma kapasiteli bu römorkörlerden yapma fırsatı yakalayabilecek ülkemizde arıcı görebilecek miyiz bakalım...



15 Kasım 2009

Varroa ve Salkımdaki Arılar

Geçtiğimiz hafta yaptığımız kontrollerde yavrunun devam ediyor olması ile beraber yeni doğan arıların bazılarında tek tük varroa hasarı görmüştük.
Varroa varlığının, diğer arılıklardaki durumunu Yusuf ve Birol abi'den sorguladığımızda ve yapılması gerekenleri konuştuğumuzda mücadeleye baharda devam kararı verildi aslında.
Ancak haftasonu hava şartlarının uygunluğu bir kez daha varroa mücadele uygulaması yapmaya karar verdik arılığımızda.
Ne etken madde kullanabiliriz ki?
Yumurtlama faaliyetleri düşmüş, salkıma girmiş kolonilere verilecek dumanın ( Amitraz etken madde) ana kaybına yol açabileceği düşüncesiyle elimizde belki de tek enstrüman kalıyordu bu mevsim için.
Oksalik asit.

Ben öğle saatlerinde gelip çayı ateşe koyduktan kısa süre sonra Hüseyin Yavuz ve Fikri Atmaca'da geldiler.

Oksalik şurubunu evden çıkarken hazırlamıştım ve oksaliği katmadan getirmiştim.

Ekip hazır olunca oksaliği kattık ve uygulamaya başladık.

3 kişi olunca işler çok seri oluyor.

1 kişi açıyor koloniyi, bir kişi veriyor şırınga ile ve diğeri de toparlıyor seri biçimde.

Arılar salkıma girmişler.

Bir kolonide kontrol edilmesi gereken ana varlığı sebebiyle çerçeve çektim ve salkım patır patır döküldü.

Artık çerçeve çekme zamanı da bitti.

Oksalik şurubunu hazırlarken

400 gr. su ve 400 gr. şekeri kullandık.

40 gr. oksaliği de tartıp yanımıza aldık.

İlçalama öncesi oksaliği de katıp çalkalayarak karıştırıyoruz.

Şerbet henüz soğumadığından ılık olarak veriliyor.

Her koloniye 15 ml. olacak şekilde çerçeve aralarındaki arıların üzerine verdik.

Şansımıza olacak ki ilaçlamaya başladığımızda güneşin açması ile arılar daha da hareketlendi.

5 çerçevelik ruşetlerde salkım daha belirgin idi.

Büyük kovanlarda 6 çerçeve olmasına ve bu ruşetlerde 5 çerçeve olmasına rağmen tüm kolonilere aynı dozda verdik ilacı.

Arı yoğunluğu genelde eşit görünüyor.

Çerçeve başına 3 ml. olarak hesap etmekte fayda var.

İlaçlama yaparken kolonilerin salkım durumları ile salkıma girdiklerindeki yoğunluğu iyi referans oluyor.

Salkımlar genelde koloninin ön tarafında gerçekleştirilmiş. Ancak bahara doğru bu salkım ortaya ve geriye çekiliyor.

Şu an durumları rahat bir kışlama gerçekleştirecekleri yönünde gözüküyor.

Besleme kutularında bulunan keklerin azaldığı ve güçlü kolonilerin az da olsa keke rağbet ettiği görülüyor ancak salkıma girmiş kolonilerde kutularda hiç arı bulunmuyor.

1 litrelik kola şişesinde hazırladığımız çözeltiyi 1/2 litrelik pet su şişesinin üzerini keserek hazırladığımız kaba koyuyoruz ki şırıngaya almak kolay oluyor.



Oksalikleri verdikten sonra çay sohbet derken saatin ilerlemesini bekledik.

Çünkü çiftleştirme kutularına sıvı besleme yapıyoruz.

Artık iyice koyulaştırdık ki stokları da istenen düzeye geldi.

1 kutuya hava durumuna göre 60 veya 120 ml. sıvı veriyoruz.

Salkıma girme ihtimali varsa daha az veriyoruz.

Hava şartlarını bu anlamda takip etmek gerekiyor.

Sıvıyı hazırlarken ise 1 birim suyu kaynatıp, 2 birim şeker katıyoruz.

Artık beslemeye son verme kararını haftaya vereceğiz hava şartlarını izleyerek.

Bir gözde boş strafor bardak var ve sıvı beslemeyi oraya şırınga ediyoruz.



Diğer bardakta ise kek mevcut.

Kadrolar istenilen düzeye geldiler.

6 çerçeve arıyı 2 yıl önce vadide ölen bir koloninin yerine küçük çerçeveler ile verip, ertesi hafta almıştık çerçevelerini arıyı orda bırakıp...

Aradan geçen 2 ay sonunda hangi koloniye vermiştik diyecek kadar şaşırtıcı gelişmişti.

Kısacası sonbaharda işçiliği, takibi zor olsa da kışlatılan / kışlatılabilen küçük koloniler baharda müthiş avantajlar sunacaklar.



İş bitimi, sonbaharın belki de son güneşli günlerini yaşamak adına sezon boyunca yardımımıza koşan, kovanların çiçek gibi olmasında büyük emekleri olan arkadaşlarımızla genel bir panoroma almak gerekiyor.

Bundan sonra karlı fotolara çok az kaldı.

Arılar zaten çoktan hazır ama salkımda varroayı sırtlarında taşımasınlar diye son kez bir ilaçlamaya daha maruz kaldılar.

Kıymet bilirlerse artık. Bazen hatta çoğu zaman yaptıklarınızın kıymeti bilinmez ama arılar sanırım bu kategoride değerlendirilmez.

8 Kasım 2009

Kış artık gelmeli yoksa...

Güzel bir haftasonu olunca işleri bitirip, arılığa gitmek güzel fikir...
Güneş dün ve bugün yüzünü güzel gösterdi ve arı uçuşu her iki günde güzeldi.
Büyük kolonileri 2 haftadır kontrol etmiyordum ki hemen şöyle bir genel kontrol iyi olur diye başladım.
Bazı problemleri görüp çözme adına da iyi oldu.
Çifleştirme kutularının zayıfları yağma baskısı altında...
Geleceğe yönelik planlamalarda sadece bu kutuların sonbaharda götürüleceği ve başka büyük koloni olmayan bir yer ayarlamak gerekiyor.
Yedek ana görevlerini zayıf olanlar rahatlıkla yerine getiriyorlar.
Biraz güçlenenden anayı almaya da kıyılamıyor.
Ancak bu saatte büyük kovanlarda ana kaybı varsa, kutunun gözünün yaşına mı bakacağız.
Bugün olduğu gibi...

Öğle saatleri ve uçuş çok yoğun olmasa da devam ediyor.

Yakın gözlemlerde de polenli arıların geliyor olması sevindirici.

Polen anlamında çok ama çok kısır bir sonbahar geçirdik ve bu sorun belki de arı kadrolarını hızla kaybetmemize sebep olacak.

Ancak kontrollerde göze çarpan güzel durum ise, yavrunun devam edişi ile birlikte yavru alanının etrafına polen stoku yapılmış olması.

Besleme kutularında verilen katı yemleri de salkımın gevşemesi ve uçuşun olması sebebiyle rahatça çıkıp yiyorlar.

Soğuk havada burada kimsecikler yok.


Ve artık alıştığım tablo...
Genelde yavrunun olabileceği çerçeve belli.
Arılarım 6 çerçevede hepsi...
3'üncü çerçeveyi aralayıp aldığım zaman ana arı varlığı ve yavru durumu hakkında bilgi sahibi olunuyor.
Yine böyle bir çerçeve...
2 adet açık meme...
Bir tanesi en altta görülüyor ki diğeri de hafif sağ ortada.
Larva var, günlük yumurta var ve ilginçtir ana arı da var.
Bu davranışı yapan koloni sayısı sonbahardan bu yana 5 oldu.
Bunlardan 3 tanesi meme temizliği ile yoluna devam ederken, 2 tanesi memeyi temizledikten sonra tekrar meme yapıp, anayı kapı önüne koydu.
Anayı kapı önüne koymuşlara tüpte yeni analar verildi.
Kapı önüne atılan anaları bulmak kolay ki enselerde numara var.
Yedek anaları takmak bu anlamda da büyük avantaj sağlıyor.
Bu ırkın, şu ana kadar sebebini anlamadığımız bu davranışının yarattığı sıkıntıları çözebilmek bizim kutuları iptal etmemizle gerçekleşiyor ama ya böyle yedek anası olan yoksa...
Bu anlamda böyle güzel havalarda tüm kolonilerin ana varlığı açısından kontrol edilmesi problemli kolonileri rahatlatmak için iyi bir fırsat...

Gözlem yapabilme seçeneğimiz olsa da...
Bu memeler şimdi açık, ana arı da hiçbir şey olmamış gibi yumurtaya devam ediyor.
Acaba bıraksak bu memeleri ve gözlemlesek...
Ana arı bu memeleri keser mi yoksa ana arı yine kapı önüne mi?
Ya takvimden haberiniz mi yok sizin.
10 güne kalmaz tepenize kar yağar ama bu ne memesi...

Tüm kolonilerde (her şey yolunda olmasına rağmen 2 koloni hariç) güçleri oranında günlük yumurta olmasını bu polen gelişine bağlayabiliriz sanırım.
Yavru alanının hemen yanına polen stoklamaları da güzel bir kışlama hazırlığı yaptıklarını gösteriyor.
Bazı kolonilerde varroa hasarına maruz kalmış arıları gördüm ama bu saatte artık kusura bakmasınlar.
Bahara ne kaldı şurada...
Şu anda günlük yumurta olduğuna göre...
Bunlar Kasım sonu doğacaklar.
Geçen yıl 07 Şubat'ta yavrular çıkmaya başlamışlardı ve bu durumda Ocak ayı ortası başlamıştı yumurtaya...
Yine öyle olursa...
2 ay sıkacaklar dişlerini...

Elimizde envanter sıkıntısı hep yaşıyoruz ya...
Bunun sebebi ise işletme doygunluğuna ulaşamadığımızdan çok hissediyoruz.
Şimdi 6 çerçevede kışlama hazırlığını tamamlamış bir koloniyi...
5 çerçevelik elimizde boş ruşet olsa da aktarıversek...
Ayrıca zamanımız olacak, artan 1 çerçeveleri de süzüp ballarını besleme kutusundan versek...
Çünkü şu anda elimde 10 adet 5 çerçevelik ruşet var ve onların durumu çok güzel...
Geleceğe yönelik planlamada zaten kışlamalarda 5 çerçevelik ruşeti planlıyoruz ama şimdi yerimiz dar...
Eğer imkanım ve zamanım olsa 5 çerçeveli ruşeti değerlendirirdim kışlamada...
Ancak onunda bir zamanlaması olmalı...
Önce 6-7 çerçevelik kolonileri güzelce teşvik beslemesi, stok beslemesi ve güzel varroa mücadelesi...
Böyle bir pastırma yazı gününde sıkıştır....
Ana arıları yetiştirme konusunda da etkin bir yetiştiricilik için zamanı iyi kullanmak gerekiyor.
Bir yere geliyorsunuz, anaları verecek koloni kalmıyor.
İşte o ara gevşetiyoruz olayı hem de Haziran-Temmuz ayında...
Bu anaları stoklamak için düşünülen bir basit sistem üzerinde çalışıyoruz bakalım.
Belki de kışa girerken yakalanacak en güzel günlerden birinde genel kontrolleri yaptık.
Kar altında arılıkta mangal yakıp, sucuk partisi yapacağımız günlere şurada ne kaldı...

1 Kasım 2009

Kasım Ayı Geldi, İşimiz Yeni Bitti...

Balkanlar'dan gelen soğuk hava dalgası ilk olarak Edirne'ye giriyor ya, orada bir türlü rahat ettiremiyorlar soğuğu ve o da bizim buralara kadar geliyor.
Ya yolda çok yoruluyor ya da biz iyi bakıyoruz olsa gerek çöreklenip kalıyor buralarda.
Sonbahar bakımları ile beraber bize verilen gazla giriştiğimiz temizlik ve boyama işlemlerini 5 hafta sonunda nihayet bugün tamamladık.
Demek ki yalnız olsam 20 haftada bitecekti.
Çünkü hep 4 kişi çalıştık.
Bu vesile ile bize bu gazı veren ve gazı verdikten sonra benden çok çalışan ekip arkadaşlarımıza tek tek teşekkür etmeliyiz. Ben genelde arılarda bakılması gerekenlere bakmaya, yok şu yok bu şeklinde kıyı kıyı çok kez kaytardım.
Bu yaptığımız işlerin önemini baharda daha iyi göreceğiz.
Kursiyerlerin artık kovanlarda sonbahar bakımları, malzeme temizliği ve boyaması konusunda öğrenecekleri bir şey kalmadı...

Zonguldak'tan geçtiğimiz günlerde emekliye ayrılmış olan tek hücreli ana yetiştirme kutularından 12 adet gönderilmişti.

Bizim eski ekipmanları tedavüle sokmak konusunda olan tecrübemizi bildiklerinden olsa gerek, gerçekten başarılı bir iş çıktı ortaya.

Bugün işler bu anlamda da gevşekti ki odanın toparlanması, sehpa ayakları boyanması gibi kıytırıkımsı işler vardı.

Birol abinin arılarının kontrolüne giden ekip, dönüşte uzun süredir yiyemediğimiz menemen kokusunu almış sanırım.

Havanın soğukluğuna ve köye girişteki cıvık çamura aldırmadan bizleri ziyarete geldiler.

Hoşgeldiniz, buyurunuz tava ve diğerleri...
Birol abiye kaldı pişirme işleri...
Özlemişiz baharda vadide çadırda yediğimiz menemenleri...
Odada sohbetleri kışın yapacağız demiştik ama daha erken devreye girdi.

Misafirleri gönderdikten sonra, ortalığı iyice toparladık.
Emekli kutularda şıkır şıkır devreye girdiler artık.
Sehpalar ise opsiyonelliğini yine konuşturdu.
Hepsi içiçe girmiş şekilde toplam 23 adet alıyor.
Zaten hepsi 24 olunca...
Diğer malzemelerde tekrar derlendi toparlandı ve bilgi notları ile dizayn edildi.
Arama derdine son.


Geçtiğimiz Mart ayında TEMA ekibinin Eskişehir'de verdikleri seminerde erken geldiğimiz için müsait olan Sayın Ahmet İNCİ ile yaptığımız sohbette çiftleştirme kutularının bazı özellikleri hakkında konuşmuş ve bilgi alışverişinde bulunmuştuk.
AR-GE çalışmaları günümüzde artık kaynak aktarılan bir bölüm.
Bu konuyu arıcılıktan uzak tutmak mümkün değil ki belki de en çok arıcılık için gerekiyor.
Bu kutuların orjinalinde üst örtü olarak ince kontraplaklar kullanılıyor.
Hem arıların genel durumunun kontrolünde hem de beslemelerde açılmaları gerekiyor.
Ekip olarak geçtiğimiz kış duyduğumuz ihtiyaç üzerine bu örtü tahtalarını 3 mm. şeffaf Flexiglass ile değiştirmiştik.
Bu kontrollerin bir çoğuna kolaylık sağlamıştı.
Ancak bu da yetmedi ve bu flexiglass'lara 4 mm. çapında delikler deldik besleme bölümü üzerine.
Bu delikle 60 cc. lik şırınga ile sıvı beslemeyi hiç arı ile temas etmeden yapmak mümkün.
Tabi ki bu kutunun orjinalinde bunu yapmaları maliyeti yükselteceğinden olaya sıcak bakılmıyor.

Bu kutuların besleme bölümlerinin içerisine strafor bardaklar koyuyoruz ki arılar sadece strafor bardaklara rahatça tutunuyorlar.
Kekleri de bu bardaklarda veriyoruz.
Aksi halde besleme bölümünden sızan sıvı besleme ürünleri karıncalara ve diğer sarıca arılara davetiye çıkarıyor.
Bu kutularda geçtiğimiz yıl yaptığımız kışlamalarda tamamı olmasa bile, bahara çıkanlarla vadide erken ana üretimi gerçekleştirebiliyoruz.
Tamamının kışlaması için gerekli arı yoğunluğunun ne olduğunu biliyoruz ama bu kadroya ulaşabilmek sıkıntılı...
Hep oynamak lazım...
Her yıl yeniden ana arı çiftleştirme kutusu doldurmak çok büyük külfet oluyor.
Çiftleştirme kutularında arı kadrosunu istenilen düzeyde tutabilmekte çok iyi takip gerektiriyor.
Bu tür kutularda ana arı üretimi yapılacak ise, yakında olmalılar ve özellikle stoklama beslemesinde sık sık verilerek seri biçimde stoklama yaptırılması gerekiyor.
Emekli işi bu ana arı işi...
Bizimki tecrübe kazanmak...
İlk ana arı üretiminde kullandığımız malzeme, ekipmanlar ve bilgi altyapımız ile bugünkü ulaştığımız altyapı arasında büyük farklar olduğu rahatlıkla söylenebilir.
O yüzden şartlar ne olursa olsun, ana arı üretimi için şartları zorlamak gerekir.
Hiçbir zaman kendi yetiştirdiğiniz anadan daha değerli ana arı satın alamazsınız.