28 Mayıs 2011

Bu Hafta Günler 6 Saat...

Bu hafta ortasından bu yana gündüz öğlene kadar arı çılgın gibi çalışıyor ve öğleden sonra başlıyor ortalık kararmaya ve gümbürrrr...

Bizde sabahın köründe yola düşüyoruz ama işler yoğun...

Tam işi yoluna koyarken gümbür...



Vadiden Yusuf abi'nin arılarını da Perşembe akşamı çıkardık...

Birol abi biraz daha kalacak..

Gece yağmurlarından nasibini ise 3 yıldır öylece yan yatmış halde duran kavak nasibini almış...

Güm diye Birol abi'nin kovanın üzerine...

Arılar kelime-i şahadet getirmişlerdir.



Açılıp, patlama-kırılma yok şükür...



1 kamyonet arı ve 1 kamyonet malzeme ile çıktık...



Tek katlılardan birisi ucuz yırtmış...

Attı dışarı kendini..



Akpınar artık kadraja girmiyor şükürler olsun...


Akpınar'da az ilerideki komşular bu yıl arı almışlar.

2 gün önce sahibi uğradı...

Yönlendirmişler büyük ihtimalle.

Uygun zamanınızda bakabilir miyiz bizim arılara?

Bakalım uygun zamanda dedik ve bugün tam da havanın en iyi zamanında geldiler...

Bir de oğul var, baksak...

At kafası...



Sahibi ve oğulu...



Silkelemek kolay oldu...

Diğer arıları da elden geçirdik bakalım...



Öğleden sonra yağış başlayınca biz depoda yapılacak işler bulmuşken Yusuf abi geldi...

Yanında da arıcılığa yeni başlamış olan Odunpazarı İlçe Tarım Müdürlüğü Veteriner Hekimleri...

Yağmur altında ana arı bulmamız gerekti...

Gün doğar doğmaz arılığa koşmak lazım ki gün 6 saat...

25 Mayıs 2011

Bahar Geldi de Gidiyor Bile... Ya Bize Ne Oluyor?

Bugün telefon çaldı...

Kayıtlı olmayan bir numara.

Ben Şenol hoca, iyisin değil mi?

Şenol Zihni hocam arıyor velhasıl...

Ya ne zamandır hiç ses yok senden, blogta da yazmıyorsun.

Halbuki 2 gün önce Mustafakemalpaşa'da idik ve hocama yine su almaya gidecekken son anda plan değişti, hocamın merakı kalmazdı ama hocamda haksız sayılmaz ki 20 gün ben blogta yazmamışım...

Ne kadar ayıp...

Bugünlerde çok kurduğum bir cümleyi kurayım bari...

Ben hangi arada mesai yapıyormuşum?

Neyse sağlığımız ve huzurumuz yerinde çok şükür.

Neler yaptık bu arada?

Aslında o kadar çok şeyler yaptık ki zaman geçince hükmü de geçiyor.

Yüzeysel bahsedelim biraz...



Şu anda vadide değiliz ama biraz vadi günlerinden bahsedelim.

Akşamüstü kavak gövdesinde bir oğul...

Ana arı boyasız ve numarasız olunca ve üstelik ilk oğul değil...

Ekibe son katılana hediye edildi gitti, alt tarafı bir mangal yakılır hesap kapatılır.

Sahibi bulunsa fatura çok daha güzel kesilir de.



Yusuf ve Birol abi, ana kutularını tarlacı kaybetmesin diye yakın diğer köye götürmüşlerdi...

Orada arı kuşu saldırısı çoğalınca tekrar Erol abi'nin nar bahçesine getirdiler.

Ama ertesi gün ben arılıkta Yusuf abi'ye arı kuşu seslerini canlı dinlettim.



Kenan Gişan abi de bizlere birer damga yaptı bakalım...

Yeni çerçevelerimize vururuz damgayı...



Denemeden olmazdı...

Olay tamamdır.

Gerçi bizim "Њ" simgesi biraz daha farklı ama bu damgada "b" biraz yuvarlak kaçmış...

Ağzımı bile açmam ki, sen tornacı değil misin kardeşim gel yap derler sonra...

Yapacak yeri bulmakta çok zor bu işleri.

Dostlar olmasa işimiz zor.



Ve vadiden ilk önce satılan arılar çıkıyor.

Un eleği gibi kovanlarla arı taşınırsa...

Birol abi, öyle yaptı, böyle yaptı olmadı..

Komple sinek teli operasyonu süperdi...

Olan bizim 1 şerit zımbaya oldu.



Akpınar'da geçtiğimiz yıl ektiğimiz oğul otu tam manasıyla canavar gibi..



Vakit bol olunca vadiye hafta arasıda gidiyoruz.

Bu sefer bizim ekip kıvıramaz ki çıktığı kovan kayıt altında...

30 metrelik kavağa sarmaya başladığında gördük arkadaşı.

Dağa - taşa bir hediye olsun...

3 saat sonra çekti gitti.



Hafta içi gittikçe böl böl getir Akpınar'a...

Bugün ise 5 çerçevelik straforlar sıkıştığından büyük kovanlara almak zorunda kaldık...

Vadide biraz uzun kaldık bu yıl...

Vardır bir hikmeti.


19 Mayıs tatilini fırsat bilerek...

Yine Mustafakemalpaşa...

Operasyon başlıyor.

Konteyneri getirmek gerekir yavaş yavaş.

Toprağın üzerine koymaktansa hiç olmazsa geçici olarak 1 sıra BİMS dönmek mantıklı geldi...

Hallettik 2-3 saatte.



Ertesi gün sabah kahvaltısı öncesi...

Dayımın evden akasyalar ve Kirmastı çayı...

Akasyalar bu yıl 20 gün kadar geç açtı ki geçmiş yıllar fotoğrafları 25 Nisan gibi görünüyor.



Öğle saatlerinde atladık vince, doğru Bursa'ya...

Attık kaplumbağa kabuğu gibi sırtımıza...

Bu halde bir de Ford servise girdi vinç.



Sonrasında hopppp yerine...



Orhangazi'da üretilen ana arılardan 2 tanesi dayımın kolonilere verilmişti.

Görüntüleri çok güzel bakalım, süreceğiz bala...

Kendi bölmelerimde de var ama fırsat bulup 8 tane bölmeyi kontrol bile edemedik...



Sonra ekiple bu kez ilk deneyimimiz olacak Kestane bölgesi yer ayarına...



Orman yolunun kıyıları kullanılacak...

İnanılmaz güzel görüntüler.

Ama kotalı kovan giriş izinleri...

Kestane ormanları talep patlaması yaşıyor...

Hepimize yeter ama kendini bilmez çok bireyimiz olunca, arıcılık camiasına karşı tepkiler kaçınılmaz oluyor.



Kestane ormanları...

Milli değerler ama korumak çok zor artık...



Orman inişinde Marmara Denizi...



Ada bahçede nam-ı diğer çiftlikte konteyner konmuş halde ertesi sabah bir bakalım dedik...

Yine bölmeleri açıp bakmak mümkün olmadı ki dayımın arıları ayar etmemiz lazım...



Kardelen hanım da bana eşlik etti sabah sabah...



Ben Cumartesi günü Mustafakemalpaşa'daydım ama ekibin neler yaptığını görmem mümkün.

Onlar farkında değiller ama...



Elimizde kutu kalmadı...

Bu yıl kışlattığımız kutular, diğer tüm boş kutuları doldurdu...

Ana arı çiftleştirme kutusu kışlatmanın dayanılmaz hafifliği...



Gece Mustafakemalpaşa'dan döndüm, ertesi sabah vadiye...

İlk iş arıların sevklerini halletmek.

Sonrasında soğun çuvalı operasyonu...



Mesai çıkışı da ekip yetişti...

1 kamyonetle çıktık ki daha önce iyi ki götürmüşüm bölmeleri...


Sabah Akpınar'da şölen vardı...

Hava da süper olunca...



Kat atmadan idare ede ede, ancak bugüne dayanabildik...

Apar topar hemen katlarını sürüverdim.

30 kadar...

Ayarlarını yaparız günden güne...



Akşam üzeri ise yavru uçuşu...

Yine ballıbabaya bulaşan kırmızı kafalar başladı...

Bir Akpınar klasiği...



Küçücük kutular, ruşetler nasıl da geliştiler maşallah.



Akşam yine vadi...

Bu kez ekip çıkıyor bizim...

Onlarda yapmışlar çuval operasyonunu...



Artan bölüme de Yusuf abi attı birkaç koloni Akpınar için...

Kırmızı kafa geliyor mu diye sorunca...



Artık gece görüşümüzle Akpınar'dayız. 

Arı indirme operasyonu sonrası ne ahkamı kesiyorsak.



Yeni sehpalarımız da geldi...

Bende dayanamadım biraz daha yaptırdım...

40 tane oldu sehpalar.

80 kovana 40 sehpa..

80 kovanla sehpaların buluşması uzaklarda bir yerlerde gerçekleşecek ama şimdiden hazırlamak lazım.



Akpınar'a inişler tamamlandı.

Yer gök arı oldu ama gece 01:00'da eve ulaşınca sabah apar topar çıkarken fotoğraf makinasının olmadığını arılıkta anladım...

Çekmek lazımdı aslında...

Arılar bugünde süper çalıştı, ta ki akşam üzeri gümbürdeyene kadar.

Haftasonu itibarıyla çıkışlar tamamlanacak kısmetse...

Herşey yolunda şükürler olsun ki kötü haber tez ulaşır nasılsa.

6 Mayıs 2011

Arının Peşinde Bir Oraya Bir Buraya...

Biraz Eskişehir'de biraz Mustafakemalpaşa'da süreci yaşıyoruz bakalım...

Geçtiğimiz Cumartesi yine vadide idik.

Havada güzeldi hani, şimdiki havaya bakınca...



Erol abi'de nar bahçesini çapalıyor...



Harika makinalar, un gibi yapıyor toprağı.



Ana arılar yetişip, kolonilerde kat isteyince bölme yapma zamanı...

Nasılsa Pazar günü yolculuk var...

O halde bölüp, ilgili kolonilerin üzerine koyuyoruz ruşeti...

Ana arıları da tüpte taktık, gitti...



Biraz da tarlacı toplayalım...

Cumartesi akşamı ayrılırken büyük koloniler geriye yere ve bölmeler büyük kolonilerin yerine...



Sabahta biraz daha uçum aldılar ve Pazar sabahı yükledik..

Tek sıra 8 ruşet alıyor Doblo...




8 tane ana arı taktık ya olur ya kabul edilmeyen olur diye 2 tane de kutu attık...



Ve ruşetler ile 2 kutu ada bahçede...

Dayımın arılarının devamında...

Üzerlerindeki kırmızı çuvalları alıp, örtü tahtalarını koyduk...

Ana arılarına bakmak ancak Çarşamba akşam bakmak nasip oldu...

8/8 tamamdır...



Dayımın arıların bakımlarına devam ettik... Polen dipliklerini taktık...

Ancak bölgede bezelyelere yapılan ilaçlamalardan bir hayli tarlacı kaybı gözlemleniyor...



Fidelerinde bakımı devam ediyor.

Ancak ilçede herkes ekimlerin geciktiğinden yakınıyor...

Toprak tavını ne zaman alacak bakalım?



Kirazlarda çiçekte tam zirve yapmışken yağmura ve soğuğa maruz kaldılar, hayırlısı bakalım.



Salı günü akşam üzeri de arıların bala götürülmesi için yer bakmaya gidildi...

Yolda ise İlhan ve Mehmet hoca'lar bu yıl arıya doymamışlar, yine Karacabey'den arı aldılar...



Ihlamur-Kestane için yer konusunda sıkıntılar var ama ekip çözecek bu hafta kısmetse...

Biz yine de gezmiş olduk yağmurlu bir günde bölgeyi...

Eskişehir'de hazırladığımız kolonilerden bir miktarını sürelim bakalım burada oyuna...



Dönüşte hava kararmak üzere ekibin arılarına gittik...

Polen toplamaları için gitmeleri gerekiyor hergün..



Dıştan takmalı polenlik yaptırmışlar, 2 gruba gün aşırı takıyorlar...

İlk edindikleri kovanların düz kovan olmasından yakınıp duruyorlar, bilmiyorduk ki ilk başlarda diyorlar...



En sonunda ruşetlerde yumurtayı görünce...

Dayımın kolonilerden birisinden arı böldük, dayımın hiç alışık olmadığı birşey...

Kutunun birinin ana arısını taktık...

Kalan diğer kutunun ana arısını da dayımın mum güvesine konak olarak tahsis ettiği İnci kutusuna indirdik, diğerinin de arılarını koyarak...

8 çerçeveden 2 ballı çerçeve ile 2 boş kutumu aldım geri...

İnci tek ana arıyla kaldı...



Ada bahçede bu aralar ıslak...

Dobloyu zorla sokabiliyorum arıların başına kadar ama dayım kamyoneti yolda bırakıp, taşıyor malzemeyi...

Günün büyük bölümünü diğer çiftlikte geçirip, akşam eve dönüşte Ada bahçeyi dolanıyoruz.



Arıların işlerini bitirmek bu bozuk havalarda mümkün değil ki, kaçarak iş yapmaya çalışıyoruz.

Böyle olunca soğanların otları kaldı...

2 sıra mısır bile ekemedik...


Ve sonunda arı kuşları işin cılkını çıkardılar...

Nehir kenarında arıcılık yapmanın sıkıntıları işte...

Neyse bunlara da yeter arılar.


video

Saldırı mı desek ziyafet mi desek...



Sonra ben biraz yükseklere çıktım...

Erikler fındık kadar olmuşlar ya, Kardelen'in siparişleri toplanıyor.



Dama çıkmışız işte, daha ne...



Artık maceramıza bir de konteyner katıldı, Allah sonumuzu hayır etsin.