25 Mayıs 2011

Bahar Geldi de Gidiyor Bile... Ya Bize Ne Oluyor?

Bugün telefon çaldı...

Kayıtlı olmayan bir numara.

Ben Şenol hoca, iyisin değil mi?

Şenol Zihni hocam arıyor velhasıl...

Ya ne zamandır hiç ses yok senden, blogta da yazmıyorsun.

Halbuki 2 gün önce Mustafakemalpaşa'da idik ve hocama yine su almaya gidecekken son anda plan değişti, hocamın merakı kalmazdı ama hocamda haksız sayılmaz ki 20 gün ben blogta yazmamışım...

Ne kadar ayıp...

Bugünlerde çok kurduğum bir cümleyi kurayım bari...

Ben hangi arada mesai yapıyormuşum?

Neyse sağlığımız ve huzurumuz yerinde çok şükür.

Neler yaptık bu arada?

Aslında o kadar çok şeyler yaptık ki zaman geçince hükmü de geçiyor.

Yüzeysel bahsedelim biraz...



Şu anda vadide değiliz ama biraz vadi günlerinden bahsedelim.

Akşamüstü kavak gövdesinde bir oğul...

Ana arı boyasız ve numarasız olunca ve üstelik ilk oğul değil...

Ekibe son katılana hediye edildi gitti, alt tarafı bir mangal yakılır hesap kapatılır.

Sahibi bulunsa fatura çok daha güzel kesilir de.



Yusuf ve Birol abi, ana kutularını tarlacı kaybetmesin diye yakın diğer köye götürmüşlerdi...

Orada arı kuşu saldırısı çoğalınca tekrar Erol abi'nin nar bahçesine getirdiler.

Ama ertesi gün ben arılıkta Yusuf abi'ye arı kuşu seslerini canlı dinlettim.



Kenan Gişan abi de bizlere birer damga yaptı bakalım...

Yeni çerçevelerimize vururuz damgayı...



Denemeden olmazdı...

Olay tamamdır.

Gerçi bizim "Њ" simgesi biraz daha farklı ama bu damgada "b" biraz yuvarlak kaçmış...

Ağzımı bile açmam ki, sen tornacı değil misin kardeşim gel yap derler sonra...

Yapacak yeri bulmakta çok zor bu işleri.

Dostlar olmasa işimiz zor.



Ve vadiden ilk önce satılan arılar çıkıyor.

Un eleği gibi kovanlarla arı taşınırsa...

Birol abi, öyle yaptı, böyle yaptı olmadı..

Komple sinek teli operasyonu süperdi...

Olan bizim 1 şerit zımbaya oldu.



Akpınar'da geçtiğimiz yıl ektiğimiz oğul otu tam manasıyla canavar gibi..



Vakit bol olunca vadiye hafta arasıda gidiyoruz.

Bu sefer bizim ekip kıvıramaz ki çıktığı kovan kayıt altında...

30 metrelik kavağa sarmaya başladığında gördük arkadaşı.

Dağa - taşa bir hediye olsun...

3 saat sonra çekti gitti.



Hafta içi gittikçe böl böl getir Akpınar'a...

Bugün ise 5 çerçevelik straforlar sıkıştığından büyük kovanlara almak zorunda kaldık...

Vadide biraz uzun kaldık bu yıl...

Vardır bir hikmeti.


19 Mayıs tatilini fırsat bilerek...

Yine Mustafakemalpaşa...

Operasyon başlıyor.

Konteyneri getirmek gerekir yavaş yavaş.

Toprağın üzerine koymaktansa hiç olmazsa geçici olarak 1 sıra BİMS dönmek mantıklı geldi...

Hallettik 2-3 saatte.



Ertesi gün sabah kahvaltısı öncesi...

Dayımın evden akasyalar ve Kirmastı çayı...

Akasyalar bu yıl 20 gün kadar geç açtı ki geçmiş yıllar fotoğrafları 25 Nisan gibi görünüyor.



Öğle saatlerinde atladık vince, doğru Bursa'ya...

Attık kaplumbağa kabuğu gibi sırtımıza...

Bu halde bir de Ford servise girdi vinç.



Sonrasında hopppp yerine...



Orhangazi'da üretilen ana arılardan 2 tanesi dayımın kolonilere verilmişti.

Görüntüleri çok güzel bakalım, süreceğiz bala...

Kendi bölmelerimde de var ama fırsat bulup 8 tane bölmeyi kontrol bile edemedik...



Sonra ekiple bu kez ilk deneyimimiz olacak Kestane bölgesi yer ayarına...



Orman yolunun kıyıları kullanılacak...

İnanılmaz güzel görüntüler.

Ama kotalı kovan giriş izinleri...

Kestane ormanları talep patlaması yaşıyor...

Hepimize yeter ama kendini bilmez çok bireyimiz olunca, arıcılık camiasına karşı tepkiler kaçınılmaz oluyor.



Kestane ormanları...

Milli değerler ama korumak çok zor artık...



Orman inişinde Marmara Denizi...



Ada bahçede nam-ı diğer çiftlikte konteyner konmuş halde ertesi sabah bir bakalım dedik...

Yine bölmeleri açıp bakmak mümkün olmadı ki dayımın arıları ayar etmemiz lazım...



Kardelen hanım da bana eşlik etti sabah sabah...



Ben Cumartesi günü Mustafakemalpaşa'daydım ama ekibin neler yaptığını görmem mümkün.

Onlar farkında değiller ama...



Elimizde kutu kalmadı...

Bu yıl kışlattığımız kutular, diğer tüm boş kutuları doldurdu...

Ana arı çiftleştirme kutusu kışlatmanın dayanılmaz hafifliği...



Gece Mustafakemalpaşa'dan döndüm, ertesi sabah vadiye...

İlk iş arıların sevklerini halletmek.

Sonrasında soğun çuvalı operasyonu...



Mesai çıkışı da ekip yetişti...

1 kamyonetle çıktık ki daha önce iyi ki götürmüşüm bölmeleri...


Sabah Akpınar'da şölen vardı...

Hava da süper olunca...



Kat atmadan idare ede ede, ancak bugüne dayanabildik...

Apar topar hemen katlarını sürüverdim.

30 kadar...

Ayarlarını yaparız günden güne...



Akşam üzeri ise yavru uçuşu...

Yine ballıbabaya bulaşan kırmızı kafalar başladı...

Bir Akpınar klasiği...



Küçücük kutular, ruşetler nasıl da geliştiler maşallah.



Akşam yine vadi...

Bu kez ekip çıkıyor bizim...

Onlarda yapmışlar çuval operasyonunu...



Artan bölüme de Yusuf abi attı birkaç koloni Akpınar için...

Kırmızı kafa geliyor mu diye sorunca...



Artık gece görüşümüzle Akpınar'dayız. 

Arı indirme operasyonu sonrası ne ahkamı kesiyorsak.



Yeni sehpalarımız da geldi...

Bende dayanamadım biraz daha yaptırdım...

40 tane oldu sehpalar.

80 kovana 40 sehpa..

80 kovanla sehpaların buluşması uzaklarda bir yerlerde gerçekleşecek ama şimdiden hazırlamak lazım.



Akpınar'a inişler tamamlandı.

Yer gök arı oldu ama gece 01:00'da eve ulaşınca sabah apar topar çıkarken fotoğraf makinasının olmadığını arılıkta anladım...

Çekmek lazımdı aslında...

Arılar bugünde süper çalıştı, ta ki akşam üzeri gümbürdeyene kadar.

Haftasonu itibarıyla çıkışlar tamamlanacak kısmetse...

Herşey yolunda şükürler olsun ki kötü haber tez ulaşır nasılsa.

Hiç yorum yok: