26 Eylül 2010

2010 Arıcılık Sezon Kapanışı

Sezonu kapattık mı acaba?

Başlık kapanış ama...

Kapatmamız gerekiyor, çünkü yakın zamanda vadiye giderek sezonu açacağız.

Haydaaa...

Hani soğukta kışlayıp, erken baharda vadiye gidilirse daha iyi oluyordu.

Arılar vadide olunca ekip daha çok buluşuyor ya o yüzden gideceğiz gibi...

Eğer erken gidersek sonradan yapılan zayıf bölmeleri birleştirmeye de gerek kalmayacak.

Bugün sezonu kapattık ya, o görüntülere geçmeden biraz arıcılık konusunda bir şeyler yazalım, daha sonra aslında yayınlamaktan imtina ettiğimiz yeme-içme olayları olacak.

Kapanışın yüzü suyu hürmetine bugün artık affeder büyüklerimiz nasılsa yeme-içme mevzularını.



Atık mumlar ile esmer birkaç peteği hemen tenekede suyla eritip, soğuk suda mumlarından ayrıştırıp, tekrar az suda kaynatıp kalıba dökmüştük.

Cüruflar dibe çöktü.

Onları temizleyip yine bir kez daha az su ile ısıtabilirsek, mum stokumuza katarız külçeleri tertemiz...



4 çerçevelik stoklama kutuları yapmıştık strafordan...

Artık kışlama moduna giriyorlar...

Girmeyeni de biz sokuyoruz kışlama moduna...

Neyi eksikse 20 çerçevelik stoklamadan hemen veriyoruz.

Balsa bal, yavru ise yavru...

Kadroları istenen duruma gelenler arılıkta bulunan binadaki odaya alınıyorlar.

Odada arılar camlar kırık olduğundan uçabiliyor.

Sadece yağmur-çamur görmeyecekler.



Odadaki kutularda ise ince bir sorun vardı.

Onu da çözdük.

İçerisi sıcak olduğundan küçük mum güveleri faaliyeti yüksekti...

Strafor kutulara karargah kurmuşlardı...

Yukarıdaki çerçeve incelendiğinde erginleşmek üzere olan ama gözleri açılmış olmalarının sebebi bu küçük mum güvesi...



Kutuların altına havalandırma için açtığımız bölümün altına tek taraflı tel takmıştık.

Alt bölüm bir hayli girintili kaldığından mum güveleri o havalandırma altında faaliyeti hızlandırmışlar.

Bende o bölümleri takozla kapattım...

Bazılarını yağmaya davetiye çıkarıyor diye önceden kapatmıştık ama gözden kaçanlar mum güvesi ile tanışmış...

O havalandırmalar sadece baharda ve yazın işe yarayacak anlaşılan..



Küçük çerçeve de olsa düzen aynı düzen olacak...

Bal kemeri ve düzgün yavru alanı istediğimiz bir durum...



Dışarıdaki kutulardan kadroyu iyice arttırıp, biz çoğaldık iyice diyeni doğru odaya...

Tarlacıların birçoğu dönünce rahatlıyorlar...

Kaç ana arı yedekte bu kutularda kışlatacağız? sorusunun cevabını vermek çok zor...

En güçlü yani 6 çerçevelik İnci kutularını bile yokluyor hala büyük koloniler...

Havalar şöyle bir soğusa da herkes yerine şöyle bir yerleşse...

Ana arı kışlatmaktan ziyade kutuları arılı tutsunlar yeterli.

Yoksa Muğla'lardan durduk yere arı mı alalım...

Yeter bu kadar arıcılık...

Sezon başladığından beri Tandır köyü bölgesindeki krom madeninin yakınlarındaki şifalı suya gitme planı vardı ekibin.

Şifalı işte...

Her derde deva derler ya genelde bu tür sular için.

Kimin için gittiğimizin önemi yok ama bizim gitme amacımız tıp adıyla hemoroid.

Olana, olmayana şifa denilince ne olur ne olmaz bizde içelim...

Eskişehir ekibinde sezon boyunca bizimle birlikte olan arkadaşlarımıza teklif edildi...

Mazereti dolayısı ile katılamayanlar adına gerçekten çok üzgünüz.

Bir daha ki sefere olur mu?

Kısmet artık...

Birol ve Yusuf abiler erkenci ekip malum.

Onlar Pazar sabahı uykusunun tadına varmadan Tandır'a erkenden gittiler.

Orada bulunan 2-3 koloninin bakımlarını yaptılar.

Biz ise geri kalan ekibi toplayıp düştük yollara ve Tandır'da buluştuk.



Oradan ise şifalı suya...

Yolda bizim gibi insanlar gördük evden ırak...

Trekking ekibi...

Bir uğraş bul kendine de ne bulursan bul...

4 sene önce vadiye gelen bir avcı şöyle demişti...

Ya eğer bu arıcılığı evden kaçmak için yapıyorsanız satın bana da 4 arı...



Bu rota yoğun trekking yapılan bir rota.

Tandır'da minibüs bırakıyor ekibi ve dağı katedip aşağıdaki Dağküplü köyüne kadar iniyorlar...

Bu da yeni bir trend malum...



Ormanlık alanlar ilgimiz çekiyor haliyle...

Dereler de işin süsü...



Bu sular hayat veriyor ormandaki canlı hayatına...

Tavşan, domuz, ayı ve geyik en yoğun olarak bu bölgede bulunuyor...

Bu bilgileri de ekibimizde bulunan Tepebaşı Avcılar Derneği yöneticilerinden alıyoruz.



Çeşmeye vardık.

Yol üzerinde o kadar kötü bir orman yolu olmasına rağmen tabelalar vardı...

"Şifalı çeşme" yazıyordu...

Herhalde tabelacılık yapan birisi bu sudan içti ve iyi geldi...




Bizim bireysel amacımız su falan değil, yeme-içme işleri...

Sezonu kapatırken yağlanmak lazım ki arı taşırken faydası olsun enerji için.

Erol ve Birol abi işi bilen avcılardan...

Hemen hızlıca ateşi verdiler dumanı...



Fikri'de habire küçük pet şişelere stoklama yapıyor.

Çünkü su şişesi açılınca hemen bitecek, bayatlatılmayacak...

Cevdet amca da ömrünü bu bölgede geçirmiş bilge adamlardan...

Hem bu su hakkında hem de orman hakkında hikayeler anlatıyor...

Ağlasak mı gülsek mi?

Kesin çocuk erkek olurmuş.

Bizlerin oğul verme zamanı geçeli çok oldu be Cevdet amca...



Köz olur olmaz ilk iş patlıcan olayı...



Güveç...

Geçtiğimiz yazılarda da belirtmiştik...

Av etleri dolapta idi..

Şimdilik bıldırcın...

Yakında keklik/tavşan da olur inşallah.



Erol abi ateşi ayar ederken bizim artık baş aşçımız Gökhan döktürüyor.

Abdullah'a ise patlıcanları soymak kalmış.

Biz ise goy goy işte..



Ağaç öyle bir kıvrılmış ki...

Uzaktan bakıldığından kalp gibi olmuş ve ucu yeniden göğe yükselmiş.



Bu bölge krom madenleri bölgesi...

Eskişehir'de 10 kişiden 9 kişisi Eskişehir'de krom çıktığını bilmez ama müthiş şekilde çalışılıyor.

Gittiğimiz yerde de eski terk edilmiş bir galeri var.

Fazla bakamadık iç kısımlara...

Tırsık mod... 



Güveç hazırlama tekniği yine Gökhan'a ait...



Güzelleştirme çalışmaları domatesle yapılıyor.



Biber közleme ise Bursa'da yeni çalışmaya ve kurs almaya başlayan İlhan arkadaşımıza kalıyor.

Yine bu akşam Bursa'ya döndü...

Ekibin Bursa bağlantılarını artık o yapıyor...

Civan Arıcılık'tan alınacaklar listesi bir cebinde, kavanoz listesi diğer cebinde.



Güveç yetmez diyen Gökhan ise en iyi Adana hava durabilen Adana'dır deyip fırlatıyor...

Bizim emekli Hüseyin Yavuz'da emekli olmasına rağmen o kadar çok çalışmaya başladı ki yüzünü göremiyorduk arılıkta...

Güveci duyunca gördük yüzünü...

O da Adana'yı seyrederek iç geçiriyor. 



İş hızlandı...

Hava da bir taraftan kapatıyor ama işin uzmanları yağmayacak diyor.



Güveç ateşte ve Adanalar için çift mangal hazır...




Yusuf abi ise Orman Muhafaza Memuru gibi giyinmiş bugün sonbahar kreasyonundan...

Adana izleme komitesinde şu anda...

Dağbaşında işimiz bitip dönerken akbababalar uçuyordu tepemizde...

Yusuf abi akbabaların et kokusunu 100 km. den aldığından bahsediyordu...

Akbaba demiştir yahu bu nedir böyle mis gibi et kokuyor.



Yapma be Gökhan'ım böyle..

Patlıcan salatası yoğurtla ayar edilmiş, diğer tarafta sumaklı soğan..

Közlenmiş acı biberler..

Yok yok böyle olmayacak...



Hayda bre...



Yusuf abi dizini dövüyor...

Neden?

Bizim arıcı arkadaşlarımızdan Vatandaş Kenan'ı tanıyanlarımız vardır.

Gökhan, bizim Kenan'ın yanına gidip arıcılık öğrenmek istediğini defalarca söylemiş ama Kenan bana hep geleceğiz deyip gelmeyenler uğruyor diye reddetmiş...

Gökhan bir arkadaşımız aracılığı ile bize ulaştı...

Bende olayı Fikri'ye havale etmiştim.

Fikri test ederiz, testi geçerse gelir demişti...

Testi çoktan geçmiş olmalı ki, Birol abi bonservisini soruyordu bugün.

Gökçekısık bölgesine transfer edecekmiş.

Gökhan arı ile ilk kez biz vadiden çıkarken arı indirmekle tanışmıştı ama Gökhan'ın bu meziyetleri sonradan çıktı ortaya...

İşte bizim Vatandaş Kenan dizini dövüyor olmalı ki Yusuf abi de ah Kenan ah diye dizini dövüyor...



Bende 2 adet Adana'yı bitirip acaba daha düşer mi diye bekleme modundayım...



Bari kola servisi yapayım ama kolada bitince asistanımız Yusuf abinin oğlu Hakan imdada yetişiyor ve arabadan kola ikmali yapıyor...

Aslında hem Hakan hem de Birol abinin oğlu Ege de bizimle birlikte idi ama sağda solda koşturmaktan karelere pek girmemişler.



Güveç, Adana'lardan sonra olacak mı acaba?



Olmaz mı?

Cila gibi oldu...

Av eti gibisi yok...

Açık havada dostlarla da olunca...

Artık dönelim yoksa ıslanacağız...



Ama yağmur yok bulunduğumuz yerde...

Gökkuşağı var ama yağmur yok.

Şehre inerken şehre yağdığını gördük...

Bölgesel işte...




Şifalı sudan çok içenler için verilen ihtiyaç molasında gördüğümüz iri iri çiçekler...

Bu susuzlukta iyi açmışlar...

Soğanlı bir bitki olmalı ki işaretledik...

Uygun zamanda devşirme yapabiliriz.



Tandır'da mola verdik ve o kadar toz dumandan sonra inceden bir duş iyi gider...

Yorulduk ama en kötüsü hala karnım acaip tok...

2 güne kalmaz acıkırım herhalde...

Bal börek olsa da yemem...

Sezon bitti artık...

Bakalım hayırlısı yeni sezona...

Sezonun sonunda ulaşılan arı sayısı ve sezonda alınan bal ortalamaları da verilirdi eskiden ama o kadar düşük ortalamalar duyuyoruz ki, bizim arılarda 4 kat-100 kg. olmadı ama biz Adana-Güveç deyip geçiştirelim de moralleri iyice bozmayalım.

2011 sezonu tüm arıcılara hayırlı olsun.

Bakalım kaç yılda akıllanacağız, başarının bal arısı ırklarına direk bağlı olmadığına...

9 Eylül 2010

Bal Tadında Bayramlar.

Bayram tatiline hafta başındaki 2 günü de katarak başladık ve aile büyüklerini ziyaret zamanı...
Biraz da stres atmak amacımız...
Öncelikle Bandırma'ya...


Ailemiz yazlıkta uzun tatilde olunca, inceden çiftlik düzeni kuruluyor.

Kardelen, ördekleri oyun aracı zannediyor işte.

Biraz balık zamanı...

Tekneyi bağlı olduğu yerden alma işi genelde damata düşüyor.

Ağabeyi gelmiş artık olacak o kadar...

İDO feribotunun gelişine denk gelince dalgalarla mücadele etme zorunluluğu doğuyor.

Bana da tekneyi zapt edeceğiz diye uğraşırken düşürdükleri terlikleri toplamak düşüyor...


Keyif zamanı...

Emeklilik provaları da denebilir.

Egehan'da eniştesi ile kaptanlık dersi uygulamalarında...

İstavritlerden sarıkanat olanlarda var kıraça olanlarda...

Finalde dişimizin kovuğuna gidecek kadar birşeyler bulduk...

Biraz dinlenip, dayımın yanına Mustafakemalpaşa'ya geçtik.

Ve malum hemen çiftliğe gidelim dedik...

Arılar hala bal hasadı sonrası ilavelere yalatılmak üzere verilen petekler yüzünden 2 hatta 3 katlı...

Mum güvesi konusunda sıkıntılı bölgelerden...

Bizde verdik gazı ve başladık katları almaya...

Bitiremedik hepsini ama olsun başlamak bitirmenin yarısıdır.

Çiftlikten diğer manzaraları da kayda almak lazım. Kışın bakar bakar iç geçiririz.

Kudret narları açmışlar ağızlarını...


Elmalar, ilaçlamaları konusunda en küçük ihmal olduğunda sıkıntılar yaratıyor...

En hafif rüzgarda bile dökülüyor yerlere...

Döngel, beşbıyık ve muşmula...

Onlarda artık aşılı olduğundan iri oluyorlar.

Ve golden elmalarda dökülmeden nasibini alanlardan...

Mum güvesi üretim merkezi...

Dayıma Eskişehir'e geldiğinde ekibin verdiği çiftleştirme kutularının son hali...

Çok güzel güve üretimi yapılabiliyor bu kutularda.

Ana arı üretimi konusu farklı ilgi istiyor...

Saldım çayıra olayını kesinlikle kabul etmiyor bu sistemler...

Katları alıp, arıları kuluçkalığa sıkıştırırken bazı koloniler buna müsaade etmiyor...

Zaman zaman gelirken getirdiğim Muğlalardan...

Tekrar ilavesini koymak zorunda kaldık...

Kuluçkalıkta 9 çerçevede de yavru var.

Benim kontrolümde olsa çoktan bölmüştüm bu koloniyi.

Dayıma göre ise bu zamanda arı mı bölünürmüş.


Propolis traplarını da topladık.

Bolluk bereket böyle bir şey işte...

Bu bölgede zayıf ve açlık sıkıntısı çeken koloniler kovanları terkediyorlarmış bugünlerde.

Biz çardak altında istirahatte iken ortalık bir karıştı...

Dayım sepeti kaptı hemen...

En idmanlı olduğu konu zaten oğul işleri...

Gelen kaçak koloniler genelde güçlü kolonilere yükleniyorlar.

Hemen sepete oğul otu sürüp toplanma temayülü gösterdikleri yere koyduk.

Başladılar toplanmaya.

Ben de ana arıyı bulunca hemen kafese aldım.

Ne olur ne olmaz tekrar kalk gidelim der.

İyice toplanınca silkeledik boş bir kovana 2 çerçeve ballı vererek.

Ana arılarını da saldık, sıkıntı yok bakalım.

Ortamda kıtlık baş gösterdiğinde daldan düşen armuta böyle yükleniyorlar işte.

3 sıranın ilavelerini indirdik.

Varroa için Perizin aradık ilçede yok, çok ilginç.

Emekli olup buralara gelmeden biraz stok yapmak gerekecek herhalde.

Varroa üretim merkezi de diyebiliriz bazı kolonilere.

Varroa'ya en çok Karacabey boğazına Ihlamur'a arı götürdüklerinde bulaşıyorlar.

Bal hasadı bitene kadar varroa iyi gelişiyor kolonilerdeki yavrulama düzeyinin de yüksekliği ile..

Gerçi varroa her arıcının derdi.

O kadar ki arıcılar şişeden cin çıkmasını bekleyecek kadar çaresiz kalıyorlar...

Hep birlikte şişeler oğuşturuluyor cin çıksın diye.


Akşamüstü yavru uçuşları hızlandı koloniler sıkışınca...

Belki de bayram sevincidir.


Bayram sonrası sebze-meyve hasadı yapacağız ama bazı sebzeleri dalından almak gerekiyor.

Bursa patlıcanı meşhurdur zaten.

Şimdilik depoda serin serin bekliyorlar bakalım bayram sonrası derin donduruculara doldurulurlar.

Bayram sevincimizi hiç kaybetmeden, sağlıklı günler görmek en büyük dileğimiz.

Unutmadan gelecek Ramazan'a 10 ay 20 gün kaldı..