26 Şubat 2011

İznik'e Arıcılık Gezisi

Cuma günü son kez devletimiz için mesai yapıp, emekliliğe adım attıktan sonra...

Artık bana her akşam Cuma akşamı, her gün Cumartesi günü yeter ki sağlığımız yerinde olsun Allah'ın izniyle...

Hazır durum böyle iken ilk Cumartesi uzaklara yol alalım...

Selahattin Başkan'da önce İznik olmaz, Zonguldak'a gelmelisin diye sıkıştırıyor, kesin altından bir iş çıkar ama...

Bu oltayı yemeyi sonraya bırakayım. 

İlk ben yaptım demenin dayanılmaz hafifliğini tatmak ne güzel olurdu.

İznikli arıcı arkadaşlarımızla sürekli temas halindeyiz.

Nihat Çakmak arkadaşımız her seferinde gelin artık, gelin artık deyip duruyordu.

Amaçları biriktirip, toptan iş görmek her zaman iyidir.

Ben bu bahar Eskişehir'den oğul verip, biraz uzaklara daha batıya Mustafakemalpaşa'ya konacağım kısmetse...

Öyle olunca benim arılıkta birlikte arıcılık yaptığımız arkadaşlarımız bizler arımızı arttıralım demeye başladılar.

Yerimi dolduracaklar velhasıl.

Bu durumu duyan Yusuf abinin yanındaki gençlerde bizlerde alalım 3-5 dediler.

Hazır İznik'e gidilecek, bakalım o zaman satılık arı varsa...

Yusuf ve Birol abi de arı görünce dayanamaz ama haydi hayırlısı...



5 kişi atladık arabaya doğru İznik...

2 saat bile tutmadı yolculuk...

Yol üzerindeki arıcılara da yoklama çektik.

Yenipazar'da Hüseyin Avni Özcan abi yerinde, Arif Uysal abi ise Bilecik'te olması gerektiği halde Bozüyük'te kovan imalatında imiş, yok verildi.

Şu bizim ekibe sigarayı bıraktıramadan Eskişehir'den gidersem çok üzüleceğim.

Hele sigara molaları olmasa daha rahat yolculuk yapacağız ama...

Arabaya daha biner binmez mola planlaması yapıyorlar.

İznik'te Nihat kardeşimiz karşıladı ve bize depolarını gezdirdi.



Fenerbahçeli Nihat, ruşetleri de kendisine benzetmiş ama depoda duruyorlar zavallılar.



İlk iş Nihat'ların arılığına.

Bölgenin avantajı ılıman iklim olması...

Enginarlar nerdeyse ürün verecekler.

Arka planda baklalar göstermeye başlamışlar bile.



Nihat'ın babası 2 gün önce Umre'ye gitti.

Bizde onun yokluğunda da olsa arılıklarını ziyaret ettik.



Koloni sayıları bir hayli çoğaldı.

Tertip düzende üst düzeyde sayılır.



Çam ağacına basura böceği aşılama çalışmaları hakkında bir hayli sohbet edildi.

Başarılı olunmuş görülüyor.



Arka planda zeytinlikler ve İznik gölü...



Başka bir arılık.

Bu arılıkta bizim itiraz ettiğimiz ne varsa hepsini görmek mümkün.



Kapalı yerde bulunuyor arılar.

Önlerine dikenli teller çevrilmiş.

Nihat'a sordum domuz mu var diye?

İki ayaklılar zamanında musallat olunca teller gerilmiş ama bence gereksiz uygulama...



Arılar 20 çerçeve ile kışı geçirmeye çalışıyorlar ama yine de maşallah. 



Diğer bir arılık...

Daha tertipli düzenli.

Bu arılığın sahibi de Fahri amca ile beraber Umre'de...

Umre'den onay aldık ve bu arılıktan biraz arıyı yer değiştireceğiz haftaya kısmetse.



Rastgele birkaç koloni kontrol edildi ve bölgeye uygun güçte koloniler bulunuyor ve neredeyse tüm koloni güçleri eşit.



Arılık gezdik, her tarafımız çamur içinde...

Ayakkabılar, paçalar rezil.

İllaki Köfteci Yusuf'a gidilmeli imiş.

Kilo kilo yedik ve afiyet oldu.

Sonra İznik'ten vadiye gidişimiz için rota çizmeliyiz.

Navigasyon olmasına rağmen gündüz gözüyle rotayı belirledik.

İznik-Vadi rotası da tamam. Daha önce Bilecik-Vadi rotasında benim arıları aldığımızda ne unutulmaz günler yaşamıştık rota yüzünden.

Vadiye gelmişken birkaç arı da vadide bizimkilerden kurcaladık ama esas kurcalamayı yarın yaparız kısmetse...

19 Şubat 2011

İşler Yoğunlaşıyor.

Geçtiğimiz haftasonu Cumartesi arılara gidince Pazar istirahat günüydü.

Birol abi, Çerkez Muhterem abilere kek yapacaktı.

Çerkez, çerkeze işi havale etmiş.


Yusuf abi de ben Birol'a gidiyorum deyince bende gittim.

Çerkez Muhterem abi aslında işin kolayını bulmuş.

Keklerini bir de poşetletiyor.



Bu sabah ise yine ekiple vadiye...

Bademler hızlanıyor...



Geçen hafta Gökhan ve Fikri bana çaktırmadan kutularına şeffaf üst örtü kesmişler.

Bu haftada kontrolünü yapıyor kıs kıs gülerek Gökhan...



5 çerçeveye sıkıştırılmış bir koloni...

Genelde kolonilerimizi bu düzeyde eşitlemiştik-sıkıştırmıştık sonbaharda...

Sıkışık kolonilerin kışlama performansları çok yüksek olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Dışlarında ise strafor bölmeler...

Boşluk alanda ise hiçbir malzeme yok.

Zamanında fistan dolduruyorduk koloni az olunca. Şimdi yetmesi mümkün değil...



Bu da 5 çerçevelik ruşette kışlayan bir koloni...

Bu ruşetlerde havalandırma sıkıntısı var.

Arka bölümlerde arı olmayan yerlerde rutubet etkileri görülüyor.

Başka bir durum daha var.

Hatırlayacak olursak 5 çerçevelik strafor ruşet yapmıştım ve 3 çerçevelik bir koloni indirmiştik...

Şu anda durumları bizlere bu tür ruşetlerin başarılı olabileceğini gösteriyor.

Fotoğraf çekmek için zamanımız yoktu ki hava hafiften yağsam mı yağmasam mı deyince.

İşleri seri moda aldık, fotoğraf işi kaldı.



Dönüş yolunda yol kenarında tanıdık bir araba gördük.

Geçen hafta bizim yanımıza gelen avcı ekip bu kez bize yakalandı...

Durum 1 - 1 ...

Bundan sonra iyi oynayan kazansın.



Yedik, içtik ve keyiflendik...

Haftaya Allah Kerim.

12 Şubat 2011

Güzel Havada Arıcılık...

Hafta 7, biz 8; vadideyiz.

Bu hafta Pazar günü planlı olmasına rağmen meteorolojinin Pazar günü yağış tahminleri sebebiyle operasyon Cumartesiye alındı.

Güzel bir hava idi, Şubat ayı başı olmasına rağmen...

Vadiye varıldığında ilk iş geçen hafta deneme amaçlı yapılan oksalik asit buharlaştırma sonuçlarını görmek... 



Kolonilerde bir sıkıntı yok ve polen kutularından takip edebiliyoruz.

AGAM ekibinin kovanlarındaki gibi yapışkanlı kağıtlarımız ve tel altlıklı kovanlarımız yok henüz.

Tuş olmuş varroalar...



Biz varroa ile bilinçli biçimde kontrollü mücadele etsek bile yavru faaliyeti için sürekli zorladığımız kolonilerde varroa varlığını bitirmek mümkün değil ama görülen odur ki oksalik asit buharlaştırma da çok etkili bir yöntem... 



Kutuların tamamını ana arı varlığı-yumurtlama durumu ve besin açısından kontrol ettik...

Bir tanesinde çok ilgi çekici bir durum vardı...

Uçuş deliğini güzelce propolislemiş ve 1 arılık çıkış deliği bırakılmış, kapı güvenliği bu olsa gerek...



Kutuların altlarında havalandırmalar açık olmasına rağmen bu önlemi almaları çok hoş.

Bu kutudaki arıların hepsi en fazla 1,5 büyük çerçeve arı kadar olmasına rağmen propolisi derleyerek toplamaları da takdire şayan...



Fikri ve Gökhan kutuların genel kontrolleri öncesi hazırlık yapıyor.

Gökhan ise taş gibi kekleri 4 parçaya bölmek konusunda müthiş teknikler geliştiriyor.



Birol abi ise bu boşlukta çayı demlemiş...

Hava güzel olunca Hamza abi de domuzların rahatını bozmaya çıkmış karşı dağlara...

Domuzlarla nedense pek anlaşamıyor.

Gavur diye diye anlatmaya bitiremiyor domuzları...



Kutuları kontrol ederken, gördüğümüz bazı koloni davranışlarını da fotoğraflamak gerekiyor...

Eğer örtü bezi kullanılırsa arılar üstlerden geçiş için bezi petek örerek yükseltiyorlar.

Bu yükseltmenin propolisle yapıldığı şeklinde öne sürülen görüşlere katılmadığımızı belirtmek isteriz.



Kışlatılan çiftleştirme kutularında yavrulama faaliyetleri başlamış iyice..

Güçlü olanlarda 2 çerçevede yavru var iken çoğunlukla 1 çerçeve yavru görülüyor...

Yavrunun hızlanması ile artacak besin ihtiyacını karşılamaları için kekleri takviye ettik.

Arıya daha sık ulaşma imkanı olsa koyu sıvı ılık bir besleme süper gider kutular için ama bakalım emeklilikte...



Bu şekilde ballı duvar çerçeveleri olsa sorun yok ama her kutuda bu şekilde stok bulabilmek zor.

Bu yüzden gerekli takviyeler stoklama ruşetlerinden verildi.



Mavi kafalı ana arıları kutularda yumurtlarken görmek mutluluk verici...

Sonbahardan bu yana özel ilgi gösterdiğimiz kutuların artık yeni sezon süreçlerine başlamaları geçen sürede yapılan emeklerin karşılığı olsa gerek.



Yavru alanında çok ballı çerçeveler bulunan kutularda günlük yumurtalar gözlerdeki ballar tüketilerek atılıyor.



Sadece üst olan bir çerçeve...

Olmazsa olmaz değildir birçok malzeme...

1 üst çıta bile çiftleştirme çerçevesi vazifesi görebiliyor.



Hem de tüm yaşta kurtçukları içererek...

Bu sütlü kurtçukları gördükten sonra bahar gelmiştir bu topraklara...



Üst besleme kutularından verilen katı beslemeye rağbet üst düzeyde...

Kolonilerde stok konusunda problemimiz olmasa da bu beslemenin yavrulama faaliyetine olumlu katkısı sebebiyle sürdürüyoruz.

Bir nev'i damlama sulama yöntemi...

Ne kadar çok eleştirilir bu besleme şekli...

İllaki yapılmalı mı?

Arıcı karar verecek.



Hazır iyi havayı yakalamış iken...

Büyük kolonilerin bazılarında rastgele seçmece kontroller yaptık.

Yavrulama faaliyeti hızlanmış durumda...

Güçlü koloniler yavru alanını 2 çerçevede sürdürür iken, bazı kolonilerde yavru alanı açılmamış henüz.

Çok hızlı şekilde yavrulama faaliyetine geçmelerinden ziyade kontrollü açmaları daha uygun görünüyor...

Irksal farklarda yavruya başlamakta ve hızlandırmakta etkili görünüyor.

Bilecik hattı en az kadro kaybı ile kışı atlatırken yavru alanlarını da en hızlı açarken, Muğla hattı kadro kaybı yaşamasına rağmen yavrulamaya başlayıp kontrollü devam ederken, Kafkas melezlerinde kadro kaybı en yüksek durumda ve yavrulama minimum düzeyde...

Şu an için bu 3 hattın hangisi tercih ederim sorusuna cevabım ise aynı anda 3 hattı da tercih ederim.

Birbirlerinden üstün özellikleri ile zaafiyet yaşadıkları özelliklerini süreç içerisinde dengeliyorlar...

Haftaya şartlar müsait olursa tüm kolonilerde yavrulama faaliyeti kontrolünü yapmalıyız...

Yavrulama faaliyetine başlamamış kolonilerde ana arı varlığı kontrolü...

Sıkıntılı kolonilerde de problemi çözücü tedbirler almalıyız...

Ana arı konusunda sıkıntı yaşayan olursa kutular ne güne duruyor.



Yusuf abi, bu hafta akrabalarının cenazesi sebebiyle aramızda yoktu.

O halde kolonilerini kontrolü ekipte...

Haydi buyurun...




Biz işlerimizi bitirdik ve o esnada arılığı Setter'ler bastı...

Tepebaşı Avcılar Derneği Başkanı Sn. Nedim Uysal ve arkadaşları av dönüşü yanımıza uğradılar.

Birol abi'de aynı dernek yönetiminde...



Yorgunluklarını atmak üzere çay keyfi...



Bizde güneşten faydalanıyoruz yorgunluk üstüne...

Av köpekleri ise yerlerinde durmuyorlar bir türlü...



Sonra av ekibinin çalışmayan arabasına bir el atıverdik...

Birol abi'de yeni yıl kutlamalarına kaldığı yerden devam ediyor.



Sakarya nehri ise denize doğru boşa akmaya devam ediyor hem de gürül gürül...

Yine güzel bir haftasonu idi...

Hele saat 15:00 civarı tüm koloniler peşpeşe yavru uçurmaya başlayınca değmeyin gitsin keyfimize...

6 Şubat 2011

Arıcılık, Vadi, Güzel Bahar Havaları

Geçtiğimiz hafta arası gece sıcaklıkları uzun süreli -10 ° C civarında seyredince arılar aklımıza gelmiyor tabi ki, onların rahatı yerinde...

Atmışlar kapağı Sakarya nehri kıyısına ohhh...

Bugün yine vadi günü..

Misafirimizde vardı bugün.

Arıcılık.Gen.Tr forumdan Eskişehir'de ikamet eden büyüğümüz nam-ı diğer Hatkobi Dede Sn. Mehmet Bi , bizlerle idi...



Dağı aşarken yine klasik kar manzaraları...

Bölgeyi bilenler için sorun yok ama ya bu nasıl şeydir diyenleri de duyuyoruz.

Rakımsal fark diyelim.

Eskişehir'den vadiye seyahatta rakım olarak sırasıyla...

700'den başlıyoruz, 1310 görüyoruz ve nehir kıyısına 210 metreye iniyoruz.

O yüzden dağda kar, vadide bahar olması çok doğal...

Eskişehir'in en güzel tarafı da böyle bir klima bölgesine sahip olması zaten...



Birol abi neredeyse kısa kollu moda geçecek.

Arka planda Yusuf abi ve İlhan ilk koloni kontrollerini uçuş tahtasından yapıyorlar ve ön planda ise Birol abi ile Hatkobi dede nikotin yarışında...



Güzel havada arılıklarda hatıra pozları...



Ve Hatkobi dedemiz ile ben...

Geçtiğimiz günlerde arıcılık kursunda kursiyerlerden bir arkadaş abi sende kışın hep aynı montla resimlerde görünüyorsun dedi.

Burası Eskişehir, kırmızı-siyahı giydin mi, rahat gezersin...




2 hafta önce ana arısız kalan bir kutuya kurtçuk vermiştik.

Ana arı çıkmış...

Bakarken uçup gitti...

Tekrar döndü girdi içeri. 

Demek ki uçmuş...

Bir de normal yumurtlasın da ana arı üretimini Ocak ayına çekelim.

Bu tür sorunlu kutularda amaç kutuyu bahara kadar sürükleyecek oyalama uygulamaları verimli oluyor...

Kadroyu bahara taşıdıktan sonra, gerisi çok kolay.


Tüm kutuları kontrol ettik.

Daha doğrusu ben kutunun ne olduğunu kayıtlardan söyledim, Yusuf abi kontrol etti.



Geçtiğimiz hafta uyduruktan kontroller yaptığımızdan 1 kutu kekleri sıfırlamış yetmemiş balları da sıfırlamış.

Sonuç olarak bizlere ömür.

Kaldı 36...


İnci kutularda da kekler buhar olmuş...



Biz de takviye ettik haliyle...



Güzel havada, Birol abi sağolsun biz çalışırken çayı demlemiş...

Süper gitti...



Büyük kolonilerde de faaliyetler zirvede olmalı ki katı beslemeler ceviz kadar kalmış...

Buyurun size büyük meşgale...

Suya koşun, işiniz ne. Koskoca nehir önünüzde akıyor...



Duman dedikte aklımıza geldi...

Organik asitler...

Bugünlerde de yoğun ilgi görüyor.

Olması gerekene doğru yol alıyoruz hep birlikte.

Organik asitlerle ilgili hem yurtdışı hem de yurtiçindeki bilimadamlarımızın bilimsel yayınları mevcut.

Değişik uygulamaların, uygulanma safhaları-çeşitleri ile sonuçları bu makalelerde belirtiliyor.

Biz arıcılarda bu bilimsel çalışmalardan veriler çıkartarak uygulamalar yapıyoruz.

Bizlerin organik asitlerle tanışıklığı aslında çok değil. 3-5 yıllık hikayemiz var.

Ancak hem ülkemizde hem de yurtdışından çok uzun yıllardır kullanılıyorlar...

Uygulamalarımızı da çok fazla yayınlayamıyoruz, kendi güvenliklerine dikkat etmeyen arıcıların haberlerini duydukça...

Ayrıca öyle uygulamalar ve tavırlar görülüyor ki, neredeyse oksalik asidi de ben icat ettim, patladı gitti denilecek...

Seyyar Tayyar mı idi o adamın adı?

Uzatmadan oksalik damlatmayı çok kez denemelerde-uygulamalarda bulunmuştuk.

Ama oksalik buharlaştırma konusu uzaktan seyrettiğimiz bir uygulama idi...

Bursalı arıcı büyüklerimizden Sn. Mehmet Asım Gençünal ağabeyimiz uzun süredir oksalik buharlaştırma aparatları üzerine çalışmalar yapıyordu.

Sayesinde bizimde oksalik buharlaştırma aparatımız oldu sağolsun.

Oksalik asidimiz zaten olmaz mı?


Bir ölçek yani 2 gr. oksalik asit...


Hazneye koyuluyor oksalik asit...

Kimin bu eldivensiz el acaba?

Birazdan uyarı yazacağız eldivensiz-maskesiz yapmayın diye ama örnek olmak gerekir değil mi?



Üst bölmeyi hafif bir kıvırtma hareketi ile takıyoruz. 



LPG piknik tüpüne bağlı pürmüz sistemini ateşliyoruz...

Deneme yapmadan olmaz...



Bu ne güzel dumandır böyle...

Efkarlanmış bir oksalik asit...



İlk uygulama sonrası ısınan hazne, cozzzz diye soğutma sistemine değdiriliyor...

Soğumadan 2'nci tur oksalik konulmaması gerekiyor.



Haydi polenlikli 4 kovana deneyelim.

Varroa var mıdır?

Bence vardır...

Kutuları güzelce temizledik...

Haftaya bakarız...

Uygulama öncesi uçuş deliklerinin süngerle kapatılması öneriliyor arıların çıkmaması için ama ben uçuş deliklerini nakilde de kapattığımız bulaşık telleri ile kapadım.



İş bitimi bir uygulama daha...

Tansiyon aletinin pompası ile 2 fıs fıs yapılınca böyle duman çıkıyor.



Dayanamadım uçuş deliklerini açmak için bir kovanı hemen açtım...

Diğerlerini 10 dakika bekleyerek açtım...

Kapıdan çıkan buğulu arkadaşımı izledim.

Kendini tımarlıyordu...



Oksalik asit buharı arıların üzerinde buğu gibi bir tabaka oluşturuyor.

Varroaya yaptığı etki tartışılıyor ama benim savunduğum tez, oksalik asidin varroanın hem beslenme uzuvlarında hem de tutunma uzuvlarında aşınmalar yarattığı ve bu aşınmalar sonunda beslenememe sonucu ölüme doğru yol aldığı şeklinde...

Tutunma uzuvlarının aşınması ile de arının üzerinden düşmekteler. Yine bu durum beslenememe durumu yaratmaktadır.

Beslenemeyen varroa başka hiçbir hasarı olmasa bile azami 5,5 gün yaşayabiliyor.



Ve dönüşe geçiyoruz.

Hatkobi dedemizi gezdirmeliyiz diyen Birol rotayı Mayıslar köyüne doğru çizdi bile...



Çayköy'den Karaoğlan'a giderken yeni yapılan çeşmeden suyumuzu da içtik.

Ne yüksek debi ile akıyor bu çeşme...

Allah uzun ömür versin yapan/yaptıranlara...



Mayıslar köyü Ahmet abi'nin kahvede çaylarımızı yudumluyoruz, doyumsuz sohbetlerle...




Dönüşte ise Tandır köyü civarı...

Ekibin bu yıl polen-nektar alanları karlar altında...

Yine güzel bir gündü, bahar mı geliyor nedir?