30 Ağustos 2010

Arıcılık Sezon Finali

Yazının başlığı TV dizilerindeki furya gibi oldu ama biraz da süper bir özet olacak bu yazı belki de..

Bu hafta 30 Ağustos Zafer haftası sebebiyle 3 günlük bir tatil denk geldi..

3 günlük bir tatil için bir yerlere kaçalım planı yapıldı ama balık çıkmıyor ifadesi sonrası vazgeçildi ki iyi de olmuş...

Tabi sonradan bu haftasonu tutulan azman istavritlerin haberi gelince inceden bir keşke dedik ama..

Perşembe akşamından başladı macera...

Aslında her mesai sonrası arılığa gitsekte rutin işler işte...

Arıları eşitlemek, beslemek ve varroa mücadelesi işin özü...

Gelelim saadete...

Ekip dediğimizde artık karışıyor, çünkü artık iyice kalabalıklaşıyoruz.

Yusuf abi, Birol abi ve benimde katılmam ile başlayan ve sonra gittikçe büyüyen ve neredeyse 15 kişiye oluşan bir ekip olduk..

Benim arılıkta da benden başka 4 kişi daha olunca, Akpınar ekibi diyelim bizimkilere...

Akpınar ekibinin 11 arısı vardı ama sadece 5 kovanları vardı...

Dolayısı ile tiz kovan edinile talimatı ile işin cılkını çıkarıp, 15 yeni kovan aldılar hem de polenli...

Zaten eğer kovan alınıyorsa ve o kovan polenliksiz alınıyor ise şaşmamak mümkün değil.

Dolayısı ile birlikte hareket ettiğimiz ekibimiz bu durumun dışında mı kalacak?




Yusuf abi sağolsun, her yere yetişiyor...

Ben arılıkta çalışırken, onlar getirdiler kovanları...

Yusuf abi depoya yanaşmak için bir kepçe ile oradaki harfiyatın atılmasını istiyor.

Yok daha neler...


İndiriliyor kovanlar ve hazır Yusuf abi gelmiş iken, bana polene giderken verdiği kovanlarını da iade ediyorum...

Eliyle verip, arabasıyla gelip alıyor işte...

Böyle olur ya genelde elinle verip, gider ayağınla peşine düşersin bir de...

Ayrıca süzme makinesi de bende idi, onu da gönderdik...




Kovanlarda işçilik ve ahşap kalitesi konusunda söylenecek birşey yok...

Ya kendin yapacaksın, ya da gözünü yumacaksın...



Boşaltın kovanlarımı diye fısıldadım ya...

Cumartesi günü Gökhan tek başına geldi toplam 6 adet kuluçkalığı boyadı...

Buraya da yazayım da tecrübe olsun...

Alınacak boya nedir? sorusu sorulduğunda bizim söylediğimiz artık net...

Su bazlı silikonlu dış cephe boyası...

Gökhan ise iyi bir markanın özel mat iç cephesini almış...

Kapatıcılığı çok güzel oldu ama biraz pahalı olması bizleri gülümsetti...

Gökhan'ın olayı duyduğunda hadi ya demesi ve şevkinin kırılması anını çekmeliydim aslında...

Bu ülkede diğer kovanların nasıl boyandığını bir bilse...



Kek olayı artık çok kolay...

Derin dondurucudan 1 kg. kadar poleni al, teneke ballar zaten Birol abinin depoda...

Şeker ise çuvalı 1 mavilik...

Poleni şekerin içine at ve pudra olsun...



Sonra karıştır güzelce...



Bu 2'nci tur kek yapımı...

Fikri'de bu kez çuval ağzı açma modunda...

Kazandan keki alma görevi hep benimmiş...

Göbek eritme operasyonu falan diyorlar ama sanırım en çok neden ben terliyorum düşüncesi alıyor beni durduk yerde...



Yusuf abi'ye göre en zor görev kendisine aitmiş...

Poşetlenen keki düzeltip plastik sandığa diziyor.

Gerçekten çok zor yahu...

Kek makinesinin en büyük faydası şu oldu..

Arıya kek verirken el titremesi gerçekleşmiyor..

Bir büyük kek operasyonu daha var bayram sonrası...

Bahar keklerini de yapmalıyız...

Bayram sonrasına planlı çok iş var...

En büyük operasyon ise kuzu kesme operasyonu...

Vadiden çıkışta oğul çıkartanlara (-) veriliyordu...

Bu eksiler toplanıp, bu oran ile kuzuya ortaklık gerçekleşecekti...

Baktık ki kimseden oğul sesi çıkmıyor.

(İstihbarat raporları öyle söylemese de)

Bende kuzu operasyonunu farklı planlamaya aldım...

Gökhan gibi bir arkadaşımız olunca ekipte, Adana şiş yapacağız...

Artık gırk diyene kadar yesinler...

Hem de özel bir çeşme başında...

Çeşmeden akan suyun özelliğini ve faydasını göreceğiz bakalım...

Gerçi faydası görülecek bir durum değil ama en azından sorarız faydası oldu mu diye...

Dolayısı ile kuzu operasyonu paracıklarını da peşin topladım...

Bundan sonrası Gökhan'ın ellerinde artık...

Başka yeni bir haber daha geldi ki bu da çok hoş...

Bıldırcın için Eskişehir'de sezon açıldı ya Birol abi sezon açılışını kaçırır mı?

Son durum 1 güveç yapacak kadar stoklama yapılmış durumda...

Bıldırcın güveç, Adana Şiş...

Allahım...

Rahat rahat yiyebiliriz ki nasılsa kek doldururken kazandan, göbeği eritiriz.




Cumartesi günü işleri rolantide yaparken...

Nasılsa Pazar ve Pazartesi var.

Aslında rehavet denilen şey bu olsa gerek...

Arılıkta ince ince işleri yaparken bir telefon geldi Birol abi'den...

Tandır'da bulunan yani dağdaki arıları Pazartesi hasat etsek...

Eyvallah ama planlar altüst..

Hemen işleri tam gaza getirip çalışmaya başladık Cumartesi...

Pazar sabahı ise doğru Yusuf abinin arılığa...

Benim 15 gündür orada duran ana arı stoklamalarını alma zamanı...



Arılıkta bulunan deponun civarına dizmiştik.

17 kutu bırakmıştık...

13 ana arı sorunsuz...

3 ana arı kayıp, yeni memeler var.

1 ana arı da değiştirmiş ana arısını...

Yusuf abi'ye göre kirpi tırtıklıyor gece acaip...

Bir hayli kirpi pisliği var bölgede...

Tedbir alırız bir dahaki sefere...

Kalan ana arılar artık kışlayacak şekilde ayar edilecekler...

Baharda özel misyonlar verilecek bu ana arılara...



Yusuf abi ve stajyer arkadaşımız hummalı bir çalışma içindeler...

Yusuf abi, benim arılığa 3 misafir ruşet gönderecekmiş...

Onları bölüyorlar...

Ruşete 5 çerçeve arı ve koloninin ana arısı...

Doğru benim arılığa...



Kalana da cepte bulunan tüpteki...



Ana arı 2 çerçeve arasına...



Ve kovanda 4'üncü çerçeve kanallı...

Besleme kutusu deliğinin tam altına denk geliyor 4'üncü çerçeve...

Kapağı hiç açmadan 10 ml. formik asit kanala...



Tabi bana talimat verdi...

Arıları indirince besleme kutuları kaymışsa düzeltiver..

Açtık...

Oh maşallah o ne be..

Yusuf abi de keki bol bulunca..

Vay be, ziyafete bak...



Arılarını da mevki bir yere koyduk....

Kayda alması açısından da fotoyu buraya koyduk...

Altlarına koymaya sandık, sehpa bulmakta zorlaştı arılıkta...

Sehpalarda petekler var, arı sayısı da aldı başını gidiyor bakalım...

Yazar şimdi...

Halil Arılık..

51 / 39 / 54



Geçtiğimiz yıl bu dönemden sonra polen kıtlığı yaşamıştı.

O anlamda haftasonu yapılan kontrollerde görülen az da olsa taze polen stokları sevindirici.



Pazar günü...

Ekip kalabalık...

Yeni kovanlarını aktarıyorlar...

Allahım kovanlarım boşa çıkıyor...

Ruşetlerimi boşaltma şansı benim için...

Boşaltıyoruz ama haydaaaaaaa...

Buna ne denir?

Pazar günü avcılar bölgeden geçerken bal almak üzere yanımıza uğradılar.

Ve tam ayrılırken, söylesek mi söylemesek mi tavrına büründükleri sonradan anlaşılan konu dudaklarından döküldü...

Belki sizden çıkmıştır, şu ilerideki derenin yanındaki söğütte dalda oğul var.

Tarif ettiler ve gittik bakmaya...



Bizim arılıktan çıktı ise mavi kafalı bir ana arı olmalı içinde...

Eksik ana arılı koloni de yok diyorum içimden...

İşin sakat tarafı durduk yere kuzuya ortak olmak ya da sosyetenin diline düşmek var...

İlk keşif tamamlandı ve arılığa döndüm.

Ekip kovanları aktarmayı bitirmiş, istirahat ediyorlar...

Oğul almaya gidiyoruz.

Ne ne ne oğul mu?

Gelin bakalım... Hele şu sepeti alayım.



Vay efendiler rahatınızı bozduk ama...

Dayımdan getirdiğimiz 3 sepet arılıkta duruyor...

Arkadaşları oradan başka yerlere gitmesi için ikna ettik...

Biraz fazla uzağa gittiler gerçi..



Ve klasik oğul pozu...

Boy yetmiyor ama Gökhan nasılsa boy zengini...

Buyur Gökhanım..



Hoppppsssss....



Yine iyi poz benden...

Hin poz bu olsa gerek...

Aslında en hin poz az sonra...



Ana arı indi mi inmedi mi testi yapmak için sepeti ağaca astık...

Kimse kıpırdamıyor...

Ana arıyı göremedim ama Gökhan ben gördüm deyince operasyona orada son verdik.

Artık sepete at tuşuna bastık nasılsa...



Yolda gelirken çekelim dedik en hin pozu...

Görende birşey sanacak...

Hepsi hepsi 3 çerçeve arı...



Boş bir ruşete 3 çerçeve koyduk kemerleri ballı...

Arıyı silkeledik.

Kalanları da ruşete dayayarak dumanlayıverdik...

O saatlerde yağmalama davranışı da arttığından fazla kurcalayamadık ana arı konusunda...
 
En fazla geri gider oğul, gitmezse ve ana arı yoksa da kutuda ana arı mı yok?

Ertesi gün yani bu akşam baktığımda gördüm ana arıyı...

Küçük bir ana arı..

Bakalım çiftleşsin de yumurtlayabilirse...


Akşamüstü ise mutluluk fotoğrafları...

3 ay kadar önce bizim ekibe katılan Gökhan'ın bu süreyi kendi adına tanımlaması çok hoş...

3 aydır sizlerle birlikte arıcılık ile iştigal ediyorum ve ana arı boyuyorum daha ne! demesi oruçlu insanları bile gülümsetiyor..

Ana arı boyamanın arıcılıkta uç nokta olduğu düşüncesine nereden kapıldı ise...



Artık yakından foto alma imkanı yok ki tek kareye sığmıyorlar...

Planımdan 15 kovan kadar fazlam oldu...

Çünkü Yusuf abinin araba 54 alıyor...

Vadiye gitmek için tek arabayı aşmamak lazım...

Yapacağız birşeyler artık...

Şu anda matematiksel eşitleme işlemleri yapıyoruz ya, toplama en kolay iş...

Yusuf abiye kalsa hiç elleme diyor ama..

Gelelim bugüne...



Ramazan ayı aynı zamanda törenler malum...

Görevde olan arkadaşımız çok..

Biz ise Tandır'dayız..

Kimsecikler yok ama 7 kişiyiz yine...



Çadırın içi boşaltılıyor...

2 gün av peşinde koşan Birol abiyi sıkıştırma zamanı...

Sen 2 gündür av peşinde koş, çadırı hazırlama...

İstediğin gibi hırpalama zamanı...

Gerçi güveç diyor ikide birde sesimiz kesiliyor.

Boşalan çadıra tezgahı kurmak lazım...

Ve ekibe toplu halde ön brifing verildi...

Brifingi verirken görev paylaşımı da yapılınca ben ve Yusuf abi en zor görevi aldık...

Ben makine başına, Yusuf abi sır alma işine...

Çok zor Allahım çok zor...

24 saat çalışırım makinede hiç mızmızlanmam...



İç düzeni güzelce kurduk..





Ve ayı kardeşin kafasını karıştırma projesi...

Havada asılı olmaması gereken objeleri gördüğünde uzak duruyor tuzak diye...

Yine misinalarda kuzu zilleri var..

Bazen gündüz biz bile dokunsak irkiliyoruz.



Ve Yusuf abi ilk kovanlardaki hasat olayına karışmak görevini icra ediyor.
 
Arılarda gereğini yapacak birazdan...


Ya gidin başımızdan deyip Yusuf abinin ayaklara...

Bal değerli, verir mi arı balını hem de sezon geçmek üzere iken...

Dağ başında nektarın minimum olduğu dönemde...



Yusuf abi çadıra kaçıyor ama ben birkaç poz daha alayım...

Nasılsa daha çadıra hiç bal gitmedi..

Gitse bile sırları alınacak derken..

Ben goy goy yapmaya devam...



Birol abi alıyor...

Körüğü İlhan sıkıyor...

Akpınar ekibinden Gökhan ve Fikri'de fırçalayıp, ıslak örtü bezi ile örtülü ilaveye koyuyor..

Birol abi'nin bacanağı Levent ise ilaveleri İlhan ile dönüşümlü çadıra getiriyor...

Neden?

Çünkü Birol abi onları minibüsle sabah 90 km. kadar gezdirmiş...

Seferi olmuşlar...




Çadırdayız artık.

Yusuf abi sır bıçağı kullanmayı sevmez...

Ben de aynen sır tarağını tercih ederim nedense...

Bıçakla tecrübemiz yok...

Mustafakemalpaşa'da ihtiyarlardan bize bıçak mı düşer...

Eskişehir'de ise balımızı hasat edemiyoruz bile...

Öğrenemeyeceğiz ya da çok yaşlanınca artık...

İlk başlarda hava soğuk olunca petekler ile balın vedalaşması zor olsa da sonra düzeldi...




Dağdaki bal, Birol abi için çok özel...

Bu balın isteklileri başka bal yemiyorlar işte...

Tandır balı çıkmadı mı?

Sorunun güzelliğine bak.



Öyle bir yere kurduk ki tezgahı, kovanları açarken, ilaveler gelirken görüyoruz ortamı...

İlhan'ın ilaveyi arı soktuğu için yere bırakışını izlemekte çok hoştu...




Kaytaran var mı yok mu gözlemi içinde çok hoş...

Gerçi dayım bu kadar pencerenin neden açık olduğu konusunda hep kızar.

İçerisi çok sıcak olmalı imiş...

Bal o zaman iyi çıkarmış...

Evet doğru ama sonuçta petekte kalan balda bizim nasılsa, değmez çadırda kavrulmaya....
 
Püfür püfür hem de görüntülü...


Bıçağı da denemek gerekiyor...



Ramazan olmasa bu düşeni pek yere düşürmezler....

Biris mutlaka yetişir lüpletmeye ama patır patır dökülüyor sırlar kimse bakmıyor bile...

Gökhan diyor ki çeşmenin koskoca yalağına bir kafayı soksam hepsini bitiririm...




Yusuf abi çadırda ise onun söyleyeceklerini dinleyeceksiniz.

Haksız mı?

Bilmem ki ne desem..

Çerçeveler standart yapıla deyip duruyordu bende çektim fotoyu...

Birol abi görsün...



Molada Fikri yatış modunda...



Gökhan'da yatış modunda ama aklı fikri çeşmenin yalağındaki suda...



Ya sizin işiniz gücünüz yok mu arıcılığa bulaştınız?

Şimdi serin serin evinizde yatmak var iken...



Görüntülü süzme sisteminden bir hareketlilik tespit ettim..

Havaya neden bakarlar?

Neeeee...

Kuzuya ortak mı var?

Bir koloni kovanı terk ediyor...

Ben balsız ne yapacağım diye bağırarak...



100 numara çıkıyor...

Aslında hasat yapılmayan bir koloni...

Çok özel bir koloni...

Çünkü 100 numarayı almak o kadar kolay değil bizim ekipte...




Ve sonra 33 numaraya yüklendi ve tekrar geriye döndü...

Artık arılar sakinleyince ana arıları kontrol edilecek...

Ben süzme işi bitince ekibin oruçlu bölümünü alarak ayrıldım Tandır'dan..

Bizden sonra süzülenler arasından polenli petekler seçilerek kuluçkalıklar tamamlanacaktı...

Ballar doldurulacak...

Ve koloniler Gökçekısık köyüne Birol abinin arılığına nakledilecek bu akşam...

Şu anda yolda olmalılar...

Tüm malzemeyi de toplayacaklardı ama vazgeçmişler son habere göre, işleri zor.

Çok meşakkatli olsa da iyi bir sezon finali olur inşallah sağ salim inerler yerlerine...

Bitirirken Muğla'da gerçekleşen arılı kamyon kazası sonrası binbir umutlarla çam bölgesine giden arıcıya ve olay sonrası yaralananlara geçmiş olsun dileklerimizle...

İzlediğimiz üzere olay sonrası ortalığı toparlamak üzere göstermiş oldukları çabalar için Muğla İli Arı Yetiştiricileri Birlik Başkanı Sn. Ziya Şahin'in şahsında tüm Muğlalı arıcılara da teşekkür etmek gerekiyor. 

Allahım tüm arıcıları kazadan beladan korusun.

2 yorum:

Ballı Baba dedi ki...

yahu bu işleri bu yılmı yaptınız diyecektim ama bu hafta yapmışınız. tek kelime TEBRİKLERRRRRR....
ALLAH EMEKLERİNİZİ BOŞA ÇIKARTMASIN, KUZU İŞİNE YARDIMA GELELİM Mİ YORGUNSUNUZ ŞİMDİ :)

ÇELİK ARICILIK(Arıcılık Teknikeri) dedi ki...

Halil bey ALLAH neşenize neşe katsın dostluğunuzu daim eylesin RAMAZAN-ı şeriflerinizi de mübarek eylesin. ekip şefinize ve Birol beye de saygı ve selamlar...